"Radikal akl"ın ya da "kes(tir)ip atma"nın sınırları

00:0013/08/2001, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Yusuf Kaplan

"Dil''imin sınırları, dünyamın sınırlarıdır"WittgensteinYazıya bir soru ile giriş yapmak istiyorum: Türkiye''de halet-i ruhiye, zihin kalıpları ve davranış biçimleri açısından görünüşte birbirine taban tabana zıt GİBİ DURAN ama gerçekte birbirine en yakın iki söylem var; bu iki söylem hangi söylemdir?Elbette ki, Resmi (Kemalist) söylem ile radikal İslamcı söylem.Her iki söylemin de halet-i ruhiye''si, yenilgi psikolojisi''ne dayalı bir haleti ruhiyedir.Her iki söylemin zihin kalıpları; dar, sığ,

"Dil''imin sınırları, dünyamın sınırlarıdır"

Wittgenstein

Yazıya bir soru ile giriş yapmak istiyorum: Türkiye''de halet-i ruhiye, zihin kalıpları ve davranış biçimleri açısından görünüşte birbirine taban tabana zıt GİBİ DURAN ama gerçekte birbirine en yakın iki söylem var; bu iki söylem hangi söylemdir?

Elbette ki, Resmi (Kemalist) söylem ile radikal İslamcı söylem.

Her iki söylemin de halet-i ruhiye''si, yenilgi psikolojisi''ne dayalı bir haleti ruhiyedir.

Her iki söylemin zihin kalıpları; dar, sığ, yüzeysel, eklektik, naif, ezberci veya dogmatik; dolayısıyla insanın hareket ve varoluş alanını, algılama ve kavrama gücünü, ufuk ve zihin dünyasını daraltıcı, sınırlayıcı, tıkayıcı; kısacası her şeyi kolaylıkla "kes(tir)ip atıcı" ve bitiricidir.

Her iki söylemin de davranış biçimleri; reaksiyoner / tepkici, panikleyici ve panikleştirici, dolayısıyla paranoya üreticidir.

Resmi söylem, tam bir yenilgi psikolojisi üzerine kurulmuş bir söylemdir: Resmi söyleme göre zihinsel, kültürel ve toplumsal bir aktör ve kurucu irade olarak İslam''ın çağımıza söyleyebileceği bir şey kalmamıştır. O yüzden bizim otorite, hegemonya ve meşruiyet kaynağı olarak İslam''ı terketmemiz; yani kamusal (=siyasi, kültürel ve toplumsal) hayattan uzaklaştırmamız zorunlu hale gelmiştir. Çünkü İslam, bu haliyle, bizim muasır medeniyet seviyesine ulaşma hayalimizin önünde bir takoz gibi durmaktadır. Yeryüzünde insanlığa gelecek ve kurtuluş vadedebilen tek bir uygarlık vardır; o da Batı (Avrupa) uygarlığıdır.

Peki, resmi söylem, Türkiye''yi Batılılaştırma projesi midir? Yaygın kanaatin aksine ben ortada Türkiye''yi Batılılaştırma projesi olmadığını, Türkiye''yi İslam kültüründen uzaklaştırma projesi olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar resmi söylemde Batılılaşma veya Avrupalılaşma merkezi bir yer işgal ediyor gibi görünse de, gerçekte bu söylem Türkiye''yi Batılılaştırma projesi değil; Türkiye''nin -çağımıza bir şey söyleyemeyeceğine inanılan- İslam''la olan köklü ve sarsılmaz ilişkisini koparma (kesip atma) projesidir. Şerif Mardin, Nikki Keddie ve Philip Robins gibi pekçok yerli ve yabancı sosyal bilimciler de aynı kanaatteler.

Resmi söylemin Batı kültürü ve uygarlığı ile kurduğu ilişki, yüzeysel, naif, eklektik (nasıl işlerine geliyorsa öyle ilişki kurmayı esas alan) ve platonik (tek taraflı, hayali) bir aşk ilişkisidir. Yaklaşık 80 yıl boyunca ortaya konan pratiğe bakıldığında, Batılı (modern) temel paradigmaların hemen hiçbirinin tam anlamıyla kavranılamadığı çok net bir şekilde ortaya çıkmaktadır: Örneğin modern Batı''nın kurucu dinamiklerinden (paradigmalarından) biri rasyonalite yani akılcılıktır: Zihinsel, kültürel, toplumsal, siyasal ve ekonomik olarak rasyonalleşmek. Oysa Türkiye''de rasyonallik değil, irrasyonalite (akıldışılık) dolayısıyla hisler hakimdir.

Yine modern Batı''nın kurucu dinamiklerinden biri bireycilik''tir. Türkiye''de ise bireycilik değil, aşiret veya getto mantığı hayatımızın her alanına hakimdir.

Aynı şekilde bir kurucu paradigma olarak sekülerlik, Batı''da, devletin, kilise kurumundan bağımsızlaşmasıdır. Bizde ise devletin din''e her bakımdan müdahalesi olarak algılanmakta ve uygulanmaktadır.

Bu örnekleri artırabiliriz. Ama bu kadarı kafi.

Resmi söylem, yenilgi psikolojisine dayalı haleti ruhiyesiyle; hem İslam hem de Batı''ya bakışında kendini gösteren sığ, yüzeysel, ezberci ve dogmatik zihin kalıplarıyla; ve nihayet bizim dinamiklerimizi, zengin tarihsel tecrübemizi, kollektif hafızamızı topyekün reddeden reaksiyoner davranış biçimleriyle Türkiye''yi zihinsel, kültürel, siyasi ve ekonomik olarak tam bir tıkanmanın, tükenmenin ve çıkmaz sokağın eşiğine getirip bırakmış; hareket ve varoluş alanımızı alabildiğine daraltmıştır.

Bu durum, Türkiye''yi ÖZNE (üreten, aktör, belirleyen) konumundan NESNE (tüketen, figüran, belirlenen) konumuna düşürmüştür.

Özne olamayan, hem kendi dinamikleriyle ve tecrübeleriyle hem de Batı kültürünün dinamikleriyle özne olarak yüzleşebilme ve hesaplaşabilme cesareti gösteremeyen resmi söylemin şekillendirdiği Türkiye bugün tam bir akıl tutulması hali yaşamakta; iflah olmaz bir kaosun eşiğine sürüklenmekte ve kendine ait tüm dinamikleri dinamitlediği için de egemen küresel güçlerin her tür müdahalesine açık bir ülke haline gelmiş bulunmaktadır. Bu nedenledir ki, Türkiye oradan oraya savrulup duruyor.

Benzer bir durum, bugün tıpkı resmi söylem gibi yenilgi psikolojisine; sığ, ezberci, naif zihin kalıplarına ve reaksiyoner davranış biçimlerine sahip olan radikal İslamcı söylem için de geçerlidir: Değişen konjonktürler, radikal İslamcı söylemi ve bu söylemin sahiplerini de oraya buraya kolaylıkla savurabiliyor.

Sonraki yazıda, her şeyi kolaylıkla "kes(tir)ip atan", bitiren, tıkayan, tüketen radikal İslamcı söylemin resmi söylemle ayrışan ve örtüşen yanlarını; zaaflarını, handikaplarını ve geleceğini tartışalım.