İmdat çığlıkları
00:00, 31/03/1999, ÇarşambaG: Güncelleme: 19:08, 14/11/2013, Perşembe
Yeni Şafak
İmdat çığlıkları
Leshan'a gelen Yugoslav ordusu ve Sırp özel birlikleri, ev ev dolaşmaya başladılar. insanları ilkokula doluşturdular. Evleri yakılırken, havaya ateş açarak, 5000 kişiden 'Çok yaşa Sırbistan' diye bağırmalarını istediler. Kadınlarla erkekleri ayırdılar. Sonra uzun bir yürüyüş başladı.Sırp ordusu binlerce masum Müslümanı katlederken, şehitler sokaklarda yatıyor. 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük göç dalgası. 2000'e aylar kala Avrupa'nın bir köşesinden insanlık tarihi boyunca unutulması mümkün olmayan hayat hikayelerini getirdiler.
Kukes- 85 yaşında ve neredeyse ikiye bükülmüş. Dağdan esen soğuk rüzgar, kırış kırış olmuş yüzünü yalayıp geçiyor. Gözleri ağlamaktan yorulmuş olmalı ki kan çanağı gibi ve artık gözyaşları kurumuş. Nicaledezi Bitici, 4 nesildir Bitici ailesinin reisliğini yapmış olan bu yaşlı kadın ellerini havaya kaldırıyor ve ruhunun son kırıntılarıyla mırıldanıyor: "Yürü yürü..."
Bıraktıkları topraklar bir ateş topu
Herşeyin en kötüsü pazar günü başladı. Öğle saatlerinde Leshan köyüne gelen Yugoslav ordusu ve Sırbistan İçişleri Bakanlığı'na bağlı askeri birlikler, ev ev dolaşmaya başladılar. Aileleri evlerinden zorla çıkararak hemen yakınlardaki ilkokula doluşturdular. Evleri yakılırken, askerler havaya ateş açarak, 5000 kadar köy sakininden hep birlikte 'Çok yaşa Sırbistan' diye bağırmalarını istediler. Kadınlarla erkekleri birbirlerinden ayırdılar. Daha sonra uzun ve zorla bir yürüyüş başladı. Arnavutluk sınırındaki bir köyde, taş yığını ve kırık camlardan ibaret olan bir çöp yığını içinde oturan Bitici ailesi, sağ salim olarak Arnavutluk'a ulaşabildikleri için Kosova'dan göç etmek zorunda kalan onbinlerce Arnavut arasında en şanslı olanları. Arkalarında bıraktıkları topraklar bir ateş topu. Geride kalan katledilmiş masum insan sayısı bilinmiyor.
Binlerce Müslümanı katlettiler
Görgü şahitlerinin ifadesine göre son altı gündür Sırp ordusu binlerce masum silahsız Müslümanı katlederken, şehitler defnedilmemiş şekilde sokaklarda yatıyor. Son 24 saat içinde 100 binden fazla mülteci Kosova ile dünyanın geri kalanı arasındaki sınıra ulaşabildi. Bu 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük göç dalgası. Bir çoğunun yaşadığı acılar yüzlerinden okunuyor. Tamamı Sırp askerleri tarafından soyulmuş. Doğup büyüdükleri toprakları arkalarında bırakırken servetlerini beraberlerinde getiremediler. Ancak, 2000 yılına aylar kala Avrupa'nın bir köşesinden tüm dünyaya insanlık tarihi boyunca unutulması mümkün olmayan hayat hikayeleriyle birlikte geldiler.
Yüzlerce ölüme şahit oldular
Erkekler elleri başlarının üzerinde, Allah'a yakarırken, kadınlar çocuklarını kurtarmaya çalışıyor. Yaşlılar ise tökezleyerek de olsa çocuklarını bulabilmek için koşturuyor. Arnavutluk, Makedonya ve Karadağ'dan ibaret olan Kosova'nın üç sınırından insan manzaraları insanlığın tüylerini ürpertiyor. Mülteciler, hayvan gibi muamele görerek, aşağılanarak, korkutularak ve evlerinden zorla çıkartılarak buralara ulaşabilmiş.
Bu uzun yürüyüşe başladıkları andan varışa kadar yüzlerce idama, katliama şahit olmuşlar.
Küçük köylerden büyük şehirlere kadar herkesin yaşadığı neredeyse birbirinin aynı.
Bu sözlerin doğrulanması için uluslararası gözlemcilere, raporlara ya da gazetecilere ihtiyaç yok galiba.
CELİN
Emri duymadı diye öldürüldü
Yine Perşembe günü sabah saat 4.00 sıralarında 2500 Kosovalı Arnavutun yaşadığı Celin kasabası, 12 adet Sırp tankıyla kuşatıldıktan sonra bombardıman başlamış. 43 yaşındaki matematik profesörü Masir Recep, kendisi ve diğerlerinin dağlara doğru kaçtıklarını anlatıyor. Daha sonra uzaktan akrabası olan Valoni ve Admir'le karşılaşan Masir olanları şöyle anlatıyor: "Sırplar Valoni ve Admir'in evine girerken bu ikisi kaçmayı başarmış. Sırplar evde kalan 5 erkekten dışarı çıkmamalarını istemişler. Çığlık seslerini duyan çocuklar yaklaşık yarım saat sonra eve döndüklerinde, 37 yaşındaki babaları Naim Recep, 40 yaşındaki amcaları Turgut ve İsmet Recep'in ve sığınağa saklanan iki kişinin daha cesetleriyle karşılaşmışlar." Hepsi kurşuna dizilmiş. Bir başka evde ise bu üç kişi, üstüste kıvrılmış ve yakılarak öldürülmüş 13 kişinin daha cesedine rastlamışlar. Cesetlerden birisi ise bir çocuğa ait. Pazar gününe kadar tepeye 5000 kişi sığınmış. Ancak Sırplar burayı da kuşatmışlar. Mültecilerden birisi beyaz bir mendili bir sopanın ucuna takarak sallamış. Sırplar mültecilerin yanına gelince erkeklerle yine kadınları ayırmışlar. 6 kilometre kadar elleri başlarının üzerinde yürütmüşler. Daha sonra kamyonlara doldurulmuşlar. Yakalananlar arasında Kosova Kurtuluş Ordusu'na üye olan 22 yaşındaki Ayim Ramzani'nin de olduğunu anlayan Sırpların onu oracıkta ailesinin gözü önünde öldürdüklerini anlatan Masir, sağır ve dilsiz olan Vefa Rcemi'nin ise Sırp zafer işaretini yapmaları için verilen emri duymadığı için karısının ve çocuklarının gözü önünde öldürüldüğünü söylüyor.
TERNA
Gaşi ailesinin 37 ferdi katledildi
Halı ustası Ramazan Şakiri, NATO hava operasyonunun başlamasından bir gün sonra yani Perşembe günü, Sırp birliklerinin Kosova'nın merkezi Suva Reka yakınlarındaki Terna köyünü top ateşine tuttuklarını anlatıyor. Ramazan, karısı ve iki çocuğuyla birlikte saklanmış ve patlamalardan, makinalı seslerinden saatlerce dışarı çıkamamışlar. Daha sonra karısının komşularının evine gittiğini söylüyor. Karısı, Gaşi ailesinin evinden içeri adımını atar atmaz 37 kişinin cesediyle karşılaşınca çığlık attığını anlatan Ramazan, eve girdiğinde gördüklerine inanamamış. Ailenin üzerine önce el bombası atıldığını ve daha sonra otomatik silahlarla tarandıklarını söylüyor. Bazı yüzlerde bıçaklarla açılmış derin yaralar ve işaretler görmüş. "Sırp katliamlarını çok duymuştuk ama bu kez gözlerimizle şahit olduk" diyen Ramazan, eşini ve çocuklarını alarak komşu Leshan köyüne kaçmış. Ancak Sırplar oraya da gelmişler. Karısı ve çocuklarından ayırarak Ramazan'ı bir ilkokula götüren Sırplar, 'Çok yaşa Sırbistan' diye bağırmaya zorlamışlar. Sabaha karşı ise Arnavutluk sınırına doğru sürmüşler. Şimdi Kukes'te sınır kapısının yanında olan Ramazan eşini ve çocuklarını bekliyor. Yanıbaşında sadece bir plastik torbada biraz ekmekten başka hiçbir şey bulunmayan Ramazan, "Bir gün Kosova'ya döneceğini" söylüyor.
PRİŞTİNE
Kara saldırısı için artık çok geç
Bir hafta önce Pazartesi günü Casmin Caha'nın, Priştine'deki Cafe Koha'da kahve içerken içeriye atılan bir el bombası yüzünden bacağı kırılmış. İkinci bir el bombası iseyere düşmeden önce arkadaşı tarafından yakalanarak sokağa geri atılmış. Casmin hemen hastaneye gittiğini anlatıyor. Bacağının tedavisini yaptırmış ancak ameliyat olmayı reddetmiş. Gerisini şöyle anlatıyor: Bacağıma iki çivi takmak istediler. Ancak NATO bombardımanının başlamasının ardından herşeyin daha kötüye gideceğini tahmin ettiğim için hastaneye yatmayı kabul etmedim. Sırplar bombardımanla birlikte sivil Arnavutları öldürmeye başladılar. Pazar günü ise kapı kapı dolaşıp evlerdekileri öldürmeye başladılar. Makedonya'ya kaçmayı başardım. İlk kontrol noktasında şoförü indirdiler ve dövmeye başladılar. Makedonya sınırına varana kadar tam 700 dolar harcadık. Bizim paramız vardı ve kurtulduk. Ama ya parası olmayanla?" Casmin'in yüzü bombalı saldırı sırasında yaralanmış. NATO askeri birliklerinin gelmesi halinde bile artık kendileri için bir umut kalmadığını söylüyor. "Bugün gelmeyeceklerse kara saldırısı için artık çok geç."
İPEK
Sivil Sırplara üniforma ve silah
Cumartesi günü Şakir Zuşi ve 11 akrabası diğer binlerce Kosovalı Arnavutla birlikte İpek şehrinin dışında Ura Zallit köprüsü üzerinde kimlik kontrolü için beklemeye başlamış. Gece boyunca süren Sırp bombardımanını ardından askerlerin Arnavutlardan şehri boşaltmalarını istediklerini anlatan Şakir, iki sıra halinde bekleyen insanların kontrol noktasına gelince kimliklerinin gözden geçirildiğini ve para gibi değerli eşyalarının arandığını belirtiyor. Bir ara geriye bakan Şakir, arkalarındaki şehirde bir çok evin hala yandığını görmüş. Kontrol noktasına varan Şakir'e, Sırplardan biri tarafından tanındığı için sıradan çıkması söylenmiş. Bu adam 17 yıl boyunca aynı fabrikada beraber çalıştığı Jura isimli bir sivilmiş. Ancak o gün üzerinde bir çok Sırp sivilin de olduğu gibi askeri üniforma ve silah bulunan Jura'yı tam 8 aydır hiç görmemiş. Jura ve birçok askeri uniformalı ve yüzleri maskeli Sırp Şakir'le birlikte birçok kişiyi köprünün başındaki bir dükkana sokarak tekmelemeye başlamışlar. 20 bin kişiyle birlikte yürüyerek Karadağ'a varan Şakir, iki erkek, iki kız kardeşi, annesi, teyzesi, 9, 6 ve 5 yaşlarındaki oğullarının akıbetinin ne olduğunu bilmiyor.
Başlıklar :




