Hayat Bir savaş alanı olarak insan ruhu

Bir savaş alanı olarak insan ruhu

Sara ve Serafina’da, karakterin yolculuğundan savaşı ayıramıyoruz fakat bu kesinlikle salt savaşı anlatan bir roman olduğu anlamına gelmiyor. Saraybosna’da kızı ile tek başına yaşayan, emekliliği gelmiş fakat öğretmen sıkıntısının had safhada olduğu savaş coğrafyasında çalışmaya devam eden Sara’nın kişiliğinin, varoluşunun, Serafina’dan kaçışının hikayesi.

Yeni Şafak
​Bir savaş alanı olarak insan ruhu
​Bir savaş alanı olarak insan ruhu

HÜMEYRA ÇALIŞKAN

Balkan Edebiyatı’nın son yıllarda kaçınılmaz konusu hiç kuşkusuz; savaş. Farklı ırk ve dinlerin küçük bir coğrafyada iç içe olması, ortak bir kültüre sahip milletlerin tarihi travmalarla birbirlerinden ayrılması Balkanları dünyanın en girift ve zor coğrafyalarından biri haline getiriyor. Savaşın, insan psikolojisinin en derin yanlarını bir anda yüzeye çıkardığını düşünürsek, bir yazar için hoş olmayan fakat bulunmaz bir laboratuvar işlevi görmesini de göz ardı edemeyiz. Böylece Balkan Edebiyatı, insana dair bilgilere eşi bulunmaz bir derinlikte bakış imkânı veriyor.

Bosna Hersek’in yaşayan en önemli yazarlarından birisi olan Cevad Karahasan da “Sara ve Serafina” romanı ile Kıta Avrupa’sının son büyük savaşına sıradan insanların hayatından tanıklık etmemizi sağlıyor.

Sara ve Serafina’da, karakterin yolculuğundan savaşı ayıramıyoruz fakat bu kesinlikle salt savaşı anlatan bir roman olduğu anlamına gelmiyor. Saraybosna’da kızı ile tek başına yaşayan, emekliliği gelmiş fakat öğretmen sıkıntısının had safhada olduğu savaş coğrafyasında çalışmaya devam eden Sara’nın kişiliğinin, varoluşunun, Serafina’dan kaçışının hikayesi. 1992 Nisan’ından 1993 Şubat’ına dek süren zaman diliminde kuşatma altındaki Saraybosna’nın gündelik hayatını, sıradan insanların hayatta kalma mücadelelerini, evlerinin içinden, sığınaklarından, yemek masalarından görüyoruz.

Sara’nın hikayesini roman boyunca ismini bilmeyeceğimiz bir profesör anlatmakta. Sara, savaş süresince öğrenci veya ders olmasa dahi okulun eşyalarını korumak, etrafa göz kulak olmak, yakınlardaki velilerle fikir alışverişinde bulunmak için her gün okula gitmektedir. Okul onun için en büyük korkularından biri olan yalnızlıktan kurtulmanın adresi ve varoluşunu, yaşamının bir diğer anlamı olan ‘işe yarama duygusunu’ diri tutabildiği tek yerdir. Sara için yalnızlık adeta azar azar içine çekildiği, giderek yok olduğu bir çukur.

REKLAM

YANLIZLIĞIYLA BAŞBAŞA

Sara ve kızına profesör aracılığıyla kuşatma altındaki şehirden çıkış fırsatı sunulur. Profesör daha öncesinde tanımadığı Sara’nın evine bu teklifle gider. Sara’ya Zagreb’te yaşayan kardeşinin mesajını iletir. Şehirden çıkış için bazı şartlar vardır, şehirden çıkacak her bir kişi için vaftiz belgesinin olması ve akılda soru işareti bırakmayacak isimlere sahip olmalılardır. Balkanlarda isimler; birçok şey hakkında bilgi verir, bir nevi kişinin tüm alt kimliklerinin habercisidir. Bazı isimlerden din, milliyet hatta mezhep bile tahmin edilebilmektedir. Coğrafya kaderdir diyoruz ya Balkanlarda bunun üzerine isimler de kaderi belirleyebilir.

Profesör şehirden çıkmayı istememektedir, fakat karısının isminin uygun olduğunu ve vaftiz belgesini yakın temasta olduğu Katolik rahip arkadaşlarından sağlayabileceğini düşünmektedir. Sara ve kızı zaten Hristiyan’dır ve belgeleri mevcuttur. Büyük bir misafirperverlikle karşıladığı konuklarına görüşmenin sonunda kendisinin ve kızının hiçbir yere gitmeyeceğini kati suretle dile getirmiştir. Kararının ardından ertesi gün Sara profesörün evine gelir, kızının gitmek istediğini fakat nişanlısı Kenan’ı arkasında bırakamayacağını, teklifin hala geçerli olup olmadığını sorar. Kızı Antoniya 30’unu geçmiştir. Zayıf kişilikli, başarısız, savaşın gölgesinde gitgide büyüyen korkuları ile içine kapanık bir yapısı vardır. Hayatında stabil ve değişmeyen tek şey nişanlısı Kenan’dır. Profesörün karısı eşini bırakarak şehirden çıkmayı reddeder. Antoniya şehirden tek başına Kenansız çıkmak zorunda kalır. Sara yalnızlığıyla baş başa kalmıştır. Profesör ile Sara’nın tekrar karşılaşması Sara’nın aylar sonra keskin nişancıların av sahası olarak bilinen, insanların çoğunun koşarak bile geçmeye cesaret edemedikleri bir kavşakta Sara’nın uzun süre durarak, bekleyerek gezinmesi yani kısacası hedef olmaya çalışması sonucunda getirildiği polis karakolunda olur.

REKLAM

Roman boyunca bu tarihsel arka planda Sara karakterinin mükemmel psikolojik tasvirini görüyoruz. Kahramanın karşı karşıya kaldığı olaylarla bir labirentten ilerlermişçesine kişiliğine ilerliyoruz. Labirentte Sara’nın geçmişi ile bol bol karşılaşıyoruz. Sara kendisiyle savaş halinde, girift bir kişiliktir. Kendi içerisinde soru işaretleri var. Çocukluğundan bu yana gerçek ismi olan Serafina ismini benimsemeyerek kendisini Sara olarak tanıtır. Kendini/benliğini ikiye ayırır, Serafina’yı hiçbir zaman kabullenememiştir. Serafina olan tarafının iyiliği ruhsuz ve karşılıklı yaptığını, yaptığı iyilikle karşısındakini köleleştirdiğini düşünür ve hayatı Serafina’dan kaçmaya çalışarak geçer. İçine düştüğü yalnızlık, Zagreb’teki Antoniya’nın annesine kayıtsızlığı, işe yaramama duygusu ile bir süre sonra hayata karşı sorgulamaları ve varoluş sıkıntıları sonucunda yaşama karşı umudunu kaybeder.

KENDİNDEN KAÇAMAMAK ÜZERİNE

Yazar bizi keskin nişancıların ve bombaların savaşından insanın içindeki benlik savaşına götürüyor. Mükemmel bir soyutlama yaparak, insan ruhunda patlayan bombaları, kalbi delip geçen keskin nişancıları önümüze seriyor. Roman, Profesör ‘ün Saraybosna’daki Avrupa Oteli’nin Viyana Kahvesi’nde 10 yıl geriye gitmesi ile aslından sondan bir önceki olayla başlıyor, romanın kahramanlarından olan Profesör adeta kitabın yazarıymışçasına hareket ederek o atmosferi derinden hissetmemizi sağlıyor.

Karahasan’ın bu romandaki en büyük başarısı hem dönemin politik atmosferini hem de karakterin dünyasını ayrı ayrı mükemmel bir derinlikte yansıtması. Bu romana sadece balkan coğrafyasının politik gölgesinden bakmak romanın edebi gücüne büyük haksızlık olacaktır.

REKLAM

NOT: Bosna Hersek gibi birçok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı bir toplumda isimler aynı zamanda ait olunan milliyetin de bir işaretidir. Serafina, Hırvatların kullandığı bir isimken Sara Yahudiler tarafından daha sık kullanılsa da Müslümanların da çocuklarına verdikleri bir addır.

• • •

Sara ve Serafina

Cevad Karahasan

Ketebe Yayınları

2018

192 sayfa

/**/

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.