Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Kutalmışoğlu Süleyman Şah Nasıl ve Nerede Öldü?

Kutalmışoğlu Süleyman Şah Nasıl ve Nerede Öldü?

Şaban Abak
Şaban Abak Gazete Yazarı

Süleymanşah Türbesi’yle ilgili operasyondan birkaç gün önce sanki yapılacağını biliyormuşum gibi, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın fetihlerini ve şehit oluşunu da anlatan bir kitap okumaya başlamıştım. Hiç bu kadar güncel bir tarih kitabı okumamıştım doğrusu.

Kitap, birkaç yıldan beri iç çatışmalar, terör saldırıları ve örtülü savaşlar yüzünden büyük acılar yaşayan Suriye- Irak- Anadolu coğrafyasının; bilhassa Halep ve çevresinin 1055-1127 yılları arasındaki tarihini anlatıyor.

Yazarı Kemalüddin İbnü’l Adîm, bu dönemde Halep’te Kadılık yapmış.

Önce 20 ciltlik bir tarih kitabı yazmış, sonra bunu özetleyip üç ciltlik yeni bir kitap yazmış. Adı “Zübdetü’l Haleb Min Tarihi Haleb”. Merhum Prof. Dr. Ali Sevim, tarihçi olmayan okurlar için bu kitaptaki Selçuklular’la ilgili bölümleri bir araya getirmiş. Çok yararlı, çok çarpıcı bir eser çıkmış ortaya.

Süleymanşah Türbesi’nin taşınması konusu gündemdeyken, merak edenler için kitaptan ilgili bölümleri aktarmak istiyorum.

Kitap 1055-1127 arasındaki olayları Halep eksenli ele alıyor. Büyük Selçuklu Devleti İran’da ve başta Sultan Melikşah var. Musul’da, Ahlat’ta, Diyarbakır’da, Şam’da, Kudüs’te ve İznik’te de Sultan Melikşah’a bağlı Türk beyleri var. Halep ise Selçuklu’ya bağlı ama Arap Emirler tarafından idare ediliyor. Antakya ise bu sırada yaklaşık yüz yıldan beri Bizans işgalinde.

51'inci sayfada "Kutalmışoğlu'nun Antakya Seferi" başlıklı bölümde şöyle deniyor: Kutalmışoğlu Süleyman, Antakya'yı fethetmek arzusuyla 477 yılında (1084) askerlerinin başında olarak Nikiye (İznik)'den süratle yola çıktı. Dar geçitlerden ve geceleri yolculuk yaparak ilerledi. Yolu üzerinde Umraniyye adlı bir çiftlikteki insanları gelmekte olduğunu haber vermesinler diye öldürdü. Antakya'ya varınca gece iplerle surlara çıkan askerler inip Fâris Kapısı’nı açtılar ve Süleymanşah 280 (iki yüz seksen) kişi olan askerleriyle bu kapıdan şehre girip kapıyı derhal kapattılar. Böylece şehri fethettiler. (10 Şaban 477 pazar= 12 Aralık 1084 Perşembe). Şehir halkı sabah oluncaya dek durumu anlamadı, fakat sabah olunca Türkler, yani Süleymanşah'ın askerleri büyük bir nara attılar, halk nara atanların Philaretos'un askerleri olduğunu zannederek çarpıştılar ve yenilgiye uğradılar, sonunda şehrin saldırıya uğradığını anladılar. Bunun üzerine bazıları kaleye kaçtı bazıları da surlardan atlayarak kurtuldular. Süleymanşah'ın askerleri az olduğu için 300 atlısıyla Mencekoğlu gelip ona katıldı. (Mencekoğlu, bir Türkmen beyi imiş.) Süleymanşah halka aman verip onları evlerine gönderdi.

Müslümanlar 15 Şaban Cuma günü 477 (17 Aralık 1084) Kusyan (Kawasayana denilen büyük kilise)’da 110 müezzin tarafından okunan ezandan sonra namaz kıldılar. Böylece 969 yılında Bizans İmparatoru Nikephoros Phokas'ın görevlendirdiği komutan Burtzes tarafından Hemdaniler'den alınan Antakya, Türkler tarafından yeniden fethedilmiş oldu.

Kitaptaki 110 müezzin ayrıntısı ilgimi çekti. Öyle anlaşılıyor ki şehrin işgal altındaki her senesi için bir müezzin görevlendirilmiş.

Süleymanşah, Antakya'da kalıp komşu kaleleri, bazılarını ikna bazılarını da rızalarıyla sahiplerinden teslim aldı. Böylece İznik'ten Trablus (Şam)'a kadar uzanan memleketlere hâkim olan Süleymanşah, Suriye uç bölgesine de sahip oldu. O, ordusu ve askerlerine mâli bakımdan çok cömert davranırdı, bu nedenle insanlar ona yakınlık gösterip bağlanırlardı.

Antakyalılar, Halep Emiri Müslim'e cizye ödüyorlarmış. Müslim, bu parayı şehre hâkim olması sebebiyle Süleymanşah'tan istedi. Süleymanşah ise, "Bu cizye, Antakyalılar, Bizans'a karşı sürdürülen cihattan geri durulması karşılığında konmuştu; ben ise bu cihat görevini yerine getirmiş bulunuyorum, böylece Antakya artık Müslümanların olmuştur. Bu durum karşısında ben sana nasıl olur da cizye öderim!" kapsamlı bir haber gönderdi, böylece her ikisi arasında düşmanlık başladı.

Süleymanşah, savaşıp Müslim’i öldürüyor, sonra da soylu bir hanım olan Müslim'in karısıyla evleniyor. Ölümüyle ilgili bilgiler ise çok çarpıcı.

Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Melikşah, İran'da Rey'den idare ediyor devleti. Suriye ve Filistin Selçuklu Emiri Atsız'dan sonra yerine Melikşah'ın kardeşi Alpaslan bin Tacüddevle Tutuş devlet başkanı olmuş. Ancak Tutuş, Antakya'dan sonra Halep'i de kendi egemenliğine almak isteyen Süleymanşah'a karşı Artuk Beyle birlikte savaşıyor. İşte 1086 yılındaki bu savaşta Süleymanşah ölüyor, veziri Tahiroğlu Hasan ise esir alınıyor.

Süleymanşah'ın öldüğü şöyle anlaşılıyor, aynen aktaracağım burayı: "Söylendiğine göre Tutuş'un askerlerinden bir atlı, savaş esnasında Süleymanşah'la karşı karşıya geldiği zaman onun şakağına bir ok atmış ve onu öldürmüş.

Başka bir söylentiye göre Süleymanşah, zaferden ümidini kesince atından inip çizmesindeki bıçakla kendini öldürmüş.

Başka bir söylentiye göre de savaşçılar, ölülerin eşyalarını aldıkları sırada, yakut ve çok değerli ve nefis altınlarla işlenmiş bir zırh ele geçirmişler ve bunu Tutuş'a iletmişler. Bunun üzerine Tutuş, "Bu hükümdarlardan alınan zırha benziyor" demiş ve hemen zırhın alındığı yere gitmiş ve birdenbire uzaktan birisini kana bulanmış bir halde görmüş ve "Bu Süleymanşah'a benziyor" demiş ve beraberindekilere "Ben, ölüler arasında sizlere gösterinceye değin onu bana gösterip söylemeyiniz" demiş ve nihayet Süleymanşah'ın cesedini göstermiş. Bunun üzerine ona "Bunu nereden bildiniz?" denilince o, "Onun ayağı, benim ayağıma, yani Selçukoğullarının ayaklarına benziyor" demiş ve daha sonra da kendi diliyle, yani Türkçe olarak ona "Size zulmettik, sizi bizden uzaklaştırdık ve de sizi işte böyle öldürdük!" demiş ve sonra da eliyle gözlerini silmiş ve onun ölümüne çok acıyıp üzülmüş ve onu en iyi kefenlerde kefenlettikten ve namazını kıldıktan sonra Haleb'e götürüp Müslim'in mezarının yan tarafına defnettirmiş." (sf. 59)

Kitap, 1055-1127 arasını adeta gün gün anlatıyor ama Fırat'ta boğularak ölme sahnesi yok. Yalnız şöyle bir pasaj var kitapta Fırat’la ilgili olarak: Halep'in Arap Emiri Sabık, Suriye Selçuklu Emiri Tutuş'un liderliğinde Türk egemenliğine girmek istemiyor ve ona karşı Arap aşiretlerinden savaşmak için adam istiyor. (1079) Bunun üzerine Alparslan bin Tutuş, Horasan'dan yardım istiyor. “Emir Ebu Zaide, bu kuvvetlerle harekete geçip Butnan vadisine ulaştı. İşte bu sırada Horasan emirlerinden Türkman et-Türkî'nin 1000 Oğuz atlısıyla beraberlerinde, Halep kuşatmasında kullanılmak üzere silah ve savaş aletleri olduğu halde Tutuş'a yardıma gelmekte idi. Türkman, El Faya köprüsü yoluyla Fırat ırmağını geçmişti ki Ebu Zaide ona saldırdı ve onlardan bir kısmını öldürdü, mallarını yağmaladı. Bu haber Tutuş'a gidince Halep kuşatmasını yarıda kesip kışı geçirmek üzere Diyarbakır'a geldi. (sf. 40)

Prof. Dr. Ali Sevim’in Türk Tarih Kurumu’nca basılmış bütün kitaplarını sıraya koydum. Hepsini hemen okuyacağım.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.