Bayramın kıymeti Bosna'da biliniyor

Mustafa Çalışan
00:0021/11/2010, Pazar
G: 20/11/2010, Cumartesi
Yeni Şafak
Bayramın kıymeti Bosna'da biliniyor
Bayramın kıymeti Bosna'da biliniyor

Ve ilk tekbirin ardından kadın-erkek-çocuk yüzlerce Boşnak'ın pak alınları secdeye vardı. Bedeli yıllarca önce ödenmiş bir secdeye. Avrupa'nın ortasında bir bayram sabahı alınlarını secdeye götürebilmek uğruna yine Avrupa'nın ortasında barbarca katledilerek bedel ödedikleri o secdeye... O secdenin kıymetini bugün onlardan daha iyi kim bilebilir ki?

Bayram demek, eli öpülen aile büyüğü, mendil içinde harçlık sunulan bir çocuk ve ailece kurulan kocaman bir bayram sofrası demekti düne kadar. Fakat pek çok kavramın anlamını yitirdiği bugünlerde, sınırlar ortadan kalkarken bayramlara yüklenen anlamlar da sınırlarını aştı. Aile demek, yalnızca kan bağıyla bağlı olduğumuz yakınlarımız demek değil artık. Aynı kültürün, aynı geçmişin birer parçası olduğumuz her fert bizim için aile demek. Bağdatlı bir baba babamız; Taşkentli bir dede atamız, Peşaverli bir çocuk evladımız ve Bosnalı bir anne, annemiz artık. Bosnalı deyince durup bir dakika düşünmek gerekir lakin. Bosnalı, yani emaneti atamızın… Bosnalı, yani Osmanlı'nın yetimi, komünizmin boynu bükük esiri, Sırp mezaliminin mağrur ve vakur çilekeşi… Bosnalı deyince durup düşünmek lazım: on beş sene öncesini, katledilen bir milleti, on beş sene içinde ayaklanıp küllerinden doğan asil Boşnak kardeşlerimizi…

15 YIL ARADAN SONRA...

Biz bu yüzden hayata birkaç günlüğüne ara vererek durup Bosna'yı düşünmek için yollara koyulduk. Kimse Yok Mu Derneği'nin bayram faaliyetlerine iştirak etmek üzere Saraybosna'ya doğru yola çıkarken, 'Acaba' dedim, 'Beni bu defa nasıl bir Bosna karşılayacak?' Zira 28 Ocak 1995 tarihinde kuşatmanın 1000. günü anma törenleri münasebetiyle tertiplenen Geleceğe Doğru Saraybosna'da Hayat Kollekyumu konulu toplantıya katılmak için dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayip Erdoğan'ı temsilen Bosna'ya giden ekipte yer almıştım. On beş sene önce 1,5 metre enindeki yeraltı tünelinden 2,5 saat boyunca elimizdeki çantalarla iki büklüm yürüyerek ulaştığımız Saraybosna, insanlığın yüzünü karartacak manzaralara şahit oluyor fakat insanlık büyük bir yüzsüzlükle bu manzaraları uzaktan seyrediyordu. 1000 gündür kuşatma altında olan şehir, bilge devlet adamı Aliya İzzetbegoviç'in şahsında tek bir manevi vücut haline gelmiş olan Boşnaklar tarafından kanlarının son damlasına kadar müdafaa ediliyordu. Fakat ne çare? Şehrin sokaklarına kan kokusu sinmiş, binaların duvarları delik deşik, Osmanlı mirası eserler-başta Mostar Köprüsü olmak üzere- toplarla dövülmüş, kiliseler dimdik dururken minareler yıkılmış, silah sesleri korku dolu çığlıklara karışmıştı… Şehrin yüksek tepelerine Sırp keskin nişancılar konuşlanmış, gönülleri kimi isterse onu kuş gibi vurmakta özgürlerdi. Yetmemiş, medeni Avrupa'nın çeşitli ülkelerinden gelen keskin nişancılar da yollardan gelip geçen Boşnakları vurmak üzere tepelere tünemişlerdi. İşlerinde başarılılardı, zira Saraybosna sokaklarında hergün birkaç kişi nereden geldiği belli olmayan kurşunlara hedef olarak vahşice can veriyordu. Lakin bu can veriş şekli bile bir süre sonra en güzel kurşuna dizilme merhametine bile mazhar olamayacaktı. İnsanlar diri diri yakılacak, İnsanın aklına, hayaline gelmeyecek işkence ve cinayet biçimleri Bosna'da vaka-i adiyeden sayılacaktı. 1995'in Saraybosna'sını gördükten sonra, 15 yıl sonra, 2010 yılında bu şehirde bir Kurban Bayramı'nı yaşayabileceğini hiç ama hiç ummazdım.

BOSNA'DA BAYRAM DEMEK, 'BAYRAM' DEMEK

Bu bayram namazını Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'da Osmanlı Sultanı ikinci Bayezid'in torunu Gazi Hüsrev Paşanın yaptırdığı Gazi Hüsrev Paşa Camiinde kılmak nasib oldu. Sabah namazı için Gazi Hüsrev Camii'ne gittiğmizde içinin dışının ve avlusunu tıklım tıklım dolu olduğunu gördük. Bayram namazı vakti yaklaştığında ise Saraybosna'nın meşhur Başçarşı'nın bulunduğu sokakların insan seliyle dopdolu olduğunu şaşkınlık içinde müşahade ettik. Bayram namazı vakti yaklaştığında merhum Boşnak Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in oğlu ve şu anki cumhurbaşkanı Bekir İzzetbegoviç ekibiyle birlikte cemaatin ön sırasında saf tuttular. Saraybosnada bayram bir büyük coşku, bir büyük heyecan, bir büyük aşk, bir büyük mutluluk, bir büyük sevinç, bir büyük onur ve gurur içerisinde idrak ediliyor.

Namaz öncesi Boşnakça ilahiler Kuran-ı Kerim kıraatları ve bazı nasihatlarla maneviyat doruk noktasına çıkıyor. Tekbirler eşliğinde hocaefendinin Türkçe olarak söylediği 'iki rekat altı tekbirle niyet' mesajından sonra bülbül sesli bir hafız bayram namazını kıldırıyor.

Ardından Balkanların ve Bosna Hersek'in Şeyhül İslamı sıfatını taşıyan Reisül Ulema Mustafa Çeriç Hocaefendi kırkbeş dakika süren bayram hutbesini okuyor. Mustafa Çeriç'in fetvalarıyla Cumhurbaşkanı'nı azletme yetkisine sahip bir konumda olduğunu hayretler içerisinde öğreniyoruz. Yabancı devlet başkanları Bosna'ya geldiklerinde önce Reis-ül Ulema Mustafa Çeriç'i ziyaret ediyor. İlgimizi çeken bir diğer ayrıntı ise Boşnaklar bayram namazı hutbesini 45 dakika boyunca cami avlusunda ve başçarşı sokaklarında ayakta ve edep ve hürmet içerisinde dinlemesiydi. Namaz sonrası ise herkes birbiri ile sarılarak kucaklaşıp bayramlaştı.


Kurban Bayramı gelenekleri bize benziyor

Bosna sokaklarında sarışın ve mavi gözlü Bosnalı çocukları ellerinde şeker çantalarıyla gören bir Türk, Avrupa'nın ortasındaki bu Osmanlı diyarında kendini nasıl yalnız hissedebilir ki?

  • Bosnalılar namazdan sonra herhangi bir kötü etkiden kaçınmak için evlerine farklı bir yoldan dönüyorlar. Aynı yoldan dönmenin kötülük getireceğini düşünüyorlar.
  • Bosna'da Kurban Bayramı'nda Türkiye'deki gibi büyükbaş hayvan değil, koç kesiliyor. Koç kesmek bayramın önemli bir geleneği.
  • Boşnaklar bayram namazına giderken en güzel kıyafetlerini giymeye özen gösteriyorlar. Dışarı çıkarken güzel giyinmek Boşnakların genel olarak önem verdiği bir alışkanlık.
  • Begova çorba, Bosanski Lonac, Hadzijski Cevap, Musaka, çeşitli dolmalar ve sarma bayram sofralarının vazgeçilmez yemekleri arasında yer alıyor. Bosna'da en güzel masa örtülerinin, çatal bıçak takımlarının kullanıldığı bayram sofralarında, evde yaşayan her ferdin sevdiği yemeklerin pişirilmesine özen gösteriliyor.
  • Bosna'da çok sevilen kahve, bayramda ayrı bir önem taşıyor. Pek çok Boşnak savaş zamanında bu önemli geleneği yaşatabilmek adına evlerinde kalan son kahveyi bayram günleri için saklamış. Kuşatma altındaki Saraybosna'da yıl boyunca tütmeyen kahve kokusu ancak bayram günlerinde duyulur olmuş.
  • Boşnaklar birbirlerine Türkçe olarak “Allah'a emanet” diyorlar. Bu gelenek Osmanlı'dan kalma. Pek çok Türkçe sözcük biliyorlar.
  • Bir dükkâna girdiğiniz zaman karşınızdakinin Boşnak mı Sırp mı olduğunu anlamak için Selamun Aleyküm demeniz yeterli. Sırplar bu selama cevap vermezken Boşnaklar Aleyküm Selam diyor.
  • Boşnaklar, yaşadıkları savaşın pek çok hayra vesile olduğunu söylüyorlar. Bu savaştan sonra Sırplarla kız alışverişi sona ermiş. Ayrıca hafız gençlerin ve tesettürlü genç kızların sayısı ciddi oranda artmış.
  • Boşnak fakir ailelere yardım dağıtımı hakkında da şunlar söylenebilir. Boşnak çocuklar son derece tokgözlü biçimde hediyeleri alıyorlar. Kıyafetleri yoksul olmalarına rağmen düzgün ve güzel. Aldıkları küçücük hediyeler karşısında çok büyük sevinç gösterirler. Boşnak çocuklarla konuşurken gözlerinin içinden Müslüman Bosna'yı savunan kahramanların asaletini okuyabilirsiniz.