
Siyaset böyle bir şey. Ne kadar uzaktan bakarsan falsolarını, açıklarını, defolarını görme ihtimalin o derece artıyor. ''Görme Biçimleri''ni toplumsal ve davranışsal donelerle açıklayan Berger katılır mı bilemem ama, daha iyi görebilmek için yakınlaşmak yerine uzağa çekilmenin gerekli olduğu -bana kalırsa- tek alan.
Görmenin nasıl kurulduğunu, arkeolojisini, tarihini ve tarifini içinde bulunanların pek de idrak edemediği; o yüzden ''avantaj'' niyetine ellerine alıp salladıkları iplerin, biranda aleyhlerine dönebilecek bir ''dezavantaja'' dönüşebileceğini hesap edemedikleri, edemeyebilecekleri bir sanat dalı siyaset.
Yanlış anlamadınız; ''Apo''yu asamadınız, ip mi yoktu?'' sözleriyle eline aldığı ipi hükümetin yüzüne sallayan MHP Lideri Devlet Bahçeli''nin çıkışından bahsediyorum. Yakınlaştıkça, içine girildikçe, dibine varıldıkça ''görme''yi kısıtlayan, daraltan bir hal tevzi ediyor gerçekten siyasetin anatomisi. Ve tevarüs edilenleri de hatırlama becerisi. Çünkü MHP''nin, DSP ve ANAP ile koalisyonu sırasındaki ''icraatsızlıkları'' arasında en çok tepki çeken meselelerin başında geliyordu teröristbaşının idam edilememesi hususu. Hatta daha ileri giderek ''Milliyetçi Hareket Partisi''nin bir önceki seçimde baraj altında kalmasının en büyük sebebi budur ve seçmen tarafından ''iktidar uğruna ilkelerden verilmiş bir taviz'' kapsamına alınarak MHP''yi sandıkta cezalandırma sebebine dönüştürmüştür'' dersek bile yalan söylemiş olmayız.
Çünkü koalisyon hükümeti döneminde fiilen uygulanıyor olmasa da, TCK''da idam cezası vardı 1999 yılında Türkiye''ye teslim edilmiş olan teröristbaşı asılamadı. Asılamadığı gibi aynı koalisyon hükümeti seçime birkaç ay kala 2002 yılında idam cezasını kaldırdı. Bahçeli''nin hiç açmaması, hatta yanından yöresinden bile geçmemeye dikkat etmesi gereken bu konuyu, toplum katmanlarında yükselme trendine giren hamaset rüzgarına sırtını ve argümanlarını yaslayarak bir seçim malzemesi olarak dillendirmeye kalkışması, partisi ve kendisi adına büyük bir strateji hatası ve doğrusu ''urganı kendi eliyle boynuna geçirmek'' fiilinin en güncel tezahürü olarak görünüyor buradan.
Gerçi işin, o dönemde Apo''nun resmi söylemde olmasa da ancak ve ancak ''asılmaması'' şartıyla Türkiye''ye iade edilmesi gibi bir boyutu da var. Bu anlamda MHP''nin bu konuda gördüğü gadrin çok fazla olduğu yönü de var yani. Ancak, bu Bahçeli''nin tam da suçlandığı konuda, ''ipli'' siyaset yapmasını temize çıkarmaya yetmiyor.
Bu tür, gerçeği ve bu gerçeğin toplum nazarındaki izdüşümlerini ''görmemek''ten kaynaklanan tutarsızlık politikalarını, sonradan ayağına dolaşacak çelişkili sözleri, yapıp ettiklerine ters düşecek konumlanmaları ilk kez MHP''de görüyor değiliz elbet. AK Parti dahil olmak üzere hemen bütün siyasi partiler dönem dönem stratejik ya da retorik hataları yapmış, liderler yağlı urganları kendi elleriyle siyasi kariyerlerinin boynuna geçirmiştir. Bu konudaki rekor da Bahçeli''nin elinde değil, millet tarafından evlerine gönderilmiş olan –hepimizin çok iyi bildiği- o sabık liderlerdedir. Arasıra gözlerinin hala çöplükte olduğu haberini aldığımız o eski liderlerde.
Bahçeli''nin -bana sorarsanız- bu ilk söylem hatası, ilk yanlış kartı açması, başta terörün tırmanması olmak üzere hepimizce malum olan çeşitli sebeplerden ötürü tavan yapan milliyetçi hislerin rüzgarını arkasına almak, o itici güçle iktidara dek yükselme arzusundan kaynaklanmış bir hatadır ve doğrusu büyük bir hatadır.
Neden? Şundan… Bu ülkenin şu aralar en az ihtiyacı olan şeyler, galeyana getirici, ajitasyona sebebiyet verici, tetikleyici, ırkçılık ve ayrımcılığı körükleyici konuşmalar çünkü. Her şeyden önce, ''Kürtler'' dendiği anda aklına şehitleri gelen ve diş bilemeye başlayanların oranı eskiye nazaran çok yüksek. Ayrıca herşeyi yakmaya hazır bir kıvılcım gibi bekleyen milliyetçiliğin çeşidi de tek değil; dini ve geleneği tamamiyle reddeden yalnızca ''kemalist öğretiler'' konusuna milliyetçilik hissiyatı geliştirmiş ne idüğü belirsiz, kırma bir ''ulusalcılık'' sözkonusu mesela bu ülkenin milliyetçilik yönelimleri arasında.
Bir de ne harareti, ne yoğunluğu önceki ikisi kadar yüksek olmasa da, kriterlerini tam tekmil yerine getirip kapısına gittiğimiz AB''den sürekli red cevabı almanın oluşturduğu gerilimden doğan bir milliyetçilik damarı var mesela. Şu aralar düşük profil gibi görünse de, AB''den tokat yedikçe gürbüzleşeceğine, milli gururumuz yıprandıkça insiyaki bir tepki olarak dallanacağına emin olabilirsiniz. Milliyetçilik bütün modern toplumların ''ilgilenmek'' zorunda olduğu bir konu ama, biliyorsunuz ki çevresi düşmanlarla çevrili (!), bütün dünyanın gözünü diktiği (!), milletine izmihlalin reva görüldüğü (!) bir ülke Türkiye ve elbette milliyetçiliği daha hassasiyetli. Türk milleti korunmaya daha gereksinimli (!).
Bahçeli, rakibi olan pek çok siyasi gibi uçuk ve halkı düpedüz kandırmaya yönelik söylemlere prim veren bir lider olmadığı gibi, muhalefette kaldığı süre boyunca serinkanlı duruşuyla galeyana getirici olmayan, dengeleyen bir lider imajı vermeye dikkat etti. Ancak yükselen bu milliyetçilik dalgasından vazife çıkarmaya kalkıp, mevcut hissiyatın hassasiyetini ''görmeden'' siyaset yapmaya kalkmak kimseye bir fayda getirecek gibi görünmüyor. Teröristbaşı üzerinden milliyetçi oyları toplayacağım diye attığın ipin, dönüp dolaşıp siyasi kariyerinin boynuna yağlı bir urgan olarak geçme ihtimali de cabası...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.