
Türkiye, etnik ve mezhepsel ayrımcılığın önüne geçilebilmesi noktasında önemli aşamalar kaydetmişken, eski meseleleri kaşımanın kimseye bir faydası yoktur. Kemal Kılıçdaroğlu bu tarz çıkışları yıllar öncesinden yapsaydı bir anlamı olabilirdi. Ancak günümüz şartlarında bu strateji hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bugün kimse kimsenin ne etnik kimliğini ne de mezhebini merak etmektedir. Ayrıca söz konusu özelliklere bakılmaksızın devletin her kademesinde görev alınabilmektedir.
Seçime sayılı günler kala siyasetin nabzı yükselirken, kamuoyu araştırma şirketlerinin geçmiş aylarda yayınladıkları anket sonuçlarıyla son günlerde yayınlananlar arasında bariz şekilde farklılar ortaya çıkmış durumda. Henüz bir ay öncesinde “Yedili Masa” koalisyonu oylarının, Cumhur İttifakı’ndan en az 10 puan önde gösterildiği anketlere şu günlerde artık rastlanılmamakta.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ardı ardına yaptığı görkemli açılışlar, başta savunma sanayii olmak üzere birçok alanda gerçekleştirdiği teknolojik atılımlar, rakipleriyle aralarındaki farkı belirgin şekilde ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler doğrultusunda ortaya çıkan seçmen tercihlerine dair sonuçlar, Yedili Masa koalisyonu paydaşlarının önüne de gitmektedir. Şüphesiz bu durum liderlerin söylemlerinde kullandıkları dilin tonuna da yansımaktadır.
YEDİLİ KOALİSYON BATI AĞZIYLA KONUŞUYOR
Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı -özellikle etnik ve mezhebi- çıkışlarla dikkat çekmektedir. İlk paylaşılan “Kürtler” başlıklı videoda, “Son yıllarda ne zaman seçim konuşsak, saray ne zaman seçimi kaybedeceğini görse Kürtlere toplu bir yaftalama, terörist muamelesi yapma durumu başlıyor. Utanç verici” cümlelerini sarf eden CHP Genel Başkanı, sözlerinin devamında daha da ileri giderek “Şu anda milyonlarca Kürt’e terörist muamelesi yapılıyor” iddiasını ortaya atmıştır. Gerçekten de Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi bir durum söz konusu mu yoksa ortada ağır bir iftira mı var?
Öncelikle şunu belirtmekte fayda var; Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi kurulduğu günden bu yana Kürtlerden en fazla oyu alan parti konumundadır. Cumhurbaşkanı Erdoğan birçok mitinginde, sıklıkla “CHP’ye, HDP’ye gönül veren kardeşlerim bunlara oy verecek mi?” şeklinde söylemlerde bulunmuştur. Aslında gerek Batı’da gerekse muhalefet kanadında “HDP’yi Kürtlerin temsilcisi” olarak lanse etme gibi büyük bir yanılgı mevcuttur. Daha doğrusu bu yönde bir algı yürütülmektedir. Aynı algı operasyonu Suriye’nin kuzeyinde de görülmekte, PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG/SDG ile Kürtler, aynı cümle içinde kullanılmaktadır. Reuters, AFP, AP başta olmak üzere dünyanın önde gelen yayın kuruluşları PKK/PYD ile ilgili haberleri “Kürtler” başlığı altında vermektedir. Akıllardan çıkarılmaması gereken bir husus da şudur ki; Suriye iç savaşının başladığı yıl Esed ile ittifak içinde olan PYD/YPG’nin zulüm ve baskısından kaçan 300 binden fazla Suriyeli Kürt, Türkiye’ye sığınmıştır. 2013 yılında PKK/PYD’nin Amude’de de gerçekleştirdiği katliamdan sonra 11 çocuğu ile Batman’a sığınan Suriyeli Kürt bir baba olan Muhammed Ömeroğlu aynen şunları söylemiştir: “Kendi halkımızdan olan ama bizim gibi inanmayan, Allah’ı tanımayan komünist PKK tarafından topraklarımızdan çıkarıldık. 50 yıl Esed zulmetti bugün ise PKK…”

KÜRTLÜK ÜZERİNDEN AĞIR BİR İFTİRA
Bir diğer nokta ise Kürtçe konusunda yapılmış olan devrim niteliğindeki açılımlardır. Öncelikle geçmiş yıllarda yapılan uygulamalar göz önüne alındığında Kürtçe bir TV yayının hayali dahi mümkün değildi. Türkçe bilmeyen bir annenin cezaevi görüşlerinde evladıyla Kürtçe konuşması yasak, Kürtçe kaset satışı yapılması da suç sebebiydi. Kürtçe siyasi propaganda yapmak düşünülemezdi bile… Tüm bu yasakları kaldıran, eski adıyla TRT Şeş yeni adıyla TRT Kürdi’nin yayın hayatına başlamasını sağlayan Ak Parti iktidarıdır. Bunun yanında Üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı kurulmuş, Kurmanci, Zazaki doktora, yüksek lisans, lisans programları açılmıştır. Okullarda Kürtçe, seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır. Bu açıklamalar doğrultusunda sorulması gereken soru şudur: “milyonlarca Kürt’e terörist muamelesi yapılıyor” iddiasının doğru olabilmesi mümkün müdür?
ALEVİLİĞİ KENDİ ORTAKLARI DERT ETTİ
Yedili Koalisyon’un Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun paylaştığı bir diğer video ise “Alevi” başlığı altında servis edilmiştir. Kılıçdaroğlu’nun “Ben Aleviyim. Hak Muhammed, Ali inancı ile yetişmiş, samimi bir Müslümanım” sözleriyle seslenmesi seçim sürecini bir anda mezhepsel bir noktaya sevk etmiştir. Oysaki aday belirleme toplantıları yapılırken mezhebi durumunu öne sürerek Kemal Bey’in aday olmamasını isteyenler yine kendi içlerindeki isimlerden oluşmaktaydı. Ayrıca muhalefete yakın bir anket şirketi 6 büyükşehirde (İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Erzurum, Samsun ve Konya) “Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olması durumunda mezhebi/Alevi olması sizin için bir sorun mu?” şeklinde bir soru yöneltmiştir.
Cumhur İttifakı kanadında ise ne etnik ne de mezhepsel çerçevede bir seçim kampanyası yürütülmemiştir. Kılıçdaroğlu bir yandan “Kimliğimiz bizi biz yapan varlığımızdır ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir” derken diğer yandan “Kimlikleri, ayrışmaları konuşmayacağız” diyerek kendisi ile çelişmektedir. Şüphesiz ki bu çıkışın altında siyasi rakibini zan altında bırakma amacı yatmaktadır. Fakat karşısında “Alevi Çalıştayları” düzenleyen, cemevlerinin aydınlatma giderlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından karşılanmasını sağlayan, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kuran bir iktidarın varlığı göz ardı edilmektedir. Bunun yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan, sekiz cemevi açılışını bizzat yapmış, ayrıca İçişleri Bakanlığı yetkilileri ülkede bulunan tüm cemevlerini ziyaret ederek ihtiyaçlar giderilmiştir.
SECCADE SKANDALINI UNUTTURMAK İÇİN
Türkiye, etnik ve mezhepsel ayrımcılığın önüne geçilebilmesi noktasında önemli aşamalar kaydetmişken yine eski meseleleri kaşımanın kimseye bir faydası yoktur. Kemal Bey bu tarz çıkışları yıllar öncesinden yapsaydı bir anlamı olabilirdi. Ancak günümüz şartlarında bu strateji hiçbir anlam ifade etmemektedir. Bugün kimse kimsenin ne etnik kimliği ne de mezhebini merak etmektedir. Ayrıca söz konusu özelliklere bakılmaksızın devletin her kademesinde görev alınabilmektedir. Kemal Bey’e en sert tepki de Anadolu Alevi Ocakları Bilim Eğitim İnanç ve Kültür Derneği Genel Başkanı Emrah Uslu’dan gelmiştir: “Maalesef tekrar Alevi - Sünni ayrımını, Alevi kimliğine bürünmüş kişilerle birlikte yapmaya çalışıyorlar. Uyanın Alevi toplumu uyanın artık!”
Sonuç olarak; Ramazan ayında verilen bir iftar sonrasında seccadeye ayakkabı ile basıp fotoğraf çekilmesi skandalının yanında iktidar tarafının birçok alanda etkin hamleler yapması, haliyle gündemi değiştirme ihtiyacına sevk etmiştir. Bu çıkışların asıl nedeninin de olumsuz havayı değiştirip tepkileri minimize etme çabası olduğuna dair emareler kuvvetlidir. Siyasi gündemi yakın takip eden ve hayatın sosyal medya operasyonlarından ibaret olmadığını birçok seçimde ispat eden seçmenler 14 Mayıs’ta en doğru değerlendirmeyi yapacaktır.







