İnsan sâdece eylemekle kalmaz. Eyledikleri üzerine düşünür de. Bu, felsefede,
ve
olarak kavramlaştırılır. Mesele, medeniyet örüntülerinin karmaşıklaşması karşısında, zihnî faaliyetlerin mevzuu olan theoria’nın sınırlılığı veyâ kapasite zayıflığıdır. Daha basit olarak ifâde edecek olursak, hayat zihnî kavrayışların imkânlarını fersah fersah aşacak derecede karmaşıklaşmıştır. Bu açığı kapatmak için başlıca üç yolun tâkip edildiğini düşünüyorum. İlki, zihnî faaliyette bulunan bir kısım insanların, metinlerin şehvetine kapılarak, târihsel bağlamlarından koparak teorik dünyâlarda, anlaşılmaz metinlerde, jargon ve kavram fetişizmi içinde kaybolmasıdır. İkincisi ve hayli az olarak, târihsel temelde sebât edip, yaygın ve derin bir ilişkiler ağı içinde daha ihatalı kavrayışların imkânlarına doğru istikamet kazanmaya çalışmaktır. (Bu çevrelerin çalışmalarını çok değerli bulduğumu söylemeliyim). Ama en yaygın olan üçüncü yoldur. Bu yol; ilkinin tam aksine somutluk adına praxis’e teslim olmuş, indirgemecilik olarak bilinen bir basitçiliğe sürüklenmiştir.