İçe kapanmacı zihniyeti aştık

Aa
00:0020/03/2007, Salı
G: 20/03/2007, Salı
Yeni Şafak
İçe kapanmacı zihniyeti aştık
İçe kapanmacı zihniyeti aştık

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin daha önce sahip olduğu "içe kapanmacı" zihniyetin "büyük bir özgüven eksikliğinden kaynaklandığını" kaydederek, "Bugün itibariyle net olarak söylüyorum; Türkiye iç ve dış sorunlarını çözmede artık o psikolojik etkiyi aşmıştır" dedi.

Erdoğan, Marmara Grubu Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Vakfının, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında düzenlediği özel oturumda konuştu.

Dünyada eski kararların hükmünü yitirdiğini, parametrelerin değiştiğini, sorunların çeşitlenerek ağırlaştığını dile getiren Erdoğan, geçen 10 yıla damgasını vuran küreselleşmenin bile dünyanın içinden geçtiği değişim sürecini izahta yetersiz kaldığını söyledi.

Erdoğan, dünyanın birileri için küresel bir köye dönüştüğünü, birileri için ise 50-100 yıl önceki şartların aynı şekilde devam ettiğini belirterek, açlık, yoksulluk, eğitimden yoksunluk, susuzluk, kuraklık, terör gibi küresel tehditlerin yaygınlaştığını vurguladı.

Dünyanın bu kadar küçüldüğü, toplumların birbirini doğrudan etkilediği bir zamanda hiçbir toplum ve devletin ötekine sırtını dönme lüksü olamayacağını anlatan Erdoğan, hiçbir devletin sınırlarına aşılmaz duvarlar örerek dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalma imkanına sahip olmadığını anlattı.

Bunu deneyen devletlerin ayakta kalamadığının görüldüğünü ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:

"Burada önemli soru şu; Dünyanın gidişine seyirci mi kalınmalı, yoksa bu gidişi etkileyecek adımlar mı atılmalı? Gelişmeler uzaktan mı izlenmeli, yoksa sahaya mı inilmeli? Edilgen mi, yoksa etken mi olmalı? En önemlisi, ülkenin çıkarları, ali menfaatleri hangi hamleleri gerekli kılıyor, nasıl bir tutum takınmayı gerektiriyor? Türkiye olarak yıllardır jeostratejik önemimize çok vurgu yapmışız, ama bu stratejik önemin barındırdığı imkanları harekete geçirmeyi, dışa dönük aktif bir politika izleyerek ülkemizin gücünü dünyaya hissettirmeyi hep ihmal etmişiz. "


"PSİKOLOJİK ETKİ AŞILDI"

Başbakan Erdoğan, Türkiye'yi aktif bir politika izlemekten uzak tutan etkenlerin harici şartlardan çok dahili şartlardan kaynaklandığını ifade ederek, şöyle devam etti:

"Türkiye, gerek bölgesinde, gerekse dünya üzerinde aktif ve belirleyici rol oynama mekanizmalarına sahipken içine kapanmayı, dengeler adına, sahip olduğumuz imkanların üstünü örtmeyi seçmiştir. Çoğu durumda da dengelerin dışında kalarak, çıkarlarını koruyabilecek etkinliği gösterememiş, varlığını hissettirememiştir.

Bu içe kapanmacı zihniyetin büyük bir özgüven eksikliği olduğu açık ve nettir.

Nitekim bugün bile birçok tartışma konusu üzerinden bu eski yaklaşım gün yüzüne çıkmaktadır. Bugün itibariyle net olarak söylüyorum; Türkiye iç ve dış sorunlarını çözmede artık o psikolojik etkiyi aşmıştır. "

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin her alanda çıtayı yükselttiğini, demokratik istikrar ve ekonomik kalkınmasıyla paralel bir büyüme içinde bulunduğunu da vurguladı.


"GELİNEN NOKTADAN GERİYE GİDİŞ YOK"

Türkiye'nin imkanları ve kaynaklarıyla büyük bir devlet ve millet olduğunu hem hissettiğini, hem karşısındakine hissettirdiğini dile getiren Erdoğan, gelinen noktadan geriye gidiş olmayacağını söyledi.

Erdoğan, Türkiye'nin 2003-2007 döneminde 11 Eylül saldırılarının sonrasında dünyada ortaya çıkan eğilimin aksine özgürlük ve demokrasiyi genişleten bir ülke olduğunu, aynı zamanda dünya devletleri arasında kalkınma hızını en çok artıran ülkelerden biri haline geldiğini bildirdi.

Türkiye'nin dünyanın barış ve istikrarı için karmaşık bir coğrafyada istikrar ve güvenlik üreten bir ülke olduğunu, Atatürk'ün "Yurtta sulh cihanda sulh" ilkesinin neticesi olarak bölgesel ve küresel barışa katkıda bulunmak için elinden gelen katkıyı yapmaya devam ettiğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin AB ile üyelik ilişkilerinin kendi dönemlerinde müzakerelerin başlamasıyla en üst noktaya ulaştığını anlattı.

ABD ile ilişkilerde bazı inişler çıkışlar yaşansa da son tahlilde Türkiye'nin dost ve müttefikleriyle ilişkilerinin kendi iktidarları döneminde "gerçekçi ve sağlam bir temele kavuştuğunu" vurgulayan Erdoğan, "Türkiye, komşularıyla da barış, istikrar ve işbirliğine yönelik çalışmalarını dirayetle sürdürüyor. Şu anda Türkiye'nin özellikle dargın olduğu, görüşmediği, kavgalı olduğu, Ermenistan hariç bir komşu ülke kalmamıştır. Hepsiyle münasebetlerimiz gayet ileri derecede sürmektedir" şeklinde konuştu.


CESARETLİ POLİTİKALAR

Kendi dönemlerinde Türkiye'nin tüm komşularıyla sorunlarının en asgari düzeye çekilmesi yönünde önemli başarılar sağlandığını, ön alıcı yaklaşımlarla ülkenin çevresindeki buhranlardan asgari düzeyde etkilenmesinin sağlandığını anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"İzlenen cesaretli ve kendine güvenen politikaların önemli tesirleri olmuştur. Komşularımızla düzelen ilişkiler, ekonomide de hissedilmiş, komşularımızın toplam ticaret içindeki payı bu dönem içinde yüzde 3 gibi son derece düşük bir düzeyden yüzde 33'e yükselmiştir. Türkiye, izlediği barışçı politikalarla birçok ihtilafta güven duyulan ülke olarak süreçlere katkı sağlamaktadır. "


ETRAFTA ÖCÜLER ÜRETEREK MESAFE KAYDEDEMEYİZ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin, etrafında öcüler üreterek hiçbir mesafe kaydedemediğini vurgulayarak, "Bunu gördük. Bundan ders almamız gerekiyor" dedi.

Erdoğan, Marmara Grubu Vakfı toplantısında yaptığı konuşmada, Kıbrıs'ta adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme ulaşılması için aktif bir politika izlediklerini söyledi.

Kendilerinden önce de aynı şekilde konuşulduğunu, ancak dönemlerinde olayın çok farklı bir noktaya taşındığını ifade eden Erdoğan, KKTC'nin ekonomik ve siyasi açıdan bugün, düne göre çok daha iyi durumda olduğunu kaydetti.

Erdoğan, "Kıbrıs'ta çözümün de barışın da temelinde KKTC'nin ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi yatmaktadır" diye konuştu.

Referandumda "Evet" diyen Türk tarafının çözümden, barıştan ve uzlaşmadan yana taraf pozisyonu elde ettiğini de belirten Erdoğan, KKTC'nin, İKÖ toplantılarına, artık Annan Planı'ndaki ifadesiyle Kıbrıs Türk Devleti adıyla gözlemci üye olarak katılmaya başladığını hatırlattı.

Mehmet Ali Talat'ın da KKTC Cumhurbaşkanı sıfatıyla artık resmi davetlere başladığını ve başta ABD olmak üzere Almanya ve Hollanda gibi birçok Avrupa ülkesine davet edildiğini anlatan Erdoğan, KKTC'deki ekonomik kalkınmanın çarpıcı boyutta olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, gerçekleştirilen altyapı yatırımları ve sağladıkları desteklerle amaçlarının, KKTC'nin, kendi ayakları üzerinde durabilen güçlü bir yapıya kavuşması olduğunu kaydetti.

İzledikleri siyasetin, ülke meselelerini bütünlük içinde ele alma siyaseti olduğuna işaret eden Erdoğan, bunun sonuçlarının, ekonomiden sosyal politikalara kadar her alanda alındığını söyledi.

Erdoğan, ihracatın 2006 yılı sonu itibariyle 85 milyar doları aştığını, uluslararası yatırım miktarının da sadece bu yılın ocak ayında 6. 1 milyar dolara ulaştığını bildirdi.

Türkiye'yi bu noktalara, on yıllardır devam eden içine kapanma politikasının kırılması ve dışa açılmanın taşıdığını kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin bugün, komşularının tamamıyla iyi ilişkiler kuran bir ülke olduğunu söyledi.

Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, İran ve Suriye ile ilişkilerin yeniden ele alındığını kaydeden Başbakan Erdoğan, "İhracatın iki kattan fazla artmış olmasının temel nedeni bu stratejidir. Türkiye, etrafında öcüler üreterek hiçbir mesafe kaydedememiştir. Bunu gördük. bundan ders almamız gerekiyor" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin, hem komşularıyla, hem de Orta Doğu ülkeleriyle yakın temas içinde olmasından rahatsızlık duyanlar olduğunu kaydeden Erdoğan, Türkiye'de gayrimenkul satışıyla ilgili, şu anda bir canlanma ve hareketlenme olduğunu söyledi.


"DÜNYAYA AÇILMAYA MECBURSUNUZ"

Körfez sermayesi buraya girdiği için bazılarında infialler olduğunu kaydeden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bu rekabet, aslında bizim gayrimenkulümüzün, toprağımızın nereden nereye geldiğini çok açık, net ortaya koyuyor. Eğer ekonomide bir serbest pazar ekonomisinden bahsediyorsak, o zaman dünyaya açılmaya mecbursunuz. Eğer bunu yapmamış olsaydık, hala şurada, Zincirlikuyu'daki yer sadece Karayolları'nın araç gereçlerini park ettiği bir yer olarak kalırdı. Devleti idare etmek bu mudur Allah aşkına. Hangi başarılı iş adamı böyle kupon bir yeri sadece küreme araçlarının park ettiği bir yer haline getirir, bir de memurlarına orayı lojman olarak tahsis eder, var mı böyle bir şey? Ve siz devlet olarak böyle bir adımı atacaksınız ve bu adımın neticesinde kimsenin beklemediği bir rakam ortaya çıkacak, buna eleştirel olarak değil, maalesef peşkeş mantığıyla yaklaşanlar olmuştur. "

Yarın da Büyükşehir Belediyesinin yıllardır garaj olarak kullanılan 4. Levent'teki araziyi satışa çıkaracağını hatırlatan Erdoğan, burası için de ciddi sayıda uluslararası kuruluşun yarış içine girdiğini söyledi.

Erdoğan, bunların, arazilerin gerçek değerini farklı bir şekilde artırırken, dünyayı da Türkiye'ye taşıdığını kaydetti.


“AB'NİN TÜRKİYE'YE İLİŞKİN YANLIŞ KARARLAR ALDIĞINA ŞAHİT OLUYORUZ”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AB'nin Türkiye'ye ilişkin “yanlış kararlar” aldığına, zaman zaman “çifte standartlara varan” tavırlar takındığına şahit olduklarını belirterek, “Herkes aldığı kararın, attığı adımın nerelere gideceğini ince ince hesap etme durumundadır” dedi.

Erdoğan, Marmara Grubu Vakfı toplantısında yaptığı konuşmada, AB ile tam üyelik için bütün güçleriyle çalışmalarının, dünyanın geri kalan bölgelerine sırtlarını dönmelerini gerektirmediğini söyledi.

Artık yoksulluk, terör gibi olguların da hızla küreselleştiğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

“Bu konuda Türkiye'ye düşen bir görev yok mu, var. AB'nin, içe kapanıp sahip olduğu medeniyeti, zenginliği ilelebet sürdürme şansı yok. Gelişmeleri takip etmek, bunlara karşı önlem almak gibi bir zorunluluğu var. İşte Türkiye her şeyden önce AB'ye bu açılımı da getirecektir, er veya geç. Doğu ile Batı'nın diyaloğunu, uzlaşmasını, anlaşmasını, birbirini anlamasını Türkiye sağlayacaktır.

Türkiye'den başka bunu sağlayabilecek bir aktör ben şu ana kadar görmedim, görmüyorum. “

Bunu görmeyenler olabileceğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

“Nitekim var. İçimizde var. Dışarıda da var. Kendi iç politik kaygılarını AB gündemine taşıyan, taşımaya çalışan dış aktörler de var. Bunların yönlendirmesi sonucu AB'nin Türkiye'ye ilişkin yanlış kararlar aldığına, zaman zaman çifte standartlara varan tavırlar takındığına şahit oluyoruz. Herkes aldığı kararın, attığı adımın nerelere gideceğini ince ince hesap etme durumundadır.

Birilerinin arzularının, heveslerinin peşine takılıp, Türkiye'nin önüne set çekmeye çalışmak, döner kendilerine adeta bir bumerang gibi zarar verir. “

SİYASİ VE EKONOMİK KRİTERLER

Türkiye'nin, AB'nin özellikle son zirvede aldığı kararlardan dolayı AB politikasını değiştirmediğini dile getiren Erdoğan, Kopenhag siyasi kriterleriyle Türkiye'nin de siyasi kriterlerde çizgisini belirlediğini söyledi.

Erdoğan, “AB bize siyasi kriterler noktasında hala olumsuz bir tavır mı takındı, biz bunun adını Ankara siyasi kriterleri koyar, yolumuza devam ederiz.

Onlar da aklıselim hakim olduğunda Türkiye'ye 'buyur' dediklerinde her şeyin hazır olduğunu görecekler” dedi.

Maastricht ekonomi kriterleri üzerinde de çalıştıklarını belirten Erdoğan, şu anda mevcut üyelerin içinde bu konuda Türkiye'nin çok çok gerisinde ülkeler bulunduğuna dikkati çekti.

Erdoğan, “Bütün bunlara rağmen 'hayır' mı diyorlar, adını İstanbul ekonomi kriterleri koyar, yolumuza yine devam ederiz” diye konuştu.

Yaşam şartlarını, demokratik ve ekonomik şartları daha yükseğe taşımak istediklerini belirten Erdoğan, istikrar ve güven ortamının Türkiye'nin her alanda atılımı gerçekleştirmesinin zeminini oluşturduğunu söyledi.

Erdoğan, “Güçlü bir hükümet, güçlü bir iktidar, uzağı görebilen bir politik yaklaşım Türkiye'nin tüm parametrelerinin yeniden şekillenmesini sağlamıştır.

İnsan hakları, demokratikleşme ve ekonomide kaydedilen iyileşme sevindiricidir.

İlerlemeler zincirleme olarak başta dış politika olmak üzere diğer alanları da olumlu yönde etkilemektedir” dedi.

“ÜLKEYİ BUGÜNKÜNDEN ÇOK DAHA İLERİLERDE GÖRMEK”

Başbakan Erdoğan, 40-50 yılın sorunlarını çözme gayreti içinde olduklarını, bunun da zaman alacağını belirterek, şöyle devam etti:

“Ancak şu da görülmüştür ki Türkiye güçlü bir iktidarla, istikrarla ve güvenle hareket ettiği zaman tüm sorun alanlarına çözüm üretebilecek ve hak ettiği konuma ulaşabilecek bir ülkedir. İktidar dönemimiz bunu net şekilde ortaya koymuştur. Hedefimiz, 2013 yılında Türkiye'yi bugünkünden çok daha ilerilerde görmek, çok daha müreffeh ve güvenli konuma yükseltmektir. GSMH'si 1 trilyon YTL olan, kişi başına geliri 10 bin doları aşan, dış ticareti 250 milyar dolara ulaşmış bir Türkiye'dir. Türkiye o zaman hem bölgesinde, hem dünya üzerinde hak ettiği konumu elde etmiş olacaktır. Bu da asla hayal değildir. Bunu hayal olarak görenlerin geride kalan 4. 5 yılda yaptıklarımıza şöyle bir göz atması yeter de artar bile.

Türk milleti azim, inanç ve kararlılıkla hareket ettiği zaman aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Yeter ki el birliği, güç birliği yapsın. Enerjisini, kısır tartışmalarla zayi etmesin. Yeter ki hamaset ve içi boş sloganlarla değil, gerçekçi ve akılcı politikalarla hareket etsin. “

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasının ardından sorular bölümüne geçildi.

Bu bölüm, basına kapalı gerçekleşti.