Batıda şehir ve siyaset

00:0011/03/1999, Perşembe
G: 9/09/2019, Pazartesi
Şükrü Karatepe

Kehirler, köylere göre daha örgütlü toplumsal ilişkilerin geçerli olduğu, resmi ve sivil kurumların daha fazla gelişip kademelendiği, kamu otoritesinin gücünü daha yoğun hissettirdiği yerleşim birimleridir. İnsanları yönetme ve genel düzeni sağlama düşüncesi şehirde doğdu. Hukuk ve siyasi iktidar şehirde ortaya çıktı. Önemli kültür ve uygarlık ürünleri şehirde gelişti. Egemen ideolojiler şehirde biçimlendi. İlk şehirler, aynı zamanda tarihte kurulan ilk devletlerin habercisi oldu.Antik dönemde yönetim

Kehirler, köylere göre daha örgütlü toplumsal ilişkilerin geçerli olduğu, resmi ve sivil kurumların daha fazla gelişip kademelendiği, kamu otoritesinin gücünü daha yoğun hissettirdiği yerleşim birimleridir. İnsanları yönetme ve genel düzeni sağlama düşüncesi şehirde doğdu. Hukuk ve siyasi iktidar şehirde ortaya çıktı. Önemli kültür ve uygarlık ürünleri şehirde gelişti. Egemen ideolojiler şehirde biçimlendi. İlk şehirler, aynı zamanda tarihte kurulan ilk devletlerin habercisi oldu.

Antik dönemde yönetim ve siyaset ağırlıklı bir merkez olan şehire "polis" adı verildi. Bu çok düşünülerek kullanılan bir adlandırmaydı. Çünkü ticaret ve imalat sektörünü geliştiren şehirler, yönetim organizasyonu da tamamlayınca site devleti (polis) statüsü kazanıyordu. Sitelerden güçlü olanların, diğer siteleri kendine bağlaması ile de devlet kuruldu. İlk şehirlerin ortaya çıktığı Mezopotamya, Anadolu, İndus Vadisi ve Akdeniz çevresi, aynı zamanda tarihte ilk büyük devletlerin kurulduğu bölgelerdir.

Medeniyet şehir''de şekillendi

Yönetici sınıf şehirde oluştu. Siyasi iktidarlar şehirle kökleşti ve el değiştirdi. Güçlü devlet yönetimi ve etkili siyasetle şehirlerin gelişmesi arasında sıkı ilişki vardır. Büyük devletler, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bakımdan zengin, imarlı ve alt yapısı sağlam şehirler kurmuşlardır.

Roma İmparatorluğu, "civitas" adı verilen, örgütlenmesi çok sağlam ve güçlü şehirlerin federasyonuydu. Bu federasyon, şehirlerin kendi rızası ile değil, Roma''daki merkezi otoritenin zorlanması ile gerçekleşiyordu. Roma civitaslarına çeşitli büyüklükte kırsal yerleşimler, bir bakıma kasaba ve köyler bağlıydı. Civitaslar, gelişmiş karar organları ve kendi içinde ekonomik ve siyasi bütünlüğü olan birer küçük cumhuriyetti.

Roma''da bir şehrin hemşehrisi olmak çok önemliydi. Vatandaşlar kendi öz adları ve aile ünvanları ile beraber, İskenderiyeli, Antakyalı, Kartacalı gibi mensup oldukları "civitas"ın adıyla da çağrılırdı. Roma''da hemşehrilik bilinci o kadar yüksekti ki, mensubu bulunduğu civitasın dışında ölenlerin mezar taşına şehirlerinin adı yazılırdı.

Roma şehirlerinde, sadece güçlülerin siyaset yapabildiği seçkinci bir Cumhuriyet yönetimi uygulanırdı. Her şehrin seçimle oluşan ve üye sayısı nüfusuna göre değişen bir yerel senatosu vardı. Yargıçlar ve yüksek dereceli kamu görevlileri senato tarafından tayin edilirdi. Roma şehirlerinde sadece zenginler siyaset yapar, yasalarda belirtilen miktarda zenginliği olmayanlar siyasi ve idari görev alamazdı.

Roma''nın sonu; şehir kültürünün sonu

Roma, kuzeyden gelen kavimlerin saldırısına dayanamayarak yıkıldı. Roma''yı yıkan kavimlerin çoğu kent öncesi kültürlere mensuptu. Antik dönemin istilacıları olan Romalılar, güçlü şehirler kurmuşlardı. Roma''yı yıkan istilacılar ise, şehirleri yıkarak, toprağa ve kırsal kültüre döndüler. Tarihte ilk kez kırlar kentlere hakim oldu. Toprak sahibi feodal beyler, şehirlerin dışındaki şatolarında yaşadılar.

Roma''nın yıkılışından sonra, hakim olan feodal düzende, dış dünyaya kapanan Avrupa şehirleri boşaldı ve ard arda yıkıldı. Yıkılmaktan kurtulan kentler ise, kilise ve manastırların gölgesine sığındı. Ortaçağda kentler, tamamen papazlardan oluşan bir kurul tarafından yönetildi. Ama şehirlerde yaşayan insanlar, senyörlerin topraklarında yaşayanlar gibi, serf ya da köle olmadılar; fakir, etkisiz, fakat hür insanlar olarak kaldılar.

Batı''da ''şehir''in ikinci doğuşu

Feodalite döneminde küçülen, yıkılan ve kabuğuna çekilen Batı şehirleri, 13. yüzyıldan itibaren ekonomik yönden canlandı. Şehirler arasında ticaret başladı ve posta seferleri kuruldu. Giderek gelişen ticaret ülkeler arası boyuta ulaştı ve Avrupa dışına taştı. Dış pazarlara açılan şehirler, modern Avrupa uygarlığının doğuşuna öncelik etti. Ticaretin ve sanayinin gelişmesi, geleneksel toplum değerlerine olan güveni sarstı.

Ruhban sınıfının ve aristokratların siyaset tekelini yıkmak için birleşen şehir halkı mesleklere göre örgütlendi. Bu örgütlenme tüm hemşehrileri kapsayan bir şehir hukukunun oluşumunu sağladı. Şehir hukukuna göre, meslek teşekkülünü kuran, valisini ve belediye başkanını seçen, yerel vergiler ödeyen halk, henüz devletin vatandaşı olma bilinci kazanmadan, hemşehri olma bilinci kazandı. Tarıma dayalı feodal sistem, insanları olağan statüsü kölelik olan kötü bir duruma düşürmüştü. Şehirlerin güçlenmesi ise insanları, olağan statüsü özgürlük olan iyi bir konuma yükseltti.

Devlet ''şehir''den yönetilir

Ticaret ve sanayinin gelişmesiyle zenginleşen şehirler, sadece yerel özgürlüklere ve yerel yönetime katılma hakkına razı olmadılar. Devlet yönetimine talip olarak, merkezi iktidarı demokratikleşmeye zorladılar. Merkezi iktidar karşısında saygı görecek bir güç kazanan Batı kentleri, yerel parlamentolarını kurdular, yönetim organlarını, mesleki ve sivil örgütlerini tamamlayarak, modern demokratik devlete geçişin şartlarını hazırladılar.

Günümüzde Batı şehirlerinin ticaret, kültür ve yerel hizmetlerdeki rolü, devletten daha fazladır. Dış politika, güvenlik ve ulusal boyutlardaki hizmetler dışındaki yatırımlar, şehir yönetimlerince gerçekleştirilmektedir. Kamu gelirlerinin en az yüzde 50''si şehir yönetimlerince toplanıp harcanmakta ve tüm mahalli hizmetler yerel yönetimlerce karşılanmaktadır. Siyaset yapmayı düşünenler, kamuda kariyer peşinde olanlar, şehre gelmekte ve yerel yönetimlerde işe başlamaktadır. Ancak şehir yönetimde başarılı olanlar, ulusal planda siyaset ve kariyer yapma şansı kazanmaktadır.