Musıkimizin unutulmaya yüz tutmuş muhteşem bir örneği olan ve geçmişte Miraç gecelerinde bütün camilerde okunan ‘Miraciye’ Galata Mevlevihanesi’nde asırlar sonra yeniden seslendirildi
Bundan üç asır önce Nâyî Osman Dede, Peygamberimiz'in Mîraç'a çıkışını nağmelendirdi. O zamanlar Mîrâç Gecesi okunması adet haline gelen fakat bugün unutulan Mîrâciye geçtiğimiz Mîrâç Kandili'nde Nâyî Osman Dede'nin kabrinin yanıbaşında, Galata Mevlevihanesi'nde Süleyman Erguner ve Mîrâciye Topluluğu tarafından tekrar icra edildi. Tasavvuf musıkîsi âhenginde orijinaline uygun olarak eksiksiz icra edilen eser, bu anlamda Galata Mevlevihanesi'nde ilk defa seslendirildi. Süleyman Erguner'in yönettiği konserde Mîrâçhan Ali Rıza Şahin, tevşihhanlar Murat Neciboğlu, Tahir Çağman, Abdurrahman Düzcan, Mustafa Şahin ve neyzen Ali Tüfekçi, tanburi Alper Uzkur, kanuni Serkan Halili, udi Mete Arslan, bendirzen Mert Nar ve semazenler Ulvi Murat Erguner ile Atilla Demirtaş Mîrâciye'yi konuklara sundu.
Süleyman Erguner Mîrâciye'yi iki sene önce meşketmeye başladıklarını söylüyor. Mîrâciye Topluluğu ise bu konser için üç ay çalışmış. Nâyî Osman Dede'nin 1700'lerde Nasuhi Dergahı'nda bestelediği Mîrâciye merasimi tam iki buçuk saat sürüyor. Mevlid'i nasıl mevlidhanlar okuyorsa Mîrâciyeyi de mîrâchanlar okuyor.
Süleyman Çelebi'nin Mevlid'inden Mîrâç ve Münacaat bölümlerinin de okunduğu merasim sonunda adet olduğu üzere davetlilere süt ve kandil simidi ikram ediliyor.
Mîrâciye Türk din musıkisinin en sanatlı eserlerinden biri. Özellikle Mîrâç geceleri okunan bu eserin özelliği, Segâh, Müstear, Dügâh, Nevâ ve Hüseyni makamlarında beş bölüm olarak bestelenmiş, her bölümün başı tevşihlerle süslenmiş olması. Ancak, Nevâ bölümünün on sekiz mısraının bestesi unutulmuş. Mîrâciye'nin sözleri eksiksiz bir şekilde derlenerek, 1895 yılında Maarif Nezareti Evrak Müdürü Ali Galip Bey tarafından bastırılmış.
Geçtiğimiz Mîrâç Kandili'nde işte bu önemli eser, çok küçük bir davetli topluluğuna ulaştı. Peygamberimiz'i ve O'nun Allah katına yükselişini büyük bir aşk ve sanatlı söyleyişle nağmelendiren Nâyî Osman Dede'nin Mîrâciye'sinin tekrar gündeme gelmesi çok sevindirici. Dileğimiz yakın zamanda bu büyük eserin daha büyük kitlelere ulaşması.
Nâyi Osman Dede, Galata Mevlevihanesi'nde Şeyh Gavsi Ahmed Dede'ye bağlanmış, çilesini tamamlayarak aynı mevlevihanede neyzenlik ve ve 1679'dan itibaren de neyzenbaşılık yapmış, neyzenbaşı iken şeyhinin kızı Hatice Hanım ile evlenmiş bir mutasavvıf. Kutb-i Nâyî unvanı, yani yaşadığı dönemin en büyük neyzenine verilen sıfat, Hz. Mevlânâ'nın neyzenbaşısı Kutb-i Nâyî Hamza Dede'den sonra ikinci olarak Osman Dede'ye verilmiş. Mîrâciye'nin bestelenmesine gelince... Bir Regaip Gecesi Osman Dede devrin büyük mutasavvıflarından yakın dostu Mehmet Nasûhî Efendi'nin Üsküdar'daki Nasûhî dergahına gelir. Nasûhî Efendi, Osman Dede'ye, "Mevlid Gecesi için Mevlid-i Şerif var. Miraç Gecesi için bir eser yok. Bir Mîrâciye yazıp bestele de okunsun" der. Bunun üzerine Osman Dede, Mîrâç Kandili'ne kadar olan kısa zaman içinde 400 mısradan oluşan, mesnevi tarzındaki Mîrâciye'yi besteler ve eser ilk olarak Nasûhî Dergahı'nda okunur. Mîrâciye'nin bundan sonra Miraç kandillerinde okunması adet haline gelir.






