
Vefa Sultan dizisinin başrol oyuncusu İsmail Ege Şaşmaz, dizinin kendisine kattıklarını hiçbir şeye değişmeyeceğini söyledi. Şaşmaz, “Dizi benim en büyük kahramanımla (Vefa Sultan’la) tanışmama vesile oldu” dedi.
İstanbul’un manevi muhafızlarından Muslihuddin Mustafa’nın hayatını konu alan ve izleyiciyi derin bir tasavvuf yolculuğuna çıkaran Vefa Sultan dizisi, ikinci sezonuyla da izleyiciyi ekrana bağlamaya devam ediyor. Ozan Bodur’un kaleme aldığı, Ahmet Toklu ve İsmail Kavrakoğlu’nun yönettiği dizinin başrolünde İsmail Ege Şaşmaz yer alıyor. Dizinin ilk sezonunda, Vefa Sultan’ın Bursa’daki Zeyniyye Dergahı’nda geçirdiği olgunlaşma ve tasavvuf yolunda ilerleme süreci işlenmişti. İkinci sezonda ise hikâye İstanbul’a taşınıyor. Yeni bölümlerde Vefa Sultan’ın İstanbul’daki "pir" olma süreci anlatılarak; ailesi, komşuları, sokak ve dergâh eksenindeki manevi yolculuğu ele alınıyor. Vefa Sultan’ı canlandıran İsmail Ege Şaşmaz ile diziyi ve kendisinde bıraktığı etkiyi konuştuk.

Vefa Sultan fetih sonrası İstanbul’un sadece taşını toprağını değil, gönlünü de imar eden bir isim. İlmi çok güçlü ama asıl gücü kalbinden geliyor. Kibirle başlayan bir yolculuğun tevazuyla kemale ermesi onun hikâyesi. Muslihuddin Mustafa olarak başladığı yol, sabırla, çileyle ve nefis terbiyesiyle Vefa Sultan’a dönüşüyor.
İsmen biliyordum ama itiraf etmek gerekirse ben de onu yolda tanıdım, yolda öğrendim, yolda bildim. Onu yaşadıkça, onun yaptıklarını ve yolunu gördükçe Vefa Sultan hayranlık duyduğum biri haline dönüştü. Sanırım Vefa Sultan dizisi benim en büyük kahramanımla (Vefa Sultan’la) tanışmama vesile oldu.
ARAYIŞ HALİ KARAKTERİMLE ÖRTÜŞÜYOR
Arayış hâli diyebilirim. Onun da sürekli öğrenen, sorgulayan bir tarafı var. Ben de oyunculukta kendimi tekrar etmekten hoşlanmam; hep yeni bir şey öğrenmek isterim. Ama onun sabrı ve teslimiyeti bambaşka bir seviye. O yönüyle bana da ayna tuttuğunu söylemeliyim.
ÖĞRENDİKLERİMİ HİÇBİR ŞEYE DEĞİŞMEM
İstanbul’da yaşayıp bu şehrin manevi sultanı olarak anılan bir şahsiyeti canlandırmak gerçekten insanın omuzlarında bir sorumluluk yüklüyor ama o sorumluluk ağırlıktan çok bana hafiflik veriyor. Çünkü ben de Vefa Sultan gibi bu dizi ile birlikte bir yolculuğa çıktım. Yolun bana öğrettiklerini, yolun bana gösterdiklerini, yolun bana kattıklarını hiçbir şeye değişmem. Aynı hayatı yaşıyorum ama iç dünyamda baktığım yer daha farklı tabii ki.
ZİKİR SAHNELERİNDE SETTEN KOPTUĞUM OLDU
Zikir sahneleri teknik olarak zor değil ama duygusal olarak çok yoğun. Çünkü orada sadece bir ritüel oynamıyorsunuz; bir hâli yansıtmanız gerekiyor. O sahnelerde zaman zaman gerçekten set ortamından koptuğum anlar oldu. Kalabalık bir ekiple çekmemize rağmen çok derin bir sessizlik hissi oluşuyor. O atmosfer insana ister istemez tesir ediyor.
10 YAŞINDAKİ OĞLUM SAYENDE NAMAZA BAŞLADI
Bence insanlar artık sadece aksiyon ya da entrika değil, anlam da arıyor. Vefa Sultan tam olarak bunu sunuyor: Bir dönüşüm hikâyesi. Kibirden tevazuya, bilgiden irfana uzanan bir yol. Bu herkesin kendi hayatında karşılık bulabileceği bir şey.
Özellikle Ramazan ayında çok fazla geri dönüş aldım. Sokakta “Vefa Sultan” diye seslenenler oluyor. Bir baba yanıma gelip “10 yaşındaki oğlum sayende namaza başladı” demişti. Bunları duymak ve insanların duasını almak her şeyden önemli.
YOL YENİ BAŞLIYOR
Geçen sezon daha çok arayışını, İstanbul’a gelişini ve Vefa Sultan olma yolunda attığı ilk adımları izledik. Bu sezon ise hâlâ genç ama artık pirlik yolculuğuna doğru yürüyen bir Vefa Sultan var karşımızda. Yani yol bitmiş değil; aksine yeni başlıyor. Bu sezon onun yeni imtihanlarını göreceğiz. Sadece ilmi meseleler değil, insan ilişkileri, aile bağları, sorumlulukları… Bir yandan insanlara rehberlik etmeye çalışırken diğer yandan kendi iç dünyasında sınanmaya devam eden bir karakter izleyeceğiz. Özellikle İstanbul’daki gönül bağı kurduğu insanlarla ilişkisi daha görünür olacak. Çünkü fetih sonrası İstanbul’un sadece fiziki değil, manevi inşası da devam ediyor ve Vefa Sultan bu inşanın genç ama kararlı bir yolcusu.









