Haşim Kılıç"ın amacı neydi?

00:0030/04/2014, Çarşamba
G: 12/09/2019, Perşembe
Özlem Albayrak

Haşim Kılıç"ın Anayasa Mahkemesi"nin 52. Kuruluş Yıldönümünde yaptığı konuşma, büyük tepki çekti. "Cüppelilerin siyasete ayar verdiği günleri geride bıraktığımızı sanıyorduk, n"oldu da bir cübbeli kötü hatıraları canlandırdı?" tepkilerine beklendiği üzere "Bir zamanlar Haşim Kılıç"ı yere göğe sığdıramıyordunuz, n"oldu da şimdi konuşmasını eleştiriyorsunuz?" cevabı geldi. Ama bu cevabın sahipleri, vaktiyle eşi başörtülü olduğu için Haşim Kılıç hakkında aylarca ardı arkası gelmeyen, olmadık tezviratlar

Haşim Kılıç"ın Anayasa Mahkemesi"nin 52. Kuruluş Yıldönümünde yaptığı konuşma, büyük tepki çekti. "Cüppelilerin siyasete ayar verdiği günleri geride bıraktığımızı sanıyorduk, n"oldu da bir cübbeli kötü hatıraları canlandırdı?" tepkilerine beklendiği üzere "Bir zamanlar Haşim Kılıç"ı yere göğe sığdıramıyordunuz, n"oldu da şimdi konuşmasını eleştiriyorsunuz?" cevabı geldi. Ama bu cevabın sahipleri, vaktiyle eşi başörtülü olduğu için Haşim Kılıç hakkında aylarca ardı arkası gelmeyen, olmadık tezviratlar üretenlerin ta kendileriydi. Bu çelişki avcısı tezviratçıların, dönme dolaba dönmüş hallerini görmeleri için sadece aynaya bakmaları yeterliydi. Üstelik, Haşim Kılıç"ın parti kapatma ya da benzeri davalardeki demokrat tutumunu alkışlamakla, reel-gündelik siyasete buyurgan edalı, azar tonlu çektiği söylevden ibaret mahut konuşmasını eleştirmek de kanaatimce son derece tutarlıydı. Zira, durulan yer aynıydı, mevzu demokrasiydi.

Meselenin bu tarafı bir yana, Kılıç"ın cümleleri Başbakan"ın, Cumhurbaşkanı"nın ve pek çok siyasinin yüzüne bakılarak söylenen o cümlelerin adres tespiti için bence yeterliydi:

"İkinci Dünya Savaşı felaketini yaşamış Avrupa"nın geçmişte yaşadıkları ile bugün geldikleri seviye çok önemli mesajlar vermektedir. Dünya"da dini, etnik ve sınıf savaşlarının en yoğun yaşandığı bölge olan Avrupa, komünizm ve faşizm gibi totaliter rejimlerden demokrasi ve hukuk devleti mücadelesini vererek kurtulmuştur. Demokratik değerleri, hukukun üstünlüğünü ve hukuk devleti anlayışının gereklerini tekrar tekrar konuşmak zorundayız."

Demokrasi dışı yönetimlere örnek verilecekse bugünkü Mısır"a ve Sisi"ye bakılabilir, neden 70 yıl öncesine uzanmak zorundayız ki? Başbakan Erdoğan"a "diktatör", "Hitler" yakıştırması yapmak suretiyle hem Gezi"de, hem 17 Aralık sonrası cemaat yayın organlarında çekilen diskuru tekrarlamak için mi? Evet, farkındayız Mısır bugünlerde kimseyi açmıyor, ama İkinci Dünya Savaşı komünizm ve faşizm örnekleriyle bugünkü Türkiye"yi kıyaslamak en hafif tabirle abesle iştigal ve dünyanın en büyük haksızlığı anlamına geliyor.

"Son dönemde yargı, bu konuyla ilgili olarak "paralel devlet" ya da "çete" diye nitelendirilen çok vahim, çok ciddi ve çok ağır bir suçlamayla karşı karşıyadır... Başta yargı ve yürütme organları olmak üzere herkes bu iddialarla ilgili bilgi, belge ve delilleri ortaya koymak zorundadır."

Biliyorsunuz, ortada delil kanıt bırakmadan tüymüş olanların moda savunması "paralel yapılanma varsa, kanıtlayın" cümlesi. Hergün bir cemaat üyesinden, hergün bir cemaat gazetesinin satırlarından, ekranlarından duyduğumuz, gördüğümüz, okuduğumuz üzere bu cümle, apaçık şekilde cemaat söylemi tekrarı... On kişilik bir kayıkta dokuz suçlu, bir masum varsa o kayık batırılmaz, meselleri de öyle. Toplu kıyımlara, cadı avına hepimiz karşıyız elbette ama devlet güvenliği meselesine dönüşmüş sözkonusu yapının binlerce kişiyi mağdur eden hukuksuz dinlemeleri dert etmek yerine, yargıdaki yer değiştirmeleri mesele yapmak, biraz fazla tuhaf değil mi?

"Görevi, maddi gerçekleri ortaya çıkarmak olan yargının karşı karşıya kaldığı bu iddianın adı "vicdan yolsuzluğu"dur."

Size ne çağrıştırdı bilmem, ama "vicdan yolsuzluğu" ifadesi bendenize, 17 Aralık sürecinde hükümete yöneltilen "hırsız, yolsuz" iddialarını hatırlattı... O iddianın sahiplerini hatırlatmama gerek var mı?

"Bizler adil olmayı kutsal bir görev kabul eden bir medeniyetin mensupları olarak, gücün ve şartların etkisiyle gömlek değiştiren bir karakterin sahibi olamayız."

Başbakan"ın 10 yıl önce "milli görüş gömleğini çıkardık" demesi, neden bir yüksek yargı mensubunun atıf yapması gereken bir cümle olsun ki? Bir seçilmişin siyasi kariyeriyle ilgili kurduğu, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi Başkanı"nı enterese etmemesi gereken o cümleyi Başbakan"ın yüzüne karşı söylemek, "Başbakan"ın şahsıyla ilgili özel bir hesap mı var?" algısı uyandırmaz mı? Ayrıca, çok nezaketsiz ve yakışıksız değil mi?

Yine de bendeniz, siyasete yönelik, aslında bizzat Başbakan"ın şahsına yönelik bu azar tonunda eski darbe günlerindeki "dizayn" çabasını görmedim. Gördüğüm şey, cemaat-CHP tezleriyle örülmüş bir siyasi rekabet girişimiydi. Bazı cemaatçilerin öngördüğü üzere Haşim Kılıç"ı CHP, MHP ve cemaat muhalefetinin karar kıldığı ortak isim olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak görürsek de şaşırmayacağım.