Uğur Mumcu suikastine adı karışan iki kişi daha yakalandı. Adlarının Arif Tari ve Fatih Aydın olduğu öğrenilen iki kişinin İran Şahı'nın korumasını kaçırdığı belirtildi.
İSTANBUL- Gazeteci-yazar Uğur Mumcu'ya yönelik suikastte parmağı oldukları sanılan kişilere yönelik operasyonlar tüm hızıyla sürerken gözaltına alınan kişilerle ilgili şok bilgiler ortaya çıktı. İstanbul polisi ile MİT'in yürüttüğü ortak operasyon sonucunda suikaste adı karışan iki önemli isim daha yakalandı. Adlarının Arif Tari ve Fatih Aydın olduğu öğrenilen bu isimlerden Tari'nin 1994 yılında İran Şahı'nın koruması Ali Ekber Gorani'nin kaçırılması eylemine karıştığı anlaşıldı.
Emniyet yetkililerinden edinilen bilgilere göre Tari, önceki gün gözaltına alınan Muzaffer Dağdeviren, Yusuf Karakuş, Abdulhamit Çelik ve Hasan Kılıç'la birlikte İran devriminden sonra Türkiye'ye kaçan Şahın koruması Gorani'yi kaçırdıktan sonra Muhsin Kalgerazat isimli İstanbul Başkonsolosluğu görevlisine teslim ettiler. Konsolos Yardımcılığı görevini yürüten Kelgerazat'ın İran Gizli Servisi SAVAMA adına çalıştığı öğrenildi. Şahın kaçırılan koruması Gorani ortadan kaybolduktan bir süre sonra ölü olarak bulunmuş, ancak olay o dönemde aydınlatılamamıştı.
Bu arada Hizbullah operasyonundan sonra yoğunlaşan soruşturmada verdiği bilgilerle operasyon için start verilmesini sağlayan İğneci lakaplı kişinin Yusuf Karakuş olduğu ortaya çıktı. Karakuş'un Beykoz operasyonundan sonra gözaltına alındığı ve polise, Mumcu cinayeti konusunda örgüte verdiği bir bilgilendirme notundan bahsedip olayı kimlerle birlikte gerçekleştirdiği konusunda bilgi verdiği öğrenildi. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın kurdurduğu özel komisyonun ise, İstanbul polisinin Beykoz'daki villada ele geçirdiği dökümanlardan yararlanarak soruşturmanın genişletilmesini sağladığı bildirildi. Bir Emniyet yetkilisi, "Operasyonun çıkış noktası Hizbullah operasyonlarıdır" dedi. Aynı yetkili, suikastle ilgili olarak İranlı isimlerin gözaltına alınıp alınamayacağı yönündeki soruya, "Cinayetin üzerinden yedi yıl geçti. Biz elimizdeki bilgilere göre Türk uyruklu zanlıları yakaladık. İranlı zanlıların Türkiye'yi terkettiklerini sanıyoruz" yanıtını verdi.
İSTANBUL- Araştırmacı-gazeteci Uğur Mumcu 24 Ocak 1993'te Ankara'daki evinin önünde silahlı saldırıya uğradığında kimse, Türkiye'nin, tarihindeki en karmaşık cinayetlerden biriyle karşı karşıya kalacağını bilmiyordu.
Mumcu'nun otomobilinde patlayan bomba C-4 tipindeydi. Ama suikastten sonra yeterli maddi delil bulunamadığı gibi bombanın düzeneği bile tespit edilemedi. Aslında C-4 patlayıcılar sadece ordu envanterinde bulunuyordu. Bu durum, patlayıcının MİT'ten temin edildiğinin bile ileri sürülmesine yol açtı.
Mumcu'nun katledilmesinden sonra onu kimin ortadan kaldırmak isteyeceği tartışıldı durdu. Tartışmalar ilkin İslami örgütler üzerinde yoğunlaştı. Senaryoya göre, İBDA-C cinayeti Mumcu'nun Kemalist yazılarından ötürü gerçekleştirmişti. Ancak kısa bir süre sonra bu senaryonun doğru olmadığı anlaşıldı. Yine suikastten kısa bir süre sonra aralarında İran'lıların da bulunduğu 13 öğrenci gözaltına alındı ve hemen serbest bırakıldı.
İslami örgüt tartışmaları sürüp giderken bu kez İrfan Çağrıcı'nın adı gündeme geldi. Bu iddiaya göre suikasti İran Gizli Servisi destekli İslami Hareket Örgütü üyeleri gerçekleştirmişti.
Aslında cinayetin ardında İran Gizli Servisi'nin olduğu savı, hem Emniyet'te hem de MİT'te yaygın olan bir kanıydı. Başında beri bu çerçeveye oturtulan soruşturma önceki gün ve dün yakalanan 9 zanlının isminin gündeme gelmesiyle tamamlanmış oldu.
Mumcu'yla ilgili soruşturma aslında sağlıksız başlamıştı. Çünkü cinayetten hemen sonra olayı aydınlatabilecek ipuçlarını içeren maddi deliller bölge temizleniyor bahanesiyle süpürüldü. Ortada ne bir görgü tanığı ne de bir maddi bulgu vardı. 2 kilo 450 gram ağırlığındaki C-4 patlayıcının uzaktan kumanda ile mi yoksa motorun çalışmasını öngerektiren bir sisteme bağlı olarak mı patlatıldığı dahi anlaşılamadı. Soruşturmayı Uğur Mumcu'nun yazılarında sıklıkla eleştirdiği Ankara DGM Başsavcısı Nusret Demiral üstlendi. Soruşturma sırasında Mumcu'nun çalışma odası incellettirilmedi, telefon görüşmeleri aydınlatılmadı. Demiral ise sürekli, 'Hukuk'ta delil bulmak esastır' yönünde demeçler verdi ancak maddi delil temini noktasında bir hayli fakir kaldı.
Soruşturma sürerken Uğur Mumcu'nun eşi Güldal Mumcu, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'la arasında geçen bir diyalogu aktardı. Buna göre Ağar, Mumcu olayını kastederek, 'Bu iş bir duvar gibi. Alttan tuğla çekmek mümkün değil' diyor. Ağar, Güldal Mumcu'nun, 'Tuğlayı siz çekmezseniz ben çekerim' şeklinde sözlerine, 'O zaman duvar üzerinize yıkılır' biçiminde yanıt veriyor.
Güldal Mumcu'nun iddiasına göre soruşturmayı Nusret Demiral'dan sonra üstlenen Ankara DGM Savcısı Ülkü Coşkun, "Bu cinayeti devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse bu iş çözülür" demişti. Bu tartışmaların ardından Meclis'te kurulan araştırma komisyonu Mumcu cinayetinin çözümüne engel olacak çok sayıda durum tespit etti. Bu arada cinayetle ilgili olarak sürpriz tanıklar ortaya çıktı. Bunlardan ilki Ayhan Aydın'dı. Ancak olayı çarpıttığı anlaşılınca soruşturma eski seyrine döndü. Refahyol Hükümeti döneminde Adalet Bakanı Şevket Kazan Meclis'te Mumcu cinayetini aydınlatacak önemli bir tanığın varlığından bahsetti. Bu tanığın adı Abdullah Argun Çetin'di. Ancak Çetin'in de yalancı tanık olduğu hatta psikolojik sorunları bulunduğu anlaşıldı. Argun hala Mumcu cinayetinin tutuklu sanığı olarak cezaevinde.







