
1970’lerde Yüksek İslam Enstitülerinin İlahiyat Fakültesine dönüştürülme sürecindeki önemli ayrışmadan bahsederken sehven İslâmî ilimler ifadesini kullandım. Konumuz farklı olduğu için enstitüden fakülteye geçişle ilgili herhangi bir ayrıntıya yer vermek istemiyorum ama FETÖ elebaşının bu olayı bir araç olarak kullandığı çok açıktı. Çünkü olaylar başladığında onlar da eyleme destek vermişlerdi. FETÖ’cüler bundan sonra Bank Asya’nın terör örgütünde kalması için düzenlenen eylemlere kadar herhangi bir siyasi gösteriye dâhil olmadı. FETÖ projesini hazırlayanlar, örgütü nerede ne zaman hangi şekilde kullanmak istemişlerse elebaşı ona göre hareket etmişti. Yüksek İslâm Enstitüsü eylemlerine katılmış olmalarına rağmen toplu olarak eylem alanını terk etmeleri, üzerinde düşünülmüş bir karardı. Olayın yankı uyandıracağını biliyorlardı ve dinî gruplar arasındaki ayrışmaya önem veriyorlardı. Zaten daha önceden fikrî temeller bu ayrışma göz önünde bulundurularak inşa edilmişti. Nitekim 1988’de üniversite öğrencileri başörtüsü eylemlerini düzenlediklerinde ayrışma çok daha derinleşti. FETÖ elebaşı örgüt üyeleri ile İslâmî hareketler arasına oldukça kalın bir duvar çekti.
FETÖ’nün siyasî faaliyetlere karşı mesafeli bir yapı olduğuna dair güçlü bir kanaat vardı. Bu kanaat en başından itibaren yanlıştı. Yapı olarak her zaman sağ siyasetin içindeydiler. Bunun gerekçeleri üzerinde çok durulmamıştır. Hâlbuki örgütün ortaya çıkma sürecinde CHP’nin bir zamanlar en güçlü isimlerinden olan Kasım Gülek’in etkisi vardı. Bunun anlamı üzerine çok durulmamıştır. Dinî bir grubun ortaya çıkma sürecinde ABD ile teması bilinen küresel bir şahsiyetin belirleyici olması ne anlama geliyordu? Bu yeni yapının özellikle sağ siyaset içine âdeta monte edilmesi ne anlama geliyordu? Örgütün “siyasal İslam” damgasından uzak tutulması ile amaçlanan neydi? Bu sorular elbette çok önemlidir. Bu bağlamda ana akım dinî gruplarla örgüt arasında mesafe gittikçe derinleşti. Elbette sağ siyasete bağlı olmak örgütün devlet kurumlarına nüfuz etmesi açısından çok önemliydi. Fakat en az bunun kadar önemli başka bir gelişmenin gözlerden uzak tutulmaması gerekir. Zaman içinde FETÖ’nün dinî gruplar üzerinde hegemonya kurmasına elverişli bir ortam oluşturuldu. İslamcı düşünce veya “siyasal İslam” ile kalıcı bir karşıtlık oluşurken dinî gruplara nüfuz etmeye başladılar. 1988’de FETÖ elebaşının başörtüsü eylemlerine düşmanlık göstermesi son derece önemliydi.
FETÖ elebaşının 1988’den farklı olarak 28 Şubat Süreci’nde başörtüsüyle ilgili füruat yorumu artık örgüt için bağlayıcı bir “içtihat”tı. O zaman “hedefe giden yolda her şey mubahtır” gibi kerih görülen bir prensibe riayet edildiği zannedilmişti. Fakat bu eksik hatta yanlış bir yorumdu. Bu kanaat FETÖ’nün örgütsel değişimini perdelemekteydi. En nihayetinde “Braveheart”ta Robert the Bruce’un babası gibi bir karakterde uzlaşıldığında örgütün yaşadığı değişim gözlerden uzak kalıyordu. Bu değişimin dinî gruplara sirayet etmesi kaçınılmazdı. Değişim, “başarılı” bir model ortaya çıkardı ve bunun muhafazakâr dindar gruplar arasında birtakım tartışmalara yol açması kaçınılmazdı. Artık ABD liberalizminin önündeki engeller tamamen kalkmıştı.
Dindar muhafazakâr kesimlerin çocuklarıyla birlikte laik cenahın çocuklarının FETÖ okullarına aktığı bir dönemde İsmet Özel’in ABD karşıtlığını gözümüze sokması çok değerliydi. Belki İsmet Özel’in bu çıkışı toplumsal karşılık bulmadı fakat İslâmcılığı ile maruf bir fikir adamı ilk defa FETÖ’yü kilisenin sorunu olarak tanımlamaktaydı. Bu çok önemli bir çıkıştı. Zira ABD liberalizmi FETÖ üzerinden hem Türkiye’de ve muhafazakâr cenahta hem de Türk dünyasında karşılık bulmaktaydı. İsmet Özel’in tavrı bugüne kadar tam olarak takdir edilememiştir.
İslâmcı düşünceyi kendi ölçülerinde temsil eden maruf kimselerin teslim olduğu bir dönemde konuşmak elbette büyük şaire yakışırdı fakat çok yaygın bir dönüşüm yaşandığı da bir gerçekti. Kanaatime göre bu dönüşüme katkı verenler kendilerini layıkıyla sorgulamamışlardır. Tabiri caizse entelektüel bir çöküş yaşanıyordu ve çoğu kimse bu çöküşün içinde yuvarlanıyordu. Bugün birkaç kişinin ortaya çıkarak “şu tarihten itibaren bu tarihten itibaren” sözleriyle geçmişi kirletmelerine ve süreci basitleştirmelerine izin vermemek gerekir. Neredeyse bütün dinî grupların ve muhafazakâr çevrelerin “İslâmcılık” yaftasından uzak dururken -cı, -ci ve -cılık, -cilik eklerini gerekçe olarak sunması sıradan bir düşüş değildir. Bu, FETÖ’cü tezlerin cari olduğunu ve tehdidin devam ettiğini gösterir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.