Deniz Akkaya: Kendime uygun gördüğüm hayatı yaşıyorum

Mezin Tanrıseven
00:0012/11/2006, Pazar
G: 12/11/2006, Pazar
Yeni Şafak
Deniz Akkaya: Kendime uygun gördüğüm hayatı yaşıyo
Deniz Akkaya: Kendime uygun gördüğüm hayatı yaşıyo

Deniz Akkaya: “Şu anki durumum, başıma gelmiş yaşadığım kötü şeylerin sonucunda bana bir hediyedir.”

Ben bunu 29 yaşında hissettim

Podyum dünyasından inip, türbe türbe dolaşan bir Deniz Akkaya'yı hiç kimse hayal bile edemezken, o hislerini daha fazla içine gömmek istemedi… 'Ben Rahmanımı yeni yeni hissediyorum' diyen bir kadın görmüştük ramazanda. Herkesi şaşırttı. Çünkü, bugüne kadar böylesi bir davranış kendisinden beklenmiyordu. Cami ziyaretleri sırasında ne olmuşsa olmuş, flaşlar patlamış, bir anda etrafını kuşatmıştı gazeteciler… O ise sadece ramazanda Allah'a biraz daha yakın olmak istemişti, o kadar. Deniz'i bugüne kadar böyle yerlerde görmeye alışık olmadığımız için, biz de merak ettik. Neden şimdi?.. Deniz Akkaya ile Swıssotel'de bir araya geliyoruz. Dikkatimi ilk çeken sakinliği oluyor... Hırçın ve çalkantılı denizden çıkmış, gemisini durgun sulara çevirmiş bir Deniz Akkaya çıkıyor karşıma. Ve hemen ekliyor: “Şu anki durumum, başıma gelmiş yaşadığım kötü şeylerin sonucunda bana bir hediyedir.” İstanbul'un ilk karının düştüğü günde yaptığım bu röportajda bambaşka bir Deniz Akkaya bulacaksınız… İyi pazarlar…



Özgeçmişinizi okuduğumda dikkatimi bir şeyler çekti. İlköğretim yıllarında iki, lise yıllarında ise 3 okul değiştirmişsin. Bunun sebebi neydi?

Bunun sebebi tamamen babamın işiyle ilgili. Benim babam 'Deniz Nakliyat ve Denizcilik İşletmeleri'nin eski genel müdürüydü. Ondan öncesinde de, yani karaya geçmeden önce de uzak yol kaptanıydı. Tabii, 'kaptanların her limanda bir eşi olur' derler; ama aslında her limanda neredeyse bir evi vardı.

Bu çağlarda arkadaşlık çok önemlidir. Zor oldu mu ayrılmak onlardan?

Çok zor geldi. Özellikle ilkokuldan sonrası. İlkokulda çok önemli değil; çünkü çocukken kaynaşmak çok daha kolay ama sosyalleşmeye başladığınız andan itibaren o grubun içerisinde bir şekilde adapte olmak her geçen gün daha zorlaşıyor. Son mezun olduğum okul Semiha Şakir'di. Lise dönemimin son iki senesini orada geçirdim. Korkunç bir son iki seneydi. Çünkü okula gitmeyerek geçti. Annem bundan çok rahatsızdı. Çok huysuz bir tipe dönüşmüştüm. Son dönemlerde okulların, özellikle liselilerin durumuna bakarsan aslında tehlikeli bir hal aldı. Okullarda bir sürü şeyler yaşanıyor. Uyuşturucular satılıyor. Bizim okul dönemimizde bir Adnan Hocacı furyası vardı. Çocuğu iyi adam olsun, ülkesine hizmet etsin diye gönderiyorsunuz, bir bakıyorsunuz ki okullar çok tehlikeli ortam haline gelmiş. Zor bir durum aileler için...

Sence bu kötü gidiş neden? Aileler mi yeterince ilgilenmiyor çocuklarıyla...

Bu sadece bizim ülkemizde değil dünyada da böyle. Bakıyorsun öğrenciler öğretmenlerini dövüyor, kaba kuvvet uyguluyor. Ben şuna inanıyorum; dünyanın sonu hızla gelmeye başladı. Bazı kutsal kitaplarda dünyanın sonu geleceği zaman nasıl bir dünya portresi çizilmişse ortam o tarif edilen ortama gidiyor.

Teknoloji mi bizleri bu safhaya getiren şey sence?

Evet. Ben, 'Bir Çift Yürek' adlı kitap okumuştum. Bir kabileye kazara düşen bir doktorun başından geçenler anlatılıyordu. Aslında teknolojinin tam ortasında insanlığa hizmet etmek için bir şey bulmaya çalışan bir doktor. Gerçekte, hiçbir şeyleri olmayan toplumda ne kadar mutlu olduğunu fark ediyor ve ne kadar mutlu olduğunu bir kitap boyunca anlatıyordu. Vahşi toplumlar bizden daha mutlular çünkü bizim her geçen gün tatminsizliğimiz çoğalıyor.

Sen bu kısırdöngünün içine girmiyor musun?

Olmaz olur mu. Hayat ortamınız sizi buna sürüklüyor. Biraz daha geride kalıp daha az parayla ve mütevazı hayatla yaşamayı tercih etseniz, üstünüze yapıştırılan şey 'Depresyona girdi, mutsuz, çöküşte, eskisi kadar çok para harcamadığına göre o kadar da kazanmıyor' seslerini duyuyorsunuz. Ya da görüştüğünüzde insan sayısını küçülttüğünüz zaman da aynı tepkiler oluşuyor. Mesela Savaş Ay'ın sürekli çıkıp televizyonlarda 'Siz bir grup arkadaş ne yaptığınızı biz bilmiyoruz' lafları. Bilmek zorunda değilsin ki... Herkesin bence kimseyle paylaşmadığı bir tarafı olmalıdır. Benim ne arkadaşlarım var ki... Evlerinde oturmaktan mutlu değiller. Ben mesela, kendime yalnız kalmak adına çok vakit ayırıyorum. İnsanlar niye Kabe'nin etrafında dönerler. Çünkü yalnız kalıyorsunuz.

Henüz gencim, yaşlanmadan geleceğimi garantiye alayım gibi bir düşüncen var mı?

Zannedildiği gibi benim öyle büyük paralarım yok. Toplam olarak ben sana söyleyeyim, herkesin durmadan gözüme sokmaya çalıştıkları bir arabam var. 10 senedir çalışıyorum, bir arabamın olması kadar doğal bir şey yok. Benim sahip olduğum bir ev, bir arabam var. Ne öyle bankada bazılarının olduğu gibi milyon dolarlarım ne de yüz bin dolarlarım var. Geçen gün 26 milyar liraya çanta aldığım yazıldı. Ya ben parayı kolay kazanmıyorum. Ne 26 milyar, ne 6 milyar... Böyle büyük bir para çantaya vermem, vermem... Ha arabaya veririm; çünkü İstanbul trafiği çok tehlikeli. Benim eski halim gibi deli manyak bir sürü şoför var.

Çizdiğin mutlu kadın portresi ne kadar gerçek?

Bana bunu sordukları zaman ve ben sanki çok mutlu olduğumu söylediğim zaman karşı taraf sanki başka bir cevap bekliyormuş gibi bir şeyler hissediyorum

Hayır ben bunu gerçekten öğrenmek için soruyorum. Mutlusundur ya da mutsuz, bu kadar ...

Seni düşünerek söylemedim zaten. Şunun için söylüyorum, insanların benim hayatımla ilgili mutsuz olduğumu gerektirecek bir şeyler varmış gibi davranmaları... Onları üreten kendileri, ben değilim ki... Bugün bakarsan hayatta hepimiz iyi ya da kötü bir şeyler yaşıyoruz. Benim gibi şöhretli bir insanın başına gelen kötü şeyler daha malzeme olduğu için, bunu tencit pilavı gibi kendileri sürekli yazdıkları için benim bir kısır döngü içerisinde mutsuz olduğumu düşünüyorlar. Böyle bir şey yok. İnsan sürekli mutsuz yaşarsa depresyona girer.

Dışarıdan bakıldığında duygularına göre hareket etmeyen bir kadın görüyorum ben...

Hayır ben çok rahat ağlarım. Bunu benim yakınımda olan insanlar çok iyi bilir. Çünkü ağlamak insanı rahatlatır. Bir şeyi içinde tutmak, 'insanı yer' diye düşünüyorum ben. Sulu gözlü derken, değecek şeye ağlarım.

Çok fazla alkol aldığın yazılıyor. Bu ne kadar doğru?

O kadar alkolü almam için spor yapmamam gerekiyor. Mesela her abuk konuyu malzeme ediyorlar. Bugün benim kimseyi uyutamayacağım bir şey var. İçki içmek vücudunuzu çabuk yorar ve yaşlandırır. Ender Bey'e (Saraç) sorabilirsinin, onun bir vücut ölçümü var. Yaşınızla, vücut yaşınızı ölçüyor. 29 yaşındayım, vücut yaşım ise 25 çıktı. İçki içmiyor değilim, bunun da belli ölçüsü var. Ama ne öğrendim hayattan biliyor musun. Kaza yaptım, başıma daha büyüğü gelebilirdi. Oturdum Allah'a şükür ettim.



Ahmet Hakan, Nişantaşı'nda gay'lerle muhabbete girebiliyorsa ben de camiye gidebilirim...
Şu anki durumun nedir? Geçmişte de böyle miydin peki?..

29 yaşındayım. Bu gibi şeyleri doğuştan edinmedim. Bazı insana bu 15 yaşında olur, bazı insana 25 yaşında olur. Bazısına olmadan ölür. Ama daha maneviyata değer vermeye başlamam başıma kötü bir şeyler geldikten sonra, neden bir şeyler doğru gitmiyor diye düşündükten sonra oldu ve doğru gitmeyen şeyi buldum. Yani burada ben ömür boyu böyleydim demiyorum. Sana şunu da söylemek istiyorum ayrıca şu anki durumum başıma gelmiş yaşadığım kötü şeylerin sonucunda bana bir hediyedir.

Anladığım kadarıyla fark etmek bile seni yenilemiş... Bunun için dua edip şükrediyor musun?

Çok sık dua ederim. Başıma kötü bir şey geldiğinde de daha kötüsü gelmediği için şükür ediyorum. İlk önce sağlığım. Hem beden, hem akıl sağlığı. Çünkü beden sağlığı da biliyorsun tek başına gitmiyor. Hele ki böyle ruh sağlığınızı bozan bir toplumda yaşarken... Çok tabuları olan bir toplumda yaşıyoruz. Bu kadar tabusu olan bir toplumda, sağlıksız bir zihniyet de yetişiyor. Hiçbir konuda rahat konuşamıyorsun. Ne cinsellik, ne para, ne din.

Kadir gecesi'nde yedi türbe gezdiğin görüntülendi. Ve sonra çok sayıda yazı yazıldı...

Her şeyi tekelleştirdikleri gibi, dini de kendi ellerinde gören, bir tek kendilerinin hakkıymış gibi gören sağlıksız bir grup insan var. Bu insanlar maalesef ki, Türkiye'de en etkili şeyi yani medyayı yönetiyor. Bugün bu konuyla ilgili Ahmet Hakan ahkam keserken, bir kere nereden nereye geldiğinin, bir gidişatına bakarsan, zaten asıl oradaki sapkınlıktır. Bugün bir modelin ya da sanatçının camiye gidip gitmemesinden daha tehlikeli olan, fikirlerinden ve ideolojilerinden vazgeçen insanlardır. Bana sorarsan bu asıl tartışılması gereken, tehlikeli olan konu budur. Şunu söyleyeyim, ben şu ana kadar gitmediysem ve gitmemişsem şu saatten sonra da bunlar laf edecek diye ben Allah ile olan mevzuumu onlara göre yaşamayacağım. Ya ben 6 tane cami dolaştım diye kim beni suçluyor. Ne olacak dolaştığım yer batakhane değil ki, fazladan cami dolaştım diye, siz kim oluyorsunuz da beni yargılıyorsunuz. Şöyle yorumlar yazıyorlar; 'Eşofmanlı gitmesine halk tepki gösterdi'… Ya soruyorum sana? Camiye neyle gidilir. Camiye temiz gitmek önemlidir. Temiz çorapla, temiz kıyafetle, temiz, mis gibi kokarak gitmektir, bana soracak olursan.

Yanında bir kaç kişi vardı, değil mi?

Biliyorsun menajerim Özgür, aynı zamanda Gökhan Özen'in de menajeri. O gün Gökhan'la annesi onun Müslüman olmayan kız arkadaşı da bizimleydi. Televizyonu bir açtım, 'Deniz Akkaya ile Gökhan Özen'i bastık' diye cami haberi yapıyorlar. Benim kazalarım, ağladığım, dayak yediğim görüntüm filan, bunların hepsini koyup şöyle bir şey çıkarmaya çalışıyorlar. 'Onun camiye gitmeye hakkı yoktur'. İnsan yargıladığı şeyi yargılarken kendine dönüp bakmıyor. Bugün Ahmet Hakan Bey, cami dolaşabilir. Dinle ilgili ahkam keserken bir taraftan da Nişantaşı kafelerinde o önceden yerdiği 'gay'lerle gayet gırgır muhabbetine girebiliyorsa, ben de camiye gidebilirim.

Merak ediyorum kameralar nasıl öğrendi?

Kameralar önceleri yoktu. Evet sonradan öğrenip gelmişler. Her şeye tepki. Biz öyle bir tuhaf kısırdöngü içerisinde yaşıyoruz ki, bunun içinde, 'Bunlar böyle yaptı diye' ben bundan vazgeçmeyeceğim. Ama herkesin kendi rahmanını hissettiği bir dönem vardır.

Sana bu dönemde mi geldi?

Evet bu dönemde geldi. Ben geçen sene hiçbir cami dolaşmadım. Bu benim için ilk. Ama ben camide şunun için dua etmeye başladım. 'Bence bu gece benim için bir sınav, Allah beni sınıyor.' Allah beni belki de böyle bir gecede insan kalbi kırmayayım diye sınıyor dedim. Çünkü gerçekten bir sürü insanın kalbini o gece kırasım geldi. Bu o gece beni çok yoran mevzuuydu. Şimdi ben onların bana uygun gördükleri hayatı mı yaşayacağım. Ben, benim kendime uygun gördüğüm hayatı yaşıyorum.

Kuran-ı Kerim'i okudun mu?

Hayır okumadım. Daha doğrusu Arapçasını okumam mümkün değil. Türkçe mealinden bahsediyorum...

Hangisinin doğru meal olduğunu bilemediğim için bir sürü yorumunu okudum ama birebir mealini okumadım. Mealini okumanız da yetmiyor. Mesela Türkçe'ye çevrilmiş; ama o cümle ne anlatmak istiyor. Kelime kelime, sure sure anlatılan açıklayan kitaplar okudum. Ve kitapçıya gittiğim zaman hangisi daha doğrudur diye sorunca kimse cevap veremiyor. Şu anda Kuran-ı Kerim'i anlayacak durumda değilim. Yani bilgi birikimim ona yetmiyor. Şu anda Hazret-i Muhammed kimmiş? Nasıl bir ortamda peygamber olmuş? Bununla ilgili farklı farklı yorumlar ve farklı kitaplar okuyorum.

Daha önceleri hiç merak etmedin mi?

Hayır, hiç merak etmedim. Ama size birileri bunu aşılamaya çalıştığı zaman olmuyor.. Benim anneannem benim yanımda Kuran-ı Kerim okurdu ve bana 'Sınava gireceksin; gel seni okuyup üfleyeyim' derdi. Ne zaman bitecek diye beklerdim. Şimdi bunlar tesadüfte değil onu da söyleyeyim sana. Hayatta her şey birbirine çok bağlantılı. Ben kendimi çok depresif hissettiğim dönemde psikoloğa gitmeye başladım. Bana verdiği ne bir ilaç ne bir öğreti ne de başka bir şey oldu. Çok zıt gibi görünebilir ama o bana bol bol dua etmemi aşıladı. Ender Saraç, bana sıkılıyorsun şuraya yardım yap rahatlayacaksın' der. Bu insanların benim hayatıma girdiği dönemlere de bakarsan çok üst üste. Ha siz bunun ne olduğunu bugün algılarsanız, anlarsınız ya da algılamazsınız ıskalar, geçer hayatınızdan. Allah'tan ben bu sefer ıskalamadım.


Hülya Avşar'ın bu topluma çok zararı oldu
Polemik yaşamak ünlülere daha mı kazanç getiriyor acaba?

Türkiye'de ünlü insanlar arasında ne kadar medyatik olursan o kadar para kazanırsın diye bir aptal inanç var. Ben neden kendimi geri çekiyorum, ben aptal mıyım. Ben bunun tam aksi olduğunu savunuyorum. Ne kadar çok konuşulursam, ne kadar mevzuum olursa asıl yapmak istediğim işleri yapamıyorum. İstediğim işleri alamıyorum. İstediğim parayı kazanamıyorum. Herkeste benim aksime inanıyor. Bunun için de herkes birbirine bol kepçeden ne söylerse söyleyebilir durumunda. Ortalık her konuda ahkam kesip, kendisi hakkında çıldıran insanlar var. Mesela Hülya Avşar gibi… İnsanlara, kadın dövülür de, sövülür de fikrini aşılarken doğacak çocuğa ne kadar zarar verdiğinin farkında değil misin. Senin çocuğun çok kutsal, başkalarının ki değil mi. İnsanlar ağızlarından çıkacak ciddi sözleri, düşünerek sarf etmeleri gerekiyor. Bugün o Hülya Avşar'ı da örnek alan, beğenen bir sürü genç insan var. Onu örnek aldıkları zaman bu yanlış fikirlerini de örnek alıyor. Ve ben böylece o insanlara zarar verdiğini düşünüyorum. Benim fikrim bu. Özellikle evlilik kurumuyla ilgili bu ülkeye çok büyük zararları olmuştur bu kadının. Özel hayatı legalleştirmek, özel diye bir şey kalmamasını normal karşılamak bizim hayatımıza Hülya Avşar'la girdi. Biz onu senelerce şovlarında kocasını malzeme etmesini, aile içi sorunlarına kadar bunları dinleyerek büyüdük. Konuşmadığım zaman üstüme geliniyor ve antipatik bulunuyorum. Çünkü bunu legalleştirmiş ve sürekli malzeme eden bir kadınla yaşadık biz hayatımız boyunca. Doğru olan bu değil; dünyada da böyle değil. Bunları dile getirince kötü oluyorum. Hemen başlıyorlar, 'Sevgilisinden dayak yiyen' diye laflar etmeye. Sevgilimden dayak yemeyi ben mi istedim. Ya da içkili araba kullandım, bunu devam ettiriyor muyum. Hatanızdan ders almak diye bir şey var. Sen hatalarından ders alıyor musun. Yok, hayır görmüyoruz. Sen, hala kocanla yaşadığın arazları şimdi sevgililerine yaşatıyorsun.

Bu kadar şöhretli olmak hoşuna gidiyor mu?

Hayatta mutsuz olacak şeylere değil de mutlu olacak şeylere bakmaya başladığınız an herkes mutlu olur. Bu sadece benim için geçerli değil. Benim ne arkadaşlarım dostlarım var... Çok büyük paraları, aile hayatları ve güzel bir eşi var ama mutlu değil. Çünkü sürekli bir mutsuzluk arıyor. Mutlu olması gereken şeyleri hiç görmüyor. Geçen gün arabama hırsız girdi. Bana geçmiş olsun diyen insanlara gülümseyerek teşekkür ettiğimde 'Bu kadar nasıl rahat olabiliyorsun' tepkileriyle karşılaştım. Üstüne ağıt yakarsam geri mi gelecek. Ayrıca ağıt yakma kredimi, buna kullanmak istemiyorum ben. Yukarıya bir şey için yalvaracaksam bu bir araba camı ve içinde giden çanta olmayacaktır.