Arapların gözünde Türk İstiklal Savaşı, sadece Türklerin değil, bütün Müslümanların İstiklal Savaşı'dır ve bu böyle bilinmelidir. Dolayısıyla, Türk İstiklal Marşı'nın da, bütün Müslümanların ortak İstiklal Marşı olarak görülmesi önemlidir.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, günümüzde hayırla anılmayı hak etmiş abide şahsiyetlerimizden biri. Yaşadığı dönemin şartları dikkate alındığında, onun fikrî mücadelesinin ve siyasî tavrının önemi çok daha iyi değerlendirilebilir. O fikir adamı, şair, ahlak ve fazilet abidesi; cemiyete karşı sorumluluk duygusu ile hareket eden örnek bir mütefekkirdir. İlhamını dilinden, dininden ve milletinden alan ve bir cihan devleti vatandaşı olarak, dünyada ve ülkemizde olup-bitenleri yaşadığı devre göre doğru değerlendiren örnek bir şahsiyettir.
Vefatının 75'inci yılı olan 2011'in, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından “Mehmet Akif Yılı” ilan edilmesi ile, merhum milli şairimiz yeniden gündeme geldi.
Yaşadığı dönemde milletimizin karşı karşıya bulunduğu pek çok farklı soruna yakından eğilmiş olması nedeni ile, Mehmet Akif'in, muhafazakâr mı, Milliyetçi mi, Türkçü mü, İslamcı mı, modernist mi yoksa inkılapçı mı olduğu yönünde yorumlar yapılmaktadır.
Akif de, Ziya Gökalp gibi bir yandan Batı uygarlığına bakarak Türkiye'de “inkılâp” istemekte, diğer yandan ise, ciddi bir şekilde muhafazakârlık ve milliyetçilik yapmaktadır. Safahat'ın dili, Türkçülerin savunduğu sade dil geleneğini en açık şekilde ortaya koyan bir eserdir. Ancak Akif'in inkılâp isteği, zihniyet değişikliğine yönelik olarak, daha çok, ruh ve ahlakla ilgili olup, dil ve edebiyat alanlarında kendini göstermektedir.
Gökalp, Türkçülüğün Esasları'nda Cemaleddin Efgani'nin, “İslam Birliği” görüşünü savunur. Akif ise, Efgani ve onun tilmizi Muhammed Abduh'un çizgisini takip eden mo-dernleşmeci ve inkılâpçı bir İslâmcıdır. Bize öyle geliyor ki, bu ve benzeri tartışmalar, bundan sonra da uzun yıllar boyunca devam edecek...
Bir araştırmaya göre, Akif hakkında ikiyüzden fazla eser yazıldı. Kitapları en çok basılan ve dağıtılan kişi oldu. Ancak, üzülerek ifade etmek durumundayız ki, yeterince okunmadı, anlatılamadı ve anlaşılamadı. Aynı şekilde, “yokluk içinde yaşadığı bir dönemde İstiklal Marşı yarışması için konan ödül parasının tamamını bir hayır kurumuna bağışlamış olmasının anlamını” yeterince anlayamadık ve genç nesille anlatamadık.
Geçtiğimiz günlerde önce, ESKADER'in düzenlediği Mehmet Akif Ersoy'u anma etkinliğini, ardından da Türk Ocakları İstanbul Şubesi'nin “Mehmet Akif Sempozyumu”nu takip etme imkânımız oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait Fatih'teki Ali Emiri Kültür Merkezi'nde 14 Mayıs 2011 tarihinde tertiplenen ve iki oturumda gerçekleşen sempozyumda, kendi sahalarında önde gelen bilim adamları, bu sempozyum için hazırlamış oldukları tebliğlerini sundular. Bu tebliğlerin, kısa bir zaman içinde kitaplaşacağını umuyorum.
Sempozyumun açış konuşmasını yapan Türk Ocakları İstanbul Şubesi Başkanı Dr. Cezmi Bayram şunları söyledi: “Türk Ocakları, 1912 yılından bu yana, milli benliğimizin kavranması ve geliştirilmesi konusunda önemli çalışmalara öncülük eden, ülkemizin en eski ve köklü sivil toplum kuruluşudur. Merhum Mehmet Akif ise, milli istiklalimizin sembol ifadesi olan İstiklal Marşı'mızı yazan büyük bir şairimizdir.
Maarif Bakanlığı İstiklal Marşı yarışması açmıştı ve yarışmasında Akif yoktu. Aynı zamanda Türk Ocakları Umumi Reisi olan Hamdullah Suphi, Akif'in yarışmaya iştirakini sağladı ve onun şiirini Meclis'te İstiklal Marşımız budur diye okudu. Milletvekilleri tekrarını istediler ve ayakta dinlediler. Milli Mücadele'nin sembolü olan bu şiir, Türkçüler ile İslamcıları bütünleştirdi. Akif sempozyumunu tertip ederken, milletimizin Milli Mücadele'de ortaya koyduğu birlik ve beraberlik ruhunu tekrar hatırlatmak istedik. Çünkü o ruh Milli Mücadele'yi başarıya ulaştırdı. Bugün de milletimizin, insanlığa sunacağı medeniyet hamlesinin başarısını bu ruha tekrar sahip olmakta görüyoruz.”
Prof. Dr. Abdullah Uçman'ın başkanlığındaki ilk oturumda, “Mehmet Akif'te Milliyetçilik ve Kavmiyet” üzerine konuşan Prof. Dr. Nurullah Çetin, “Akif yerli, milli, İslami vasıflarla donanmış ve milletin dertlerini kendisine dert edinmiş abide bir şahsiyettir. Safahat'ın büyük bir bölümünde Müslümanları eleştirerek, onlara nelerin yapılması gerektiğini anlatmaya çalışmaktadır” dedi.
Günümüz siyasetinde kavmiyetçiliğin çok önemli bir yer aldığına işaret eden Prof. Dr. Çetin sözlerini şöyle tamamladı: “Fransız İhtilali'nde hızla yaygınlaşmaya başlayan ve aslında bizdeki karşılığı 'kavmiyetçilik' olması gereken 'nasyonalizm', bizim fikir hayatımıza, 'milliyetçilik' şeklinde tercüme edilerek girmiştir ki, bu çok büyük bir yanlış olmuştur! Nasyonalizm, Avrupa insanının 'büyük' bir projesiydi. Ve hedefi bugünkü Avrupa Birliğini oluşturmaktı. Nasyonalizm, Avrupa'da 'birliği sağlamaya yönelik' olarak uygulanmaya çalışılırken, Osmanlıya dayatılan şekli ile İmparatorluğun dağıtılma sürecini hızlandırmıştır. Büyük mütefekkir bunu fark etmiş ve sahih kaynaklardan bu meseleyi (kavmiyetçiliği) inceleyerek, Safahat'ta geniş bir şekilde işlemiştir. Bu inceleme neticesinde, toplumun sosyolojik anlamda buluşma zemini olarak, 'millet' kavramı ortaya çıkmıştır. Akif, kavmiyetçiliğe karşı çıkarak, bu anlayışta olanları eleştirmiştir.
Batı, geçmişte yapılan kavmiyet tartışmalarını tekrar gündeme getirerek, yüzyıllardır Osmanlı idaresi altında bir arada yaşayan insanlarımız arasına ayrılık ve nifak sokmuştur. Avrupalılar, işgal etmek istedikleri ülkelerin kavimleri arasına önce nifak sokar ve onları kendi aralarında savaştırarak yorar. Sonra da işgal eder. Tanzimat'tan bugüne dek defalarca uygulanan bu yöntemle, günümüzde etrafımızdaki ülkelerin hedef alındığı görülüyor. Safahat, etnik siyasi tavırlara açık cevap veren bir eserdir ve bugün de her bakımdan geçerlidir.”
“Mehmet Akif ve Millî Düşüncenin Teşekkülü” balığı altında düşüncelerini ifade eden Mehmet Çetin, “Milli düşünceden kastımız, o dönemde ülkenin hem İslamcı, hem Milliyetçi, hem de Batıcı olmak ve imparatorluğu yeniden ayağa kaldırmak gibi ortak bir amacı vardı. İstiklal Marşı Safahat'ın özetidir. İslamcılık ile milliyetçiliğin bir araya gelmesinden geçmişte rahatsız olanlar, bugün de bir iki nüans farkı ile bu iki fikrin ve siyasi damarın bir araya gelmemesi için ciddi gayret sarf etmektedirler.” şeklindeki sözleriyle dikkat çekti.
Prof. Dr. Mahmut Kaplan'ın başkanlığında gerçekleştirilen ikinci oturumda, “Akif'in Mısır Konulu Şiirlerinde Doğu-Batı Medeniyeti” üzerine konuşan Prof. Dr. Asuman Akay Ahmed şunları söyledi: “Akif, yaşadığı dönemi tarih şuuru ile ele almış, şiir ve nesirleriyle anlatmıştır. Akif bunu yaparken, medeniyetin asıl kaynağının Doğu olduğu; ancak, taassup ve hurafelerin dine karıştırılması nedeniyle İslam toplumlarında medeni anlamda bir gerilemenin yaşandığı şeklinde tespitlerde bulunur. Yurdu dolaşan şairimiz işgal altındaki ülkenin istiklale kovuşmasını ve İslami hayatın yeniden inkişaf etmesini istemektedir.”
“Arap Gözüyle İstiklâl Marşı ve Çanakkale Destanı” üzerine düşüncelerini ifade eden Doç. Dr. Hazem Said Muhammed Muntasir, “İstiklal Marşı'na çok çeşitli açılardan bakılmış ve yine çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Ancak, bu şiirde geçen Arapça kelimeler üzerinde hiç durulmamıştır. İstiklal Marşı'nda, altmıştan fazla Arapça kelime yer almaktadır. O devirde istiklal, bütün Müslüman devletlerin ümidiydi. İstiklale susamış Müslümanlar, bu şiiri ortak değer olarak kabul etmişlerdir. Mesela; şafak ve millet kelimesini ele alalım. Şafak kelimesi Arapça ve Türkçe manasıyla, sabah ve akşam bayrağın dalgalanmasını dile getirmektedir. Millet kelimesi, Türkçede ulus, Arapçada ise din manasında kullanılmaktadır.
İstiklal Marşı yüzde 25 Arapça'dır ve Akif bu kelimeleri kullanırken, hem Türkçe, hem de Arapça manalarını dikkate alarak, meseleyi bütün boyutlarıyla ortaya koymuştur. Bu da, İstiklal Marşı'nın, sadece Türklerin değil, bütün Müslüman milletlerin istiklale kavuşması idealini dile getirdiğini göstermektedir.
Mısırlı şair Ahmet Muharrem de, Akif'le ortak kanaatlerini yansıtan pek çok şiirler yazmıştır. Türk İstiklal Savaşı, sadece Türklerin değil, bütün Müslümanların İstiklal Savaşı'dır ve bu böyle bilinmelidir. Dolayısıyla, Türk İstiklal Marşı da, bütün Müslümanların ortak İstiklal Marşı olarak bilinmelidir” dedi.
“Akif'i Nasıl Anlamalıyız?” başlığı altında yapılan çalışmaları değerlendiren Mehmet Çiftçigüzeli, “Mehmet Akif Yılı ilanı geç kalınmış bir ilandır” dedi. Çiftçigüzeli özetle şöyle konuştu: “Bu yıl münasebetiyle yapılan çalışmalara baktığımızda, tüm faaliyetlerin, sivil toplum kuruluşları tarafından yürütüldüğünü görmekteyiz. Özellikle TRT, bu konuda yeni bir şey yapmadı! Sadece eskiden yapılmış olan bazı çalışmaları parça parça ekrana getiriyor. Hâlbuki, Akif'in her bir şiiri, drama olarak (bülbül gibi) ekrana taşınabilirdi. Bunu, TRT yönetiminde beklemekteyiz. Bunlar yapılabilseydi, Akif'i daha geniş kitlelere, okumayan bir topluma daha iyi anlatma imkânı olurdu. Bu yönüyle, yani dizilerle dramalarla, önce bizim toplumumuza anlatılırdı, sonra diğer toplumlara...”






