DTP'nin seçim başarısının sırrı ne?

Mehmet E. Amanos
00:003/04/2009, Cuma
G: 2/04/2009, Perşembe
Yeni Şafak
DTP'nin seçim başarısının sırrı ne?
DTP'nin seçim başarısının sırrı ne?

AK Parti Güneydoğu'da birçok ismi kamuoyunda tartıştırdıktan sonra görece en zayıf adaylarda karar kıldı. AK Parti adayları kendi çalışmalarından daha çok Tayyip Erdoğan isminin ardına sığındılar. 22 Temmuz seçimlerinde DTP'nin yaptığı hatayı bu defa AK Parti tekrarladı ve yerel seçimlerde kaybetti.

Yerel seçimlerine 22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde aldığı oyu muhafaza etmek ve DTP'nin elinde bulunan Batman ve Diyarbakır'ı almak için giren AK Parti seçimlerden tam anlamıyla hayal kırıklığıyla çıktı. AK Parti bırakın DTP'nin elindeki belediyeleri almayı 22 Temmuz'daki oyunun dahi gerisine düştü.

DTP ise seçimlere bir yandan elindeki belediyeleri korumak diğer yandan da en azından 22 Temmuz'un gerisine düşmemek hedefiyle girdi. Bu sonuçlar DTP için dahi sürpriz oldu. DTP'li yöneticiler 2004'te kaybettikleri Siirt ve Van'ı geri istediklerini dile getirseler de aslında kampanya döneminin başında bunu politik bir hedef olarak öne sürüyorlardı. Ancak son on güne girildiğinde AK Parti'nin yaptığı hatalar sonucunda DTP'liler seçimi kazanacaklarına inanmaya başladılar.

DTP bu seçimleri bir referanduma dönüştürerek son üç seçimdir yenildiği AK Parti'den rövanşı almak istiyordu. Buna sebep seçimi bir 'varlık yokluk' mücadelesine dönüştüren DTP gerilim üzerine kurduğu seçim stratejisini bunun tepkiye neden olmasıyla yumuşak bir üsluba ve daha yapıcı bir dile çevirdi.

ADAY VE SÖYLEM DEĞİŞİMİ

DTP 22 Temmuz genel seçimlerinde yaşanan başarısızlığının ana sebeplerinden biri olarak gördüğü mevcut belediye başkanlarını Diyarbakır ve Cizre hariç neredeyse tümüyle değiştirdi. Yeni adaylarla seçime giren DTP bu defa AK Parti karşısında gafil avlanmadı. İşi en başından sıkı tuttu. DTP eğer seçime mevcut adaylarla girseydi, AK Parti 22 Temmuz'dan da büyük bir seçim başarısı elde edecekti. DTP Diyarbakır, Nusaybin, Cizre ve Kızıltepe hariç tüm belediyeleri kaybedecekti.

DTP bölgedeki tüm belediye başkanlarını değiştirdi ve bunu bir ilke kararı haline getirerek 'bir kişinin iki dönemden fazla belediye başkanlığı yapamayacağı' kararını aldı. DTP adaylarını çoğunlukla teşkilat yoklaması, halkın sürece katılıp oy vermesi ve parti meclisinin nihai kararıyla belirledi.

AK Parti ise birçok ismi kamuoyunda tartıştırdıktan sonra görece en zayıf adaylarda karar kıldı. AK Parti adayları kendi çalışmalarından daha çok Tayyip Erdoğan isminin ardına sığındılar ve DTP adaylarının karşısında zayıf kaldılar. 22 Temmuz seçimlerinde DTP'nin yaptığı hatayı bu defa AK Parti tekrarladı ve seçimden mağlup çıktı. AK Parti teşkilatları ancak bir defa ev ziyaretleri yaparken, DTP'liler her yerde en az üç defa turladı. Geçmişte AK Parti'nin yaptığını bu defa DTP'liler yaptı.

DTP seçim propagandasını 'kimliğine oy ver' şeklinde kurgularken AK Parti 'daha çok hizmet' vurgusuyla öne çıktı. AK Parti'nin Diyarbakır Büyükşehir'de seçim sloganı olarak kullandığı “başım gözüm üstüne” sözü bölgede çok kullanılmasına rağmen sosyolojik karşılığı olmayan ve içi boş bir kavramdı. Diyarbakır gibi bütün zamanlarda muhalif duran ve politize olmuş bir şehirde böylesi bir kavram hem yanlış hem de anlamsız bir slogandı.

DTP ise AK Parti'nin bu nötr sloganı karşısında “Özgür kentler, Özgür birey” gibi politik çağrışımları güçlü bir slogan kullandı. DTP bu seçimlerde birçok yerde ilk defa seçim broşürü ve seçim bildirgesi hazırladı. Yerel ittifaklar ve koalisyonlar kurdu. AK Parti'nin küstürdüğü kesimlerle temasa geçerek bu kesimlerin desteğini sağladı. AK Parti teşkilatlarının tepeden baktığı bazı marjinal gruplarla görüşmeler yapıp desteklerini aldı ve bu seçimlere hiç olmadığı kadar arzulu hazırlandı.

HİZMET Mİ KİMLİK Mİ

Seçim süreci dikkatli bir biçimde irdelendiğinde DTP'nin kamuoyunda sanılanın aksine kampanyasını tümüyle kimlik siyaseti üzerine inşa etmedi. DTP kimliğe yaptığı vurgu kadar belediyeciliğe ve hizmete de vurgu yaptı. Birçok yerde önümüzdeki beş yıl için ciddi projeleri hayata geçireceğini vaat etti. DTP bu seçimlerde geçmiş iki yerel seçimde olduğu gibi salt kimlikle değil ilk defa hizmet ve projeyle oy istedi. Bu yeni süreç DTP için gerçekten olumlu bir gelişme ve bunun cesaretlendirilmesi gerekiyor.

22 Temmuz sonuçlarının Kürtler üzerinde tesis ettiği hegemoniyi sarstığını gören DTP, yerel seçimleri kaybettiğinde bunun sonunu hazırlayan gelişmelerin başlangıcı olduğunu gördü ve yeni süreci doğru okudu. DTP'nin bu başarısında teşkilatlarının 23 Temmuz 2007'den bu yana yoğun çalışması yanında AK Parti'nin ısrarla istediğini söylemesine rağmen Diyarbakır'ı DTP'ye bırakmasının da önemli tesiri oldu. AK Parti Diyarbakır seçimlerine aday tespitinden başlayarak ciddi biçimde asılmazken iktidar rehavetine girdi ve bölgedeki oylarını düşürdü.

ADAY GEÇ AÇIKLANDI

Başbakan Erdoğan'ın yerel seçimlerden bir buçuk yıl önce Diyarbakır, İzmir, Çankaya, Kadıköy gibi belediyeleri istediğini söylemesi bu şehirlerde reaksiyona neden oldu. Bu şehirlerde AK Parti'nin oyları düştü. Özellikle Diyarbakır gibi baskın bir politik kimliğe sahip olan bir şehirde DTP tabanını proveke etti ve seçimi bir anda “referanduma” dönüştürdü.

AK Parti'nin Diyarbakır'ı istediğini söylemesine rağmen Büyükşehir adayını son anda belirlemesi, adayı Diyarbakır'da değil Trabzon'da açıklaması, birkaç adayın son ana kadar yarıştırılması ve son olarak Osman Baydemir gibi güçlü bir aktör karşısına onun kadar güçlü bir adayın çıkartılamaması bu süreçteki temel problemlerden sadece birkaçıydı. AK Parti görece 'düşük profilli' bir adayla yarışması yanında fark yaratacak bir seçim kampanyası da yürütemedi.

DTP'nin yer yer 'politik, sert ve kimlik merkezli' kampanyası karşısında AKP, 'icraat odaklı, yumuşak ancak ne kimlik, ne de hizmet merkezli' bir kampanya yürüttü. AK Parti adayının teorik olarak çok önceden tespit edilip şehre özel projelerle fark yaratması gerekirken aday son anda belirlendi ve bu süreçte ciddi hatalar yapıldı. AK Parti geleneğinde olmayan biçimde son karar kamuoyu anketlerine değil, teşkilatlara ve vekillere bırakıldı. AK Parti sadece Diyarbakır'da değil Urfa, Siirt, Van, Manisa, Adana gibi seçimi kaybettiği illerde aynı hatayı tekrarladı ve mağlup oldu.

AK Parti 2004'te DTP'den aldığı Van'ı bir dönem yönettikten sonra yeniden DTP'ye bıraktı. AK Parti'nin kamuoyu anketlerinde açıkça görülmesine rağmen mevcut adayda ısrar etmesi yenilginin temel sebepleri arasında yer aldı. DTP, Abdullah Öcalan'ın avukatlığını yapan Bekir Kaya ile yarışa girerken başlangıçta kendiside seçimi alacağına inanmıyordu. Ancak AK Parti'nin aşırı güveni, seçmene tepeden bakması, iktidar sarhoşluğuna kapılması ve seçimi zaten kazandık havasına girmesi mevcut tabloyu ortaya çıkardı.

VAN VE SİİRT'TE NE OLDU

Erdoğan'ın siyaset ve Başbakanlık yolunu açan ve Emine Erdoğan'ın memleketi Siirt'te alınan sonuç Van'a nazaran AK Parti için daha da dramatikti. Demografik yapının çok parçalı ve toplumsal yapının daha muhafazakâr olduğu Siirt'te DTP'nin, AK Parti'nin elinden belediyeyi alması gerçekten büyük bir başarı. Bu sonuç AK Parti kurmaylarının ifade ettiği salt 'kimlik siyasetiyle' açıklanacak bir sonuç değil. Seçim sürecinde bölgeyi iki kez dolaşan biri olarak haddizatında AK Parti'nin de DTP kadar kadar olmasa dahi ciddi bir kimlik propagandası yaptığını izledik. Eğer insanlar sadece kimliğe oy verseydiler AK Parti'ye ya da HAKPAR'a da verebilirlerdi. DTP'nin güçlü isimlerinden Selim Sadak'ın aday yapılmasıyla seçim bir anda DTP lehine döndü ve AK Parti'nin hatalarıyla DTP gerçek bir galibiyet aldı.

Doğu ve Güneydoğu'da AK Parti'li belediyelerin beş yılda başarısız bir imtihan vermesi ve teşkilatların seçmene karşı mesafeli bir tutum takınarak tepeden bakmaya başlaması AK Parti'nin bölgede hüsran yaşamasına neden oldu. DTP ise yeni yüzlerle ve yeni bir siyasetle seçime girdi. DTP çok daha fazla istedi, bölgedeki 'örgütlü gücünü' daha çok kullandı ve AK Parti'ye sokak sokak yakın markaj uyguladı.

* Araştırmacı-Yazar