Siyonist hâkimiyet ne demektir?

04:0023/03/2026, Pazartesi
G: 23/03/2026, Pazartesi
Selçuk Türkyılmaz

“Din savaşı” biraz muğlaktı, ABD Savaş Bakanı şimdi doğrudan Şii ve Sünni olması fark etmez diyor. Doğrudan İslam’a karşı savaş açtıklarını söylüyor. İslam’a karşı savaştan bahsederken tabiatıyla İslamcı kavramı üzerinde duruyor. Bunu geçmişte de yapmışlardı. Fakat bu sefer doğrudan “İslam’a karşı savaş” fikri de belirgin. Ne yazık ki yine geçmişte olduğu gibi ABD Savaş Bakanı İslam’a karşı savaşı vurgularken Türkiye’den birilerinin çıkıp İslam’a karşı savaştan değil, İslamcılardan bahsediyor gibi

“Din savaşı” biraz muğlaktı, ABD Savaş Bakanı şimdi doğrudan Şii ve Sünni olması fark etmez diyor. Doğrudan İslam’a karşı savaş açtıklarını söylüyor. İslam’a karşı savaştan bahsederken tabiatıyla İslamcı kavramı üzerinde duruyor. Bunu geçmişte de yapmışlardı. Fakat bu sefer doğrudan “İslam’a karşı savaş” fikri de belirgin. Ne yazık ki yine geçmişte olduğu gibi ABD Savaş Bakanı İslam’a karşı savaşı vurgularken Türkiye’den birilerinin çıkıp İslam’a karşı savaştan değil, İslamcılardan bahsediyor gibi tuhaf cümleler kurabildi. Hâlbuki ABD Savaş Bakanının Şii ve Sünni farkını ortadan kaldırarak İslam’ı öne sürmesi çok önemli bir dil değişimidir ve mutlaka tahlil edilmelidir.

Dil değişimi İsrail açısından dikkatle takip edilmelidir. Siyonizm, Yahudilere vatan arayışı üzerine kurulmuş bir ideolojiydi. Theodor Herzl ile sembolleşen bu ideolojinin gerisinde en azından yüz yıllık bir tarihî süreç vardı. Hristiyan Siyonizm’i kavramı üzerinde birçok defa durmaya çalıştık. Hatta Hristiyan Siyonizm’i yerine Protestan ve Anglosakson Siyonizm’i üzerinde durulması gerektiğini de ifade etmeye çalıştık. Çünkü Siyonizm, temelde dinî bir ideoloji değildi. Siyonizm kolonyal bir ideoloji olduğu için din eksenli yaklaşımlar süreci muğlaklaştırıyor ve anlamı belirsizliğe mahkûm ediyordu. Arz-ı mevud kavramı muğlaklık ve belirsizliği görmek açısından çok iyi bir örnektir. Yahudilere vatan arayışı için yola çıktıkları söylemişlerdi ve İngiltere onlara vatan kurdu. İngiltere’den sonra İsrail’in ve Yahudilerin yaşama hakkı öne çıktı. Bunun için savaş hâlini sürekli hâle getirdiler. Eğer İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemde ABD, İngiltere, Almanya, Fransa ve hassaten ABD ve İngiltere İsrail için bütün savaşların içinde yer almasaydı “hayat hakkı”nın anlamı kalmazdı. Çünkü bu hak, esasen coğrafî genişleme anlamına geliyordu. Bu, arz-ı mevuda ulaşmak değil, kolonyal yayılmacılıktı.

İngiltere ve ABD Filistin ile yetinmek istemiyor, sürekli genişlemeye çalışıyordu. Bu fiilî durumu Kuzey Amerika yerleşimlerine örnek gösterebiliriz. Anglosakson yerleşimciler Kuzey Amerika’nın doğu sahillerini ele geçirmişler ve koloniler sürekli olarak batı yönünde genişlemişti. O zaman da yerliler için vahşi kavramını kullandılar. Vahşi kavramının içeriği üzerine çok fazla durulduğunu zannetmiyorum. Esasen bu kavram direniş gösteren yerlileri işaret etmiştir. İlkel ve gayr-i medeni kavramları da benzer bir içeriğe sahipti. Anglosaksonlar Kuzey Amerika’da hâkimiyet kurduktan sonra Amerika kıtasının tamamını hedefe koydular. Monroe Doktrini ile ilgili açıklamalarda Avrupa ve ABD farkı üzerinde durulur. Bundan daha ziyade Anglosaksonların bütün kıta üzerinde hâkimiyet kurma düşüncesine odaklanmak gerekir. ABD, yirminci yüzyılda küresel hâkimiyet isteğini dışa vurdu.

İsrail’i var eden güçlerin bugün de aynı düşüncelerle hareket ettiklerini tespit etmemiz gerekir. İngiltere’nin himayesinde Filistin topraklarına vatan arayışını hayata geçirmek için gelmişlerdi. Çok kısa bir zamanda bunu İsrail’in ve Yahudilerin hayat hakkına çevirdiler. Şimdi de Netanyahu bölgesel ve küresel hâkimiyetten bahsediyor. Benzerliklerin anlaşılması için Netanyahu’yu aradan kaldırabilirsiniz. Fakat buna gerek yok çünkü Anglosaksonlar çok daha acımasızca Amerikalı yerlileri öldürdü, sürgün etti ve kitlesel katliama tabi tuttu. Anglosaksonlar da çok defa dinî kavramları kullanmıştı. Ne yazık ki Avrupa modernleşmesi gibi daha sofistike kavramlar “uygarlık” kavramının farklı bir zeminde tartışılmasına yol açtı. Hâlbuki “uygarlık” kavramı da Siyonizm gibi kolonyal bir ideolojiye karşılık gelmekteydi. Bugün uygarlık kavramının yerini alan Siyonizm’dir. Siyonistler de benzer bir kavramla özdeşleşmek isteyeceklerdir. Çünkü Siyonistler de vatan, bölge ve küre hâkimiyeti çizgisini devam ettiriyor.

ABD savaş bakanının doğrudan “İslam’a karşı savaş”tan bahsetmesi oldukça önemli bir hadisedir ve asla geçiştirilmemelidir. Dolaylı ifadeleri bir kenara bırakıp dinî kavramlara yönelmeleri savaşın derinleşmekte olduğunun bir göstergesidir. Şimdiye kadar işlevsel olan hazır açıklama kalıpları artık yetersiz kalıyor. Uygarlık, demokrasi vs. kalıplar işe yarıyordu. Fakat direnişin devam ettiği ve savaşın derinleştiği bir aşamada alışılmış kalıpların işe yaramadığı anlaşıldı. Peki, kime sesleniyorlar? Bu propaganda çalışmalarının muhatapları kimlerdir? ABD ve Avrupa kamuoylarına mı sesleniyorlar yoksa kolonize etmek istedikleri coğrafyanın insanlarına mı?

Kamuoylarını harekete geçirmek istedikleri çok açıktır ama coğrafyanın insanlarını yönlendirmek istediklerini de görmemiz gerekir.

#ABD
#Siyonizm
#Selçuk Türkyılmaz