Abdurrahman Yalçınkaya"yı unutmak ve bir daha hatırlamamak!

00:0022/10/2010, Cuma
G: 4/09/2019, Çarşamba
Özlem Albayrak

Size ne düşündürdü bilmiyorum ama; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya''nın dünkü (21.10.2010) başörtüsü çıkışı beni Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) filmine götürdü.Aranızda izleyenler vardır, ama izlemeyenler için özet geçersek, film ayrıldığı sevgilisini unutmayı denedikçe hatıraları canlanan ve sonunda acıdan kurtulmanın tek çaresini hafızasını sildirmekte bulan bir adamın; unutmak isteyişi ve unutamayışı üzerineydi.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman

Size ne düşündürdü bilmiyorum ama; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya''nın dünkü (21.10.2010) başörtüsü çıkışı beni Sil Baştan (Eternal Sunshine of the Spotless Mind) filmine götürdü.

Aranızda izleyenler vardır, ama izlemeyenler için özet geçersek, film ayrıldığı sevgilisini unutmayı denedikçe hatıraları canlanan ve sonunda acıdan kurtulmanın tek çaresini hafızasını sildirmekte bulan bir adamın; unutmak isteyişi ve unutamayışı üzerineydi.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Bey''in başörtüsüne serbestiyet konusu gündeme gelir gelmez "laiklik" konusunda siyasi partilere gözdağı vermesi, unutmak istediğim 2007 yılını yeniden gözümün önüne getirdi.

Başörtüsü konusunda demokratik bir adım atmak isteyen hükümet partisi Abdurrahman Yalçınkaya''nın "laiklik aşkı"na kurban gidiyor, kapatılmasa bile "irticai faaliyetlerin odağı" olmak suçundan hüküm giyiyordu vaktiyle.

Yine aynı şey oluyor işte; dönüp dönüp Eternal Sunshine of the Spotless Mind oynuyor. Artık bu toplumun ortak hafızanın dipfrizine göndermek istediği her şey bir heyula gibi geri geliyor.

Bu ülkenin bürokratik oligarşisi, "laiklik aşkını" bu memleketin tepesinde pişirilecek boza niyetine kullanmaya devam ediyor; kendileri dışında kalan herkesin unutmak isteyeceği bir acı kaynağına dönüştürdükleri "laiklik hassasiyeti"ni bir kez daha bir sopaya dönüştürüyor, aba altından gösteriyor.

İşte görüyorsunuz Abdurrahman Yalçınkaya''nın sahne sırası geldi, çıktı ve çatır çatır da oynuyor.

Aslında bendeniz, Abdurrahman Yalçınkaya''nın bırakın tehditlerini, siyasete müdahale hamlelerini filan, adını bile tamamen unutmak ve bir daha da hatırlamamak isterdim.

Ama hayır, bu ülke bir topaç gibi sürekli kendine dönüyor. Unutmak, sana, bana, ona, kimseye nasip olmuyor, olmayacak gibi görünüyor.

Özgürlük yolunda bir adım mı atıldı, Abdurrahman Bey, tehdit kılıcını, muhtırasını tepemize dikiyor, demokratik bir karara mı niyetlenildi, kötü karakter kulisten perdenin önüne fırlıyor.

Abdurrahman Yalçınkaya ve bilimum bekçiler, adlarını da, tehditlerini de unutmamıza asla izin vermiyor.

Sadece Abdurrahman Yalçınkaya mı? Unutmak istediğimiz o kadar çok saçmalık var ki…

Mesela şu "türban siyasi simgedir" lafı. İnsanda artık kusma hissi uyandırıyor, bu ve benzeri yasak gerekçesi bahaneler, ipe un sermeler, topu taca atmalar, insanın içini bulandırıyor.

Ama yine de, hergün ama hergün Canan Arıtman''ların, Necla Arat''ların, Bedri Baykam''ların, Nur Serter''lerin, Kemal Alemdaroğlu''ların ve benzerlerinin ağzından üstümüze üstümüze akıyor.

Unutmamıza, asla ve kat''a izin verilmiyor.

Mesela, "Türbanlıların üniversiteye girmesi, başı açık olan kadınlara baskı anlamına gelir" sözü. Bu cümleyi 13 yıldır duyuyor olmaktan mutlu musunuz sözgelimi? Bendenizin fikrini sorarsanız, hiç duymamış olmayı dilerdim.

Keza, "Başörtüsü Kur''an''da var mı bakalım, bazı Hocalar yok diyor" cümlesi de artık yalama yaptı, söyleyeyim. Tahammül eşiğim bu cümleleri duymaya katlanmayı bir kenara bırakın, bir kez ağzına almışları bile şahsen Jüpiter''e filan ışınlamak isteme noktasına kadar gerilemiş bulunuyor.

Bir insan aşık olduğu insanın anısını bile unutabilir Sil Baştan filminin anlattığının aksine bence... Ama bu ülkedeki hastalıklı laiklik aşkını kimse istese bile unutamıyor. Rejim bekçileri, asla unutturmuyor.