Üçlü ittifak fikri kimden çıktı? Yeni koalisyonun amacı ne? Kimi, hangi ülkeleri hedef alıyor? Anlaşma taslağında ne var? Ne zaman imzalanacak? Bu soruların yanıtlarını aradım. Edindiğim bilgileri aktaracağım. Ama önce çerçeveyi oluşturmak için değinmem gereken bazı noktalar var. BARIŞ KURULU’NUN GAZZE’Yİ AŞAN YENİ MİSYONU ABD Başkanı Trump, Barış Kurulu’na 50’den fazla ülkeyi davet etti. Türkiye anlaşmaya imza atan dört garantör ülkeden biri. Kurucu üye. Cumhurbaşkanı Erdoğan da daveti kabul etti.
Üçlü ittifak fikri kimden çıktı? Yeni koalisyonun amacı ne? Kimi, hangi ülkeleri hedef alıyor? Anlaşma taslağında ne var? Ne zaman imzalanacak? Bu soruların yanıtlarını aradım. Edindiğim bilgileri aktaracağım. Ama önce çerçeveyi oluşturmak için değinmem gereken bazı noktalar var.
BARIŞ KURULU’NUN GAZZE’Yİ AŞAN YENİ MİSYONU
ABD Başkanı Trump, Barış Kurulu’na
50’den fazla ülkeyi davet etti. Türkiye anlaşmaya imza atan dört garantör ülkeden biri. Kurucu üye.
da daveti kabul etti.
’ı İcra Kurulu için görevlendirdi.
Trump, Barış Kurulu’na, kendince,
Gazze’yi aşan yeni bir misyon yüklüyor.
Kurul’un basına sızan tüzüğünde şöyle yazıyor: “Barış Kurulu … çatışmalardan etkilenen veya çatışmaların tehdidi altında olan bölgelerde kalıcı barışı garanti etmeyi amaçlayan uluslararası bir kuruluştur.” Trump, dünyanın geri kalan bölgelerindeki krizlerle de bu Kurul vasıtasıyla ilgilenmek istiyor. Şimdi bunu çerçeveye yerleştirelim.
İSRAİL ODAK OLMAKTAN ÇIKTI
ABD’nin
Çin’le mücadele için oluşturmaya çalıştığı mimarinin
detaylarını uzun bir süredir yazıyoruz. O mimari şudur: ABD, Amerika kıtasını arka bahçesi olarak görüyor. Avrupa-Rusya gerilimi ile AB’yi istim üstünde tutmayı, Rusya ile konuşmayı, Moskova’yı Pekin’den uzak tutmayı istiyor. Enerjisini Çin’e yöneltme arayışında. Bu kapsamda Ortadoğu’daki varlığını azaltıyor (Irak, Suriye’den çekilme kararı, SDG ve PKK’nın tasfiyesi bu tabloyla örtüşür.) Bunu yaparken İsrail’in güvenliğini de sağlamak istiyor.
ilk etapta bu kapsamda şekillendi. Amaç Arap-İsrail normalleşmesiydi.
Daha sonra yeni bir fikir buldu:
İbrahim Anlaşmalarını, Çin’e karşı oluşturmak istediği küresel mimari ile örtüştürmek
. Arap-İsrail normalleşmesini, Zengezur Koridoru üzerinden Azerbaycan, Ermenistan ve Orta Asya Türk devletlerine ulaştırmak. Trump, İbrahim Anlaşmaları diyordu ama
kastettiği şey, ABD’nin Çin’le mücadelesinde birlikte çalışmak istediği ülkeler topluluğuydu.
İsrail nedeniyle İbrahim Anlaşmaları ilerlemiyor. ABD yeni duruma göre planı revize ediyor.
İbrahim Anlaşmaları adını verdiği mimariyi Barış Kurulu’na çeviriyor
(Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 8 ülke ortak bir açıklamayla Kurul’a daveti kabul ettiklerini ama
ana misyonunun Gazze olduğunu vurgulama ihtiyacını
bu yüzden hissettiler). İbrahim Anlaşmaları’nda odak İsrail’le normalleşmiş ülkelerin, küresel satıhta ABD ile eşgüdüm sağlamasıydı. Barış Kurulu’nda odak İsrail’den çıkmıştır.
Putin’e Kurul davetini de Çin bağlamında okuyalım.
TEL AVİV VE DUBAİ SERT KAYAYA ÇARPTI
İsrail’in -uzun bir süredir- biricikliğini kaybetmesi Tel Aviv’de alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Yazmıştık… İsrail bu yüzden savunma alanında bağımsızlaşmaya çalışıyor, yeni koalisyonlara -Yunanistan ve Rum Kesimi- yöneliyor, kendisini tanıyacak devletçikler -Somaliland, bölünmüş Yemen- oluşturma arayışında. Ama kapasitesi yetmiyor. İsrail ve yakın müttefiki BAE,
Yemen ve Somali’de sert kayaya çarptı.
S. Arabistan’ın müdahalesiyle geri adım attı.
BİR PERDE ARKASI: TÜRKİYE’YE SÜRPRİZ DAVET
İsrail’in saldırgan tavrı bölge ülkelerini yeni arayışlara yöneltiyor. İsrail, 9 Eylül’de Doha’ya saldırdığında,
fikri gündeme gelmişti. Hatta,
Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı Olağanüstü Zirvesi’nde
konu gündeme gelecekti. Burada Arap NATO’su ile ilgili bir toplantı yapılacaktı.
. Sonra toplantıyı yapmaktan vazgeçtiler. Ya birileri “kulaklarını çekti” ya da “liderlikte” anlaşamadılar. Mısır, o koalisyonda lokomotif rol üstlenmek istiyordu.
Bu dramatik gelişmeler bir Arap NATO’su ortaya çıkarmadı ama… Bölgenin etkili ülkelerinden S. Arabistan’ı yeni tür ilişkiler kurmaya itti.
S. Arabistan Pakistan’la karşılıklı savunma güvencesi içeren bir anlaşma imzaladı.
Nükleer ve ekonomik güç bileşeni düşünüldüğünde bölgesel dengeleri sarsacak bir birliktelikti bu.
KARŞILIKLI SAVUNMA MADDESİ TASLAKTA YER ALIYOR
Geçtiğimiz günlerde Bloomberg’de, gazeteci dostum
imzasıyla bir haber yayınlandı. Habere göre
Türkiye; Pakistan-S. Arabistan ittifakına katılmak için görüşmeler yürütüyordu.
Bu anlaşma karşılıklı savunma güvencesi içerdiği için çok tartışıldı. Bakan Fidan, benim de katıldığım basın toplantısında, konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı: “Görüşmeler var ama herhangi bir anlaşmaya hâlâ imza atmış değiliz.”
Peki, işin aslı nedir? Edindiğim bilgiler şöyle: Bir. Türkiye, Pakistan-S. Arabistan anlaşmasına mı katılıyor? Hayır. Bu anlaşma farklı, ayrı bir üçlü anlaşma olacak. İki. Anlaşma ne zaman imzalanacak? Taslak büyük ölçüde şekillendi. Son rötuşlar yapılıyor. Üç. Anlaşmada herkesin merak ettiği o madde var mı? Evet… “
” var. Yani… “Karşılıklı savunma maddesi.” Dört. İttifak fikri kimden çıktı? İstişareyle, birlikte karar alındı. Beş. İttifakın hedefi ne, İsrail mi İran mı? Bu işbirliği kimseyi hedef almıyor. Altı. Neden gereksinim duyuldu? Çünkü… “Bölgede başka ittifak arayışları da var (İsrail, Yunanistan, Rum Kesimi gibi). Bu yüzden Türkiye’nin de bu tip fikirler içinde olması normal…”
Bakan Fidan,
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daha geniş bir platformdan yana
olduğunu duyurmuştu. Muhtemelen farklı ülkelerin de katılımı tartışılıyor. Ancak yeni katılımlar, üç ülke anlaşmaya imza attıktan sonra da gerçekleşebilir.
#Türkiye
#Pakistan
#Suudi Arabistan