Belki de 2001 Irak işgâliyle başlayan, daha sonra
ile devâm eden süreçlerde Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’nun târumar edildiğini görüyoruz. Trump devrinde bu kaostan İsrâil’in pivot olduğu, başka başka sâiklerle de olsa Türkiye ve İran’ı hedefleyen bir
mâl edildiğini biliyoruz. BAE, Mısır, Sudan, Ürdün vd Arap devletleri bir tür
temelinde yan yana geldiler. Suudlar buna uzaktan da olsa destek verdiler. Buna mukâbil, Rusya’nın da yer aldığı Astana sürecinde Türkiye ve İran kendi dizilimini geliştirdi. İsrâil ve Körfez devletlerine görece mesâfeli duran Biden’ın devrinde, anlaşılıyor ki bu sırça saray tuzla buz oldu. ABD’nin Ortadoğu’dan ve Asya’dan çekilmesi buna eşlik etti. Parçalar sağa sola savrulmaya başladı. İlk kritik gelişme
İsrâil-ABD bağının yerini Rusya-İsrâil bağının alması oldu.
Körfez devletleri ve Mısır adeta iyot gazı gibi açığa çıktı. Gelişmelerin ABD ile İngiltere arasında kurgulanan bir işbölümünün neticesi olduğu yolunda hayli kuvvetli bir intibâm olduğunu söyleyebilirim. Açıkça ortaya koyalım ki, A
BD, Ortadoğu’yu yönetemedi.
İşleri yüzüne gözüne bulaştırdı. Tam da burada coğrafya ile sıkı ve derin bağları olan
İngiltere devreye girdi ve inisiyatif aldı.
İran’ın Çin ile yaptığı anlaşma ve Rusya-Çin ilişkilerinin stratejik, hattâ askeri bir işbirliği boyutu kazanması bardağı taşıran son damla oldu. İngiltere’nin kurgusunda, Baltık-Girit hattında izole edilen AB ,yâni Fransa ve Almanya’yı Akdeniz ve Ortadoğu’dan uzak tutmak, İran’ın yayılmasını sona erdirmek ve Rusya-İsrâil bağını zayıflatmak olduğunu düşünüyorum. (Son Hamas açıklamasının buna mâtuf olduğunu söyleyebiliriz).
İngiltere, bu hedeflerine ulaşırken, Türkiye’yi merkeze koyuyor.
(Orta vâdede bunun Türkiye’yi mâlî bir merkez hâline getirmeyi hedefleyen bir başka boyutu da olduğunu tahmin ediyorum). İsrâil-Türkiye, BAE ve Suudi Arabistan-Türkiye arasındaki gerilimleri düşürmek ve işbirliğini arttırmak istiyor. Tekmil taraflara geri adım attırmaya, onları kuvvetli bir Çin-Rusya-İran muhalifi bir çizgide buluşturmaya adanan sessiz ve derinden yürütülen bir süreç bu..Bunun adı
olsa gerekir. Türkiye için çok ciddî fırsatlar ve riskleri de berâber getiriyor.. İzleyip göreceğiz…