Çağla Büyükakçay tenis, Emre Can ise satranç şampiyonu. Yetenekleri küçük yaşta keşfedilmiş ve o günden bugüne başarıdan başarıya koşuyorlar. Yaşıtları Nevzat Yıldırım da sınıfın tembel öğrencisiyken resim öğretmenin keşfettiği dahi çocuklardan. Yıldırım ilk ödülüyle fotoğraf makinası almış ve şimdi çektiği fotoğraflarla ödüle doymuyor.
Çağla Büyükakçay, Emre Can ve Nevzat Yıldırım henüz yirmili yaşlarının başlarındalar. Üçü de üstün yetenekli ve üçü de birçok ödülün sahibi. Küçük yaşta tenisle tanışan Çağla Büyükakçay''ın hikayesi Adana''dan başlayıp İstanbul''a uzanıyor. O Türkiye'nin en iyi tenisçisi ancak bununla yetinmeyip adını dünya listesine altın harflerle yazdırmak için gece gündüz çalışıyor. Emre Can denilince hemen akla satranç geliyor. Henüz 8 yaşındayken şampiyon olan Can, bir turnuvadan diğerine koşarken büyümüş. Nevzat Yıldırım'ın hayatı ise resim öğretmeni sayesinde değişmiş. Önce resme gönül veren Yıldırım, bir yandan da fotoğraf çekiyormuş. 17 yaşında katıldığı bir fotoğraf yarışmasında kazandığı ödülle ilk fotoğraf makinasını satın almış. Ardından da kariyerini fotoğrafçılıkta sürdürmeye karar vermiş. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde fotoğrafçılık bölümünde yüksek lisans yapan Yıldırım, bir yandan da yarışmalardan ödül toplamaya devam ediyor. İşte birbirinden yetenekli üç gencin hikayesi:
Henüz yirmi üç yaşında olan Çağla Büyükakçay, tenis oynamaya sekiz yaşında başlamış. Yaş gurubuna göre oldukça başarılı olan sporcu, yeteneğinin peşinden azimle ve emin adımlarla ilerliyor. Tenisle memleketi Adana''da tanışan Büyükakçay, bu konuda ailesinden çok destek aldığını söylüyor: ''Adana''da sosyal yaşam zayıf olduğu için ailem sporla ilgilenmemi istiyordu. Birlikte düzenli olarak Tenis Dağcılık Kulübü''ne giderdik. Orada beni tenis kursuna yazdırdılar.'' Kursa başladıktan sonra yeteneği hocaları tarafından keşfedilen Büyükakçay, çok geçmeden performans takımına kabul edilmiş. Genç tenisçi, çocukluğundan beri antremanlarda olduğunu bu yüzden akranlarıyla oynamaya vakit bulamağını söylüyor. Büyükakçay o günlerini şöyle anlatıyor: ''Okuldan çıkıp antremana gidiyordum. Önce haftada üç defa gidiyordum. Büyüyünce haftada beş gün gitmeye başladım. Çok sıkı bir çalışmanın sonunda 12 yaşımda ilk şampiyonluğumu kazandım.''
Büyükakçay'ın ilk hedefi tenisten burs kazanıp Amerika''da tahsil görmekmiş. Fakat Amerika''da okuyan tenis arkadaşlarının döndükten sonra teniste gerilediklerini fark edince bu kararından dönmüş. Büyükakçay, bu kararı almanın kendisi için hiç de kolay olmadığını söylüyor ve ekliyor; ''Bu tarz sporları uluslararası alanda sürdürebilmek için sponsorunuzun olması gerekiyor. Yılda 30 turnuva oynuyorum. Bunun için maddi bir güç gerekiyor. İstanbul''a geldikten sonra A Milli Takımı'na seçildim. 17 yaşımdayken sponsor buldum ve bu sayede profesyonel tenis oynamaya başladım''
Çağla Büyükakçay, Marmara Üniversitesi Spor Yöneticiliği Bölümü''nde okuyor. Bu bölümü tercih etmesindeki neden tenis sporunun gözle görünür bir şekilde gelişmesi. Ayrıca Büyükakçay, okulunu bitirdikten sonra federasyonda görev almak istiyor. Adidas ve Turkcell olmak üzere iki sponsoru bulunan sporcu, ''Sponsorum Adidas olduğu için hiçbir kıyafetime para harcamıyorum. Turkcell''in bana sağladığı çok iyi şartlar var. Antrenörüme para ödemiyorum. Özel kondüsyonerim, diyetisyenim, sağlık sponsorum var'' diyor. Günde altı saat idman yaptığını söyleyen Büyükakçay, kondüsyonunu muhafaza etmek için koşuyor, ağırlık kaldırıyor ve ip atlıyor. Rakiplerine göre atletik ve hızlı olduğunu söyleyen Büyükakçay, ''zaafı olan rakibe karşı kazanmak kolay oluyor'' diyor.
Türkiye''de beş yıldır birinciliği elden bırakmayan ve bu başarıyla yetinmeyen genç sporcu Türkiye''de ilk ona girmeyi hedefliyor ve ''Dünya listesinde 176. sırada yer alıyorum. Seviyemi yükseltmek için çok çalışıyorum. İdolüm Serena Williams gibi olmak'' diyor.
Nevzat Yıldırım, yaşına göre oldukça parlak bir kariyere sahip. Henüz yirmi beş yaşında olmasına rağmen uluslararası birçok ödülün sahibi olan Yıldırım''ın fotoğraf ile tanışıklığı lise yıllarına dayanıyor. Adapazarı''nda lisede resim sanatı üzerine eğitim alan Yıldırım'ın fotoğraftaki yeteneği okuldaki hocası Rasim Soylu tarafından keşfedilmiş. Kendisi gibi haylaz ve pek başarılı olmayan arkadaşlarının da etkisiyle hocalarının kendisine pek iyi bakmadıklarını söyleyen Yıldırım, Rasim Soylu''nun karşısına çıkmasının hayatını değiştirdiğini söylüyor. O günden sonra Yıldırım haylazlığı ile değil, yeteneği, projeleri ve ödülleriyle anılmaya başlamış.
Daha lise yıllarındayken bir arkadaşından ödünç aldığı fotoğraf makinesiyle ulusal bir yarışmaya katılıp, çektiği ilk portre fotoğrafıyla ödül almayı başarmış. İlk ödülünü on yedi yaşında kazanan Yıldırım, aldığı parayla hiç vakit kaybetmeden fotoğraf makinesi satın almış. Bununla birlikte yarışmayı kazanmanın verdiği motivasyon ve hocasının teşvikleriyle fotoğraf eğitimi almaya karar vermiş. Kocaeli Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölümü''ne girmiş. Bölüm başkanı Prof. Dr. Özer Kanburoğlu''dan etkilenmesiyle fotoğraf sanatında geleceğe dair daha doğru adımlarla ilerlemiş.
Ödüllü fotoğraflara imza atan Nevzat Yıldırım, fotoğraf sanatında başarılı olabilmek için usta çırak yönteminin önemini vurguluyor. Yıldırım'ın kariyerindeki en dikkat çeken bölüm ABD'de ''Moon and Stars Project'' tarafından organize edilen ''Genç Fotoğrafçılar Ödülü'' kazanıp, eserlerinin dünyanın en saygın müzelerinden olan Boston Güzel Sanatlar Müzesi koleksiyonuna alınması. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi fotoğraf bölümünde yüksek lisans eğitimine devam eden Yıldırım''ın çalışmalarında akademik bir bakış olduğu farkediliyor.
Fotoğraflarında dünyada insana dair konuları ele alan Yıldırım, yetim çocuklarla ilgili bir fotoğraf projesi yaptığını söylüyor. Yıldırım, ''Dünyanın farklı ülkelerindeki savaşlarda veya başka nedenle ''yetim'' kalmış çocukların fotoğrafını çekiyorum. Şimdiye kadar dört ülkeye gidebildim. Bu sayıyı 10'a tamamlamayı düşünüyorum. Çektiğim fotoğraflarda yaşanmışlıkları merkeze alıyorum. Bu konuyu seçmemdeki en büyük etken belki de benim de erken yaşta babamı kaybetmiş olmamdır.'' diyor.
Emre Can''ın satranç ile aşinalığı anaokulu yıllarına dayanıyor. Altı yaşında taşların dizilimini öğrenen Can, o günden sonra satrançtan hiç kopmamış. ''İlkokuldayken bacağımı kırdım. Uzun bir süre dinlenmem gerekiyordu. Oturarak yapabildiğim tek şey satranç oynamaktı. Zamanla kendimi geliştirdim. İlk turnuvaya sekiz yaşımda katıldım ve birinci oldum. On yaşıma geldiğimde ise Türkiye şampiyonuydum" Bu başarı ile federasyonun genç milli takımına dahil olan Emre, özel hocaların desteği ile büyük bir ilerleme katetmiş. On dört yaşına geldiğinde ise Türkiye''nin tanınan sporcuları arasına girmeyi başarmış.
Hem üniversitede okuyan hem de turnuvalara katılan Emre Can, üniversite tercihini hocalarının yönlendirmesiyle yapmış. ''Üniversite sınavına çalışmadan girdim. Çünkü zamanımın çoğunu satranç oynamakla geçiriyordum. 17 yaşımda Türkiye''nin en yüksek raytingine sahip oyuncusu oldum. Üniversiteye gitmek için satranca bir yıl ara verdim. Okulun tanıtım günlerinde bir eğitmen ile tanıştım ve o bana satrançla Enformansyon Teknolojileri bölümünü birlikte yürütebileceğimi söyledi. Ben de kabul ettim''
Emre Can, satrançta başarılı olmanın sırrının birden fazla olduğunu söylüyor. Can, ''Satranç, açılış, oyun ortası ve oyun sonu adı altında üç kısımdan oluşuyor. Bunların kitaplarını okuyorum. Onun dışında bu konuyla ilgili kullandığım bilgisayar programları var. Spor yapıyorum. Oyunlarımız altı saat sürüyor. Hiç kalkmadan o kadar saat oturmak hiç kolay değil. Kondüsyonunuz ne kadar iyi olursa maçta o kadar az yoruluyorsunuz. İlk başladığımda iki saat içinde yoruluyordum ve hesap hataları yapıyordum. Şimdi dört saat dayanabiliyorum. O yüzden düzenli olmasa da spor salonuna gidip spor yapıyorum'' diyor. Zihnini diri tutmak için ise problem çözdüğünü söyleyen Can, düzenli olarak beyin jimnastiği yapıyor.
Can, satranç oynarken maç boyunca olabilecek tüm hamlelveri hesaplayarak hareket ediyor. Satrançta açılış kısmının önemine vurgu yapan Can, rakibinin açıklarını yakalayarak onlara fark attığını söylüyor. Bu spor sayesinde sakin ve sabırlı olduğunu söyleyen sporcu, sosyal yaşamında satranç tekniklerini uyguladığını, olayları sonuca odaklı yorumladığını dile getiriyor. Bu kadar başarıya rağmen Can'ın büyük bir sıkıntısı var. O da sponsorunun olmayışı. Bu sebeple yurt dışındaki turnuvalara katılamadığını ve dünya sıralamasında geri kaldığını söylüyor.






