
Gezi Parkı olaylarını fişekleyen ve sürdüren dinamiklerin çok farklı olduğu âşikâr. Başlangıçta birbirinden çok farklı unsurların biraraya gelmesi bu hareketin içeriğini de çeşitlendirdiğini görüyoruz. Bir çevre hareketi olarak başlayan sürece, ağır polis müdahalesi bambaşka bir hüviyet kazandırdı. Bir anagövdenin varlığını dikkatten kaçırmamak gerekiyor. Süreci başlatan hareketin anagövdesine kemikleşmiş bir "anti-tayyipizm" egemen oldu. Bu anagövde şaşırtıcı çeşitlililiği içindeki bütün siyâsal marjinalizmlerle bir füzyon ilişkisini kurdu. Çarşı gibi futbol taraftar örgütlerinden hayvan severlere, eşcinsellerden cümle sol fraksiyonlara; anarşistlerden troçkistlere bütün bir muhalefet bu anagövdenin perdeleyicisi oldu. Ama anagövdenin; yapılan alan araştırmalarının da gösterdiği gibi "ulusalcılar" olarak bilinen bir kitle olduğunu söyleyebiliriz. Bu anagövdenin Ankara ve İzmir"de daha da belirgin olduğunu gördük.
Aslında, bu anagövde kitle , 28 Şubat ile özdeşleşen Cumhûriyet mitinglerinin kitlesinden çok da farklı değildir. Farklılık; bu kitlenin Cumhûriyet mitingleri ile Taksim-Gezi Parkı mitingleri arasındaki konumlanış farklılığıdır. Cumhûriyet mitingleri, özellikle de kullandığı militarist söylem ve ardındaki militarist destek îtibârıyla son derecede sakil bir manzara sergiliyordu. Cumhûriyet mitingleri yüksek oranda homojen bir kitlenin eseriydi. Bugün ise durum çok farklı. Başlangıçta "Mustafa Kemal"in askerleriyiz" gibi bir sloganı kullananlar olduysa da, bu slogan, Taksim-Gezi Parkı"nın hâkim sloganı ya da söylemi haline gelemedi. Havada, twitterda, dövizlerde uçuşan sayısız esprili ya da küfürlü sloganın arasında kaynadı gitti. Taksim Gezisi"nde dolaşırken her türlü marjinalizmi içeren heterojen yapısı anagövdenin dilini, söylemini ve sloganlarını kendi çeşitliliği içinde görünmez kıldığını algıladım. Hâsılı; "Mustafa Keser"in askerleri", "Mustafa Kemal"in askerlerini" metamorfoza uğrattı. Bu da Gezi Parkı"nın dışarıya, özellikle de Batı toplumlarına verdiği algılama örüntüsünü de dönüştürdü. Nihâyet Gezi Parkı"nın siyâsal şiddeti dışlayan bir çizgiye gelmesi iyiden iyiye olumlulaşan bu algıyı daha da pekiştirdi. "Gezi" ile "Gazi" arasındaki ayrışma direnişin meşruluk katsayısını arttırdı. Bu ayrışmayı ikinci müdahale dalgası daha da sağlama aldı.
İktidarın stratejisinin de bu ayrışmayı sağlamaya dönük olduğunu gördük. Bu stratejinin iki noktada işlediğini düşünüyorum. İlk olarak taşkın unsurlardan arındırdıktan sonra "temiz çocuklara" karşı uygulanacak müzâkereci ve babacan yaklaşımla sorunun halledilebileceği öngörüldü. Bu olmadı. Paternalist söylem içinde anlayış ve sempati içerse de "yıkanmak istemeyen çocukları" sâdece biraz daha kışkırtır. Nitekim öyle de oldu. Öte yandan daha önce yazdığım gibi Gezi Parkı bir charybdis olarak siyâsal anlamda anti-tayyibizm dışında ortak irâde ve strateji üretebilecek kapasiteden yoksundur. (Yüzlerce çadırdan tek bir çadır çıkmayacağı belliydi). Celebrity arabuluculardan ve nâfile forumlardan hiçbir şey çıkmayacağı belliydi. Müdahale geldi. Bundan sonrası artık ne Tahrir ne de OWS olacaktır. Meydandan sokağa diyalektik savrulmalar kaçınılmazdır. Bundan sonra pasif direniş ile şiddet arasındaki ayrışmayı da mümkün görmüyorum. İbrenin ikincisinden yana evrileceğini öngörebiliriz.(Buharlaşan her şey katılaşır). Mustafa Keser"in askerleri çekiliyor. Gezi"nin yerini Gâzi alacak görünüyor. Öte yandan protestoların ağırlık merkezinin bundan sonra hızla Ankara ve İzmir gibi kentlere kayacağını sanıyorum. Sürecin bununla da sınırlı kalmayacağını düşünmek için de çok sayıda sebep mevcut. Şiddetin baskınlaşması korkarım ki bu yazıda telâffuz bile etmekten ürktüğüm daha derindeki bazı fay hatlarını tetikleyebilir. Aman dikkat...
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.