
İsrail’in İngiltere ve ABD’nin ortaklığı ile Gazze’de işlediği suçlar Müslüman dünya üzerinde derin izler bırakacaktır. Daha önce Cezayir Bağımsızlık Savaşı gibi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlere damgasını vuran büyük mücadeleler İslam dünyasını derinden etkilemişti. O zaman da Batı Avrupa emperyalist devletleriyle doğrudan bir savaşın içine girilmişti. Tarihi dönemlere ayırmanın ortaya çıkardığı sorunları ayrıca konuşmak mümkün fakat yine de bu dönemin kendi içinde ayırıcı özelliklere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Cezayir gibi ülkelerin Batı’ya karşı tutumunu bağımsızlık mücadeleleri içinde değerlendirmek mümkündür. Dekolonizasyon ya da postkolonyalizm gibi kavramlar nispeten yeni. Belki yeni kategorilere ihtiyaç duyulabilir fakat Fas’tan Hindistan’a kadar uzanan geniş sahanın Batı Avrupa devletlerinin ve ABD’nin kolonyalist hegemonyasından kurtulmaya çalıştığına şüphe yoktur. Eğer şimdiki görüşler çerçevesinde bir tanım yapmak istersek bugün başta Filistin olmak üzere İslam coğrafyası antikolonyalist bir mücadele içindedir.
Tanımlama çabasında katı bir tutum takınmamıza yol açan birçok sebep olduğunu söyleyebilirim. Bunlardan en başta geleni tanımlamanın belirli bir fikir doğrultusunda hareket etmeye imkân tanımasıdır. Belirli bir istikamete sahip olmak herhâlde bugün olduğu kadar hiçbir dönemde zorlaşmamıştı. En çarpıcı örnek İsrail’in İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemlerde bir din devleti olarak sunulmasıdır. ABD ve İngiltere İkinci Dünya Savaşı’nın galip devletleriydi. Bu iki devlet aslında İslam coğrafyasının kalbine sokularak yeni bir koloni devlet icat etmişti. Fakat bu “koloni devleti” Yahudi tarihinin ve ilahiyatının kavramlarıyla dokunulmaz kılmayı başardılar. Batı’nın fikrî üstünlüğü dediğimiz şey tam da buydu. Bizde ise Yahudilere olağanüstü güçler atfederek onları ulaşılmaz kılan yayınlar Yahudi tarihi ve ilahiyatına ilave olunmuştur. İsrail etrafında oluşturulan mitler ona ayrıca bir dokunulmazlık kazandırmış, fikrî çıkış imkânı ortadan kalkmıştır. Bu, çok büyük bir müdahaleydi.
1960’ların başından itibaren saygın akademisyen ve fikir insanları Filistin merkezli çalışmalarında İsrail’i dinî bir mesele olmaktan çıkardılar. Onlar İsrail’i Batı Avrupa ülkelerinin kolonileştirme tarihi içinde ele almaya başladılar. Bu çerçevede kolonyalizm tarihi üzerine yapılan çalışmalar da yeni bir kavramsal çerçevenin ortaya çıkmasına imkân verdi. İsrail’in dinî bir yapı olmadığı yönündeki anlayış bütün dünyaya yayıldı. Burada isimlerini tek tek vermem icap ederse hiç çekinmeden iyi bir liste oluşturabilirim fakat şimdilik Roger Garaudy’yi ve kitaplarını hatırlatmakla yetinmek istiyorum. Elbette Frantz Fanon gibi 1950’li yılların büyük isimlerini unutmuş değilim. Ali Şeriati de bu dönemin mühim isimlerindendir. İslam coğrafyasında Batı karşısında yeni bir düşüncenin temellerinin atıldığı bu dönemde öze dönüş ve diriliş gibi kavramların öne çıkması tesadüf değildir.
Doksanlı yıllarda İslam dünyasının büyük çıkışını sekteye uğratmak için din ve medeniyet savaşı tezi yeniden gündeme geldi. Ne yazık ki Batı karşısındaki mücadelenin “din” parantezine alınmasının öldürücü etkisini İslam coğrafyasında fiilen yaşadık. İslam kendi içinde çatışacak tezi böylelikle ortaya çıktı. Din merkezli bir karşıtlığın öldürücü sonuçlarını İngiltere, ABD ve İsrail’in FETÖ üzerindeki etkisini göz önünde bulundurarak anlayabiliriz. FETÖ gibi yapılar başarıya ulaşmıştır. Bu yapı sayesinde ABD liberalizmi derinlere nüfuz etti. Eğer bu yapı büyük ölçüde çökertilmeseydi Türk ve İslam coğrafyası Amerika ve İngiltere’nin oyun sahasına dönüşecekti. FETÖ’nün emperyalizm karşıtı fikirlere düşman kesildiğini herhalde bilmeyen yoktur. Asla İslami bir hareket değildi.
David Hearst’ın son yazısında dediği gibi “Gazze soykırımı Batı’da asil bir proje olarak sunulan İsrail’in imajını yerle bir etti”. Şimdi bütün dünyanın İsrail’e karşı nefret hisleriyle dolu olduğunu söyleyebiliriz. Fakat ilginç bir şekilde ABD ve İsrail merkezli propaganda araçlarının yeniden dinî kavramları piyasaya sürdüğünü görüyoruz. Bu durum komünizmden sonra yeni bir düşman arayışına çıkan İngiltere ve ABD’nin ve dahi Siyonist İsrail’in geldiği aşamayı gösterir. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik ağır saldırılarından sonra Şiilik ve Sünnilik gibi dinî kavramların birden dolaşıma sokulması fikrî üstünlük sorununu yeniden karşımıza çıkarıyor. İsrail’in Sünni dünyaya yönelik düşmanca açıklamalarını da yeni bir düşman yaratmaya çabası olarak görmek gerekir.
Bu dönemde dinî genellemeler karşısında hassas olmak lazım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.