Olaylara değerler merkezli bakması durumunda akl-ı selim Müslüman bir yazarın paralel yapılanmalara karşı olması gerekir. Akl-ı selim bir yazarın AK Parti''nin ABD ve Batı dünyasının yanlışlarına karşı tavır takınmasını desteklemek yerine başbakanı hak etmediği şeylerle suçlayıcı yazılar yazan, yasal bir partinin kapatılmasını bile isteyenlerle aynı safta yer almasını yadırgadığımı belirtmek isterim
Önce sosyal ve dini hayatta çokça kullanılan farklı olmak, ihtilafa düşmek, tafrikaya düşmek olarak yaygınca bilinen üç kavrama dair bazı bilgiler paylaşalım. Farklı olmak, yaratılışa ait ilahi bir tercihtir. Renklerin, dillerin, suretlerin farklı olması yaratıcıya ait bir tasarruftur. Bu anlamıyla farklılık bir zenginliktir. İhtilafa düşmek, herhangi bir konuda çeşitli iddialar ileri sürmek suretiyle herkesle aynı düşünmeme halidir. İhtilafa düşmek ortak müştereklerde birlikte hareket etmeyi gerektirir. Aksi bir durum ise bireysel ve sosyal hayatın riske girmesine neden olmaktır. Tafrikaya düşmek, dini konularda hakkında nassın bulunduğu yani Allah''ın ve peygamberin yapılmasını istemediği şekilde düşünmek ve o şekilde hareket etmektir. Bir anlamda ayrı düşmek ve ayrı baş çekmektir.
İslam düşünce geleneğine göre ihtilafa düşmek, yani farklı düşünmek bir noktaya kadar normal (hayırlı) görülebilir. Ancak bir noktadan sonra farklı düşünmek itikadi, dini, siyasi ve sosyal konularda ayrı bir cemaat haline gelmeyi ve kendisinden farklı olan kişi ve grupları da dışlamayı hedefliyor ise genel kanaate göre bu ihtilaf hayırlı bir farklı düşünme değil katıksız bir tefrikadır. Bu bağlamda ''ümmetimin ihtilafında rahmet var'' şeklindeki hadis aslında Peygamberin tefrikayı değil iyi niyetle ileri sürülen farklı görüşleri bir rahmet olarak gördüğü pozitif ihtilaf olarak anlaşılmalıdır. Said-i Nursi''nin ''Barika-i Hakikat Müsademe-i Efkardan çıkar'' yani ''Fikirlerin Çarpışmasından Hakikat Doğar'' görüşü de bu anlamdaki ihtilafa dahildir.
Negatif bölünme ise parçalanmayı ve karşı tarafa karşı farkında olarak veya olmayarak savaşmayı, dini referansları tahrif etmek ve kendi yaklaşımını tek meşru görüş haline getirmek olarak anlaşılmaktadır. Örneğin Mısır''da Selefi Nur hareketinin İhvan-ı Müslim hareketine karşı darbeci hükümetle uzlaşması ihtilaf değil bir tefrikadır. Zalim sultana karşı hakkı söylemek övülen bir davranıştır. Ancak zalim sultana karşı hakkı söyleyenin önce söylediklerinin gerçekten hakikat olup olmadığının ve ne niyetle söylendiği de bilinmeli. Aksi halde bazı menfaatler için bir araya gelen ve bunu dini hizmet olarak sunanların bu iddiaları hakikati temsil edemez. Örneğin bir yazarın, bir gazetecinin, bir din görevlisinin veya dini konularda konuşan ancak İslam ümmetinin büyük hedeflerini bir kenara bırakan bir görüşün yaptığı icraatlarını tamamen hakkın ifadesi olarak dile getirmeye hakkı yoktur.
Ne yazık ki yıllarca Müslümanlara sosyal barış sözleşmesi olarak sunulan Medine Sözleşmesi''ni öneren ancak son zamanlarda mevcu muhafazâkar iktidar tarafından birtakım istekleri karşılanmadığı için eleştirmeye başlayan bazı Müslüman yazar ve aydınların, kişi ve yapıların bu söylemlerini ve eylemlerini sosyal barışı tehlikeye sokan ve bir vesayet rejimine davetiye çıkaran görüşleri olarak görmek gerekir. Bu yaklaşım varsa yanlış yapanların, varsa yolsuzkluk yapanların yaptıklarını savunmak değildir. Her iki yanlışa karşı durmakta adil olmanın bir gereğidir. Ancak önce konuşulması ve çözülmesi gereken şey birilerinin iyi niyetten uzak ancak iyi kavramlarla süslenmiş yapılanmaları ve tuzakları görmek gerekir. Ortada bir yanan bir ev varken önce yangın söndürmek, can ve mal kaybını en aza indirmek, yangının başka yerlere de sıçramasına engel olmak yerine yangın sonrasında yapılması gerkenleri konuşmak doğru değildir. Bu tür akılsızlıklar ne yazık ki İslam coğrafyasında birçok Müslüman tarafından yapılmakta. Örneğin Suriye diktatörüne karşı savaşan grupların iç sorunlarını öne çıkarmalarından, ayrıntılarda boğulmalarından dolayı halkına zulüm yapan bir rejim zulme devam ediyor. Aynı şey Türkiye''de de yaşanmakta. Uluslararsı iradeye karşı bir şeyler söyleyen hükümet yetkililerini ''batıyla birlikte hareket eden siz iktidar sahipleri bunları dile getirmeye hakkınız yok'' diyerek bazı konulardaki mecburi birlikteliklerin sona ermesini istemediklerini görmek gerçekten üzücü.
Halkın emanetini ve güvenini istismar edemeyiz. Birçok konudaki yetersizlklere rağmen halkımızın iyi niyete, vefaya, kardeşliğe dayalı değerler çerçevesinde yapılan hayır ve hizmetlere maddi ve manevi destek verdiği dünyanın bildiği bir hakikattir. Ancak bu sayede bir yere gelenlerin bugün sahip oldukları imkânları halkının iradesine karşı kullanmaları hem nankörlük, hem ihanet hem de bir hak gaspıdır. Buna engel olmak için hak ihlaline neden olmayacak hukuki düzenlemeler yapmak siyasi ve dini bir yükümlülüktür. Ortada açık bir istismar ve aldatma sözkonusu ise bunun aleni yapılan yolsuzkluklardan bir farkı yoktur. İki yanlışa da karşı olmalıyız. Asıl gayesi kadim temel değerleri yaşatmak olmalı iken bunları bir kenara bırakıp önceliği siyasi kariyer tepesine çıkmak olarak belirleyen be bunu da millet iradesine düşman olanlarla birlikte yapmaya çalışan inançlı insanların yaptıkları her türlü çalışmalar bu noktadan sonra hayra değil şerre hizmet edecektir. Bunu ''önümüzü kesmek istiyorlar, gücümüzü kırmak istiyorlar, gelir kaynaklarımızı kesmek istiyorlar, bizi ezmek, silmek istiyorlar, bize 28 Şubattan daha kötüsünü yapmak istiyorlar'' şekilde yazmak, haberleştirmek doğru yaptığımızı göstermez.
Bunları söylemek iktidarın hiç yanlış yapmadığını savunmak değildir. Tekrar ediyorum ki kim ne yanlış yapmış ise hesabını vermelidir. Ancak bu hesabı entrikacı ecnebiler eliyle sormaya niyetli olmak iyi bir niyet değildir. Alllah kötü niyetle kurulan, zararlı eylemler gerçekleştirmek, Müslümanaların arasını bozmak için yapılan bir mescitte peygamberin namaz kılmasını dahi yasaklıyor. (Tevbe:107)
Paralel yapılanma konusunda başbakana yöneltilen eleştirilerden biri de ''neden bu adamlarla iletişim kuruldu'' şeklindeki eleştirdir. Bilinmelidir ki her siyasi yapı iyi niyetli ittifak çalışmaları yapabilir. Çünkü ticari, idari, siyasi ve uluslararası işlerde iyi niyetli ittifaklar yapılmalı. Bunları yadırgamak yadırganmalı. İslami anlamıyla farklı taraflarla istişareler yapmak, onların katkılarını almak önemlidir. Seküler anlamıyla da demokrasi bunu gerektirir. İdeal bir yönetim için tüm tarafların katılımı ve birlikteliği ile olmalı. Ancak daha sonra bazı krizlerin olmaması için de ittifaklar her iki tarafın rızasına uygun yapılmalı. Bir hükümetin sağlıklı yürümesi, halkına hizmet götürmesi için bazı sivil toplum kuruluşlarıyla, sendikalarla iletişim kurulması, katkılarının alınması zorunlu ise bu yadırganmamalı. İhanet ve mağduriyet yok ise sonradan ortaya çıkan sorunları da abartmamak gerekir. Dini anlamıyla fıkıh, seküler anlamıyla da hukuk bu işte bu tür ihtilafları ve işleri çözmek için vardır.
İslam dünyasında yaşanan acı gerçeklerden biri de müslüman kitlelerin rüyalarla, bir takım mistik hallerle yönlendirilmeye çalışılmasıdır. Bu yaklaşım bir anlamda dinin bir afyon olduğu tezinin doğrulanmasıdır. Halbuki Hz. Muhammed''in (a.s) temsil ettiği İslam kitleleri hayatın gerçekleriyle tanıştırmaya, mü''min insanlar olarak hakikatlerle tanıştırmaya çalıştı.
Herkesin bilmesi gerekir ki toplumsal dönüşümlerde hakem Hak ve halktır. Halka ve hakka rağmen bir şeyler yapmaya, halkı tepeden değiştirmeye çalışmak, bunu için birtakım özel yöntemler geliştirmek ve bunları dine hizmet olarak lanse etmek batılıların müslümanların başına musallat etikleri taliban tavrından farksız bir tavır değildir. Bilinmelidir ki halkın güvenini istismar edenler kaybedecektir. Hal böyle iken kalem erbabı bazı kişilerin başbakan Recep Tayyip Erdoğanı suçlamaları dolaylı olarak darbecileri desteklemek demektir. Bazı eleştiri ve analizleriyle Türkiyeli müslümanalra katkısı olan yazar Ali Bulaç''ın son olaylar karşısındaki tavrını ve görüşlerini (25.01.2014, Zaman) üzüntü ile izlediğimizi belirtmek isterim. (İntihar Ediyoruz başlıklı yazısı ile yanlışı görmesi sevindirici oldu. 06.02.2014,Zaman.)
Olaylara değerler merkezli bakması durumunda akl-ı selim Müslüman bir yazarın paralel yapılanmalara karşı olması gerekir. Akl-ı selim bir yazarın AK Parti''nin ABD ve Batı dünyasının yanlışlarına karşı tavır takınmasını desteklemek yerine başbakanı hak etmediği şeylerle suçlayıcı yazılar yazan, başbakanı racon kesmekle suçlayan, milletin himmetleriyle kurulan kurumlarda yolsuzluklar bahane edilerek yasal bir hükümete karşı kirli bir ittifakın desteklediği kampanyanın bir parçası olup haddi aşan ileri geri konuşmalar yapanlarla, yasal bir partinin kapatılmasını bile isteyenlerle aynı safta yer almasını yadırgadığımı belirtmek isterim. İnsan bir başkasını suçlamak yerine önce kendi nefsini yoklamalı, nerede hata yaptığının muhasebesini yapması gerekir (mumtehine,1). Aksi halde gerisi oyun ve eğlencenin bir başka çeşidiyle vakit geçirmek olacaktır.






