Evliya Çelebi'nin dilinden İstanbul

Behlül Çetinkaya
00:0027/03/2011, Pazar
G: 26/03/2011, Cumartesi
Yeni Şafak
Evliya Çelebi'nin dilinden İstanbul
Evliya Çelebi'nin dilinden İstanbul

25 Mart 17. yüzyılın en büyük gezginlerinden Evliye Çelebi'nin 400. doğum yıldönümüydü... 40 yılı aşkın süreyle gezen Çelebi, ortaya Seyahatname isimli devasa bir külliyet çıkardı. Biz de 17. yüzyılın İstanbul'unu da anlatan Seyahatname'nin rehberliğinde İstanbul'u gezip Çelebi'nin izlerini aradık.

İstanbul, Evliya Çelebi'nin memleketi olarak onun için özel bir yere sahip. Ayrıca IV. Murad'ın “Birçok ülke ve şehir coğrafyacıları ve tarihçiler tarafından ayrıntılarıyla tanımlanmış olsa da benim ikametgahım olan İstanbul henüz anlatılmadı” sözü de Çelebi'ye İstanbul'u farklı anlattıran etkenlerden biri... İşte bir rüya ve bir dil sürçmesi ile hayalleri gerçekleşen Evliya Çelebi'nin İstanbul'undan manzaralar…

DÜNYA SEYYAHI VE İNSANLARIN MEŞHURU OLACAKSIN

Evliya Çelebi'nin babası, annesi ve ve kardeşlerinin etkisinden etkisinden kurtularak gezmeye başladığı dönem, 4. Murad dönemine rastlar. Bütün dünyayı kapsayan bir seyahat planı oluşturarak Allah'tan bedenine sağlık, ruhuna iman vermesini dileyen Çelebi, yirmi birinci doğum gününde babasının evinde bu umutla uykuya dalar. O gece rüyanın tafsilatını Yeni Şafak Pazar'ın yılbaşı nüshalarında okumuştunuz. Biz rüyanın tabiriyle devam edelim. Evliya Çelebi, uyandığında 'Seyahat Rasulullah' dediği rüyayı Kasımpaşa'da bir rüya tabircisine danışır ve büyük bir seyyah olacağını, peygamber türbelerini ziyaret edeceğini, görevini ise cennette tamamlayacağını öğrenir. Artık gönlü ferah, seyahate hazırdır. Şimdi gelin Çelebi'yle birlikte İstanbul'u gezelim.

PEYGAMBER TÜKÜRÜĞÜYLE ONARILAN KUBBE

Ayasofya Müzesi Türkiye'nin en çok ziyaret edilen müzelerinden biri. 27 Aralıkta 1473 yaşına giren Müze 916 yıl kilise olarak kullanıldıktan sonra 1453'de Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye çevrildi. 1934 yılında da müzeye çevrilen cami mimari açıdan Dünya'nın en önemli eserleri arasında. Ayrıca UNESCO'nun kültür mirası listesinde...

Evliya Çelebi Seyahatname'nin 15. Bölümünü Ayasofya'yı başköşeye koyduğu selatin camilerine ayırır. “Her şeye kadir ve ebedi Tanrı'ya adanan ilk ve en eski ibadethane Adem'in indirilmesinden 5052 yıl sonra inşa edildi” Evliya Çelebi'nin verdiği hayali bilgilere göre kilise, Hızır ve Agnados tarafından yapıldı, kubbesine dikilen haç ise Uludağ'dan görülüyordu. Hz. Muhammed doğduğu gece yaşanan bir depremde kubbe çöktü. Daha sonra Hızır'ın önerisiyle üç yüz patrik ve keşişin Hz. Muhammed'e “Senin doğduğun gece Ayasofya'nın kubbesi yıkıldı. Mübarek tükürüğünden versen de onarsak” dediği onun da bir hokkaya tükürdüğü, kubbenin bu tükürük ile onarıldığını anlatıyor.

1934 yılına kadar sürekli Kur'an-ı Kerim okunan beş vakit namaz kılınan bir camiyken müzeye çevrilen Ayasofya'nın kiliseden camiye çevrilmesini ise Evliya Çelebi yine kendine has abartılı üslubuyla anlatıyor. “Ayasofya'yı daha yakından inceleyen Sultan Mehmet sağlamlığını, kubbenin yüksekliğini ve ustaların becerisini gördükçe hayrete düştü ve burayı hemen putlardan arındırıp Müslüman gazilerin dimağını açmak için amber kokularıyla tütsüleyerek, mihrap, minber, mahfil, minare koydurarak cennete rakip bir camiye çevirdi. Cuma günü Aya Sofya zeminine saklanan patrik ve üç binden fazla rahip Müslüman oldular. Bunlardan üç yüz yaşında olan birine Baba Muhammed adı verildi.”

Seyahatname'de Ayasofya'da bulunan birçok makamdan da bahsedilir “Ensari'nin Hicretin 52. Yılında yapılan barıştan sonra Ayasofya'ya gelip namaz kıldığı terler direğin kıble tarafına Eyyub Sultan makamı denir. Şimdi burada bir mihrap vardır ve beş vakit namaz kılanlarla doludur.”

Yerinin işaret edilmediği ya da yok olan Aya Sofya makamları ise; Mesleme makamı, Ömer bin Abdülaziz makamı, Harun Reşid makamı, Seyyid Battal Gazi makamı, Baba Cefer makamı, Hz. Süleyman makamı, Hızır makamı, Kırklar makamıdır.

SULTAN TÜRBELERİ

Evliya Çelebi, Seyahatnamenin 31. Bölümünde “II. Mehmed'den günümüze Osmanlı Sultanlarının türbeleri ve tarihleri” başlığıyla sultanların türbelerini sıralar ve bilgi verir. II. Mehmet'ten Deli İbrahim'e kadar olan bütün padişahların türbeleri ve dönemleri bu bölümün konusudur. Ayrıca ilki 1470'de yapılan ve bugünkü halini 1771'deki restorasyondan sonra alan Fatih Camisi'nin ilk halinin konu olduğu az sayıda eserden biridir.

“Yukarıdan bakıldığında kurşun kaplı kubbelerle dolu bir şehir gibi görünür” diye bahsettiği Fatih külliyesinden dönemin en büyük alimlerine kadar birçok bilginin yer aldığı bu bölümde ayrıca Sultan Bayezid'in 70 kubbeli medresesi ve Bayezid-i Veli'nin kişiliğiyle ilgili yine abartılı ve ilginç bilgiler vermiştir. “Bayezid hal sahibi bir padişah olduğundan türbesi şimdi genellikle gelir gelmez şifa bulan hastalar tarafından ziyaret edilir. Ömrünün son yedi senesi kanlı canlı bir şey yememiştir. Bir gün canı paça ister ve önüne bir sahan sirkeli sarmısaklı paça konulduğunda nefsine hitap ederek “Ey nefis işte isteğin üzere paça geldi, eğer ihtiyaç duyuyorsan çık da ye.” O anda ağzından iki gözü kör bir mahluk çıkar ve sahandaki paça suyunu içip geri dönmek ister. Ancak Bayezid ağzından içeri girmesine engel olur ve onu çarpıp yere düşürür…”

BÜLBÜL ERMENİ ŞERBETİ İÇEN ADEMİ BÜLBÜL EDER

Evliya Çelebi Seyahatname'de İstanbul esnafına, esnaf loncalarına ve işyerlerine büyük yer ayırır. Evliya Çelebi'nin anlattığına göre VI. Murad Han İstanbul'un genel yapısının bir raporunu ister. Ne kadar ibadethane, işyeri, mahalle, okul, manastır vardır üç ay içinde hepsi bir rapor halinde Sultan'a sunulmuştur. Evliya Çelebi kitabında bu rapora da yer verir ve kendine has diliyle 50 gruba ayırdığı esnafları anlatarak birinci cildini tamamlar.

Evliya Çelebi'nin bahsettiği işler arasında yılda bir kere saatçi ve kuyumcuları temizleyip elde ettiği altın tozlarını gümüşhanecilere satan Yahudi Romatçılar'dan balık pişiricilere, tutkalcı-kirişçilerden tamamı Kayserili Ermenilerden oluşan lağımcılara kadar birçok garip meslek bulunuyor.

“Şerbetçiler 500 kişidir ve 300 dükkanları vardır. Şehrin Tahtakale denen semtindeki Bülbül Ermeni şerbeti içen âdemi bülbül eder ve Unkapanı'ndaki Arnavut Kasım şerbeti Kasım gününde âdemi kızdırıp kefen ile oynatır ama akılda baş ayakta güç koymaz. Bir adam sendeliyorsa 'Kasım günü Kasım şerbeti içmişe benzer' denir. 'Cana sefa ruha gıda verir şerbetim canım' diye şerbet dağıtarak geçerler.”Evliya Çelebi en ilginç mesleklerden biri olan karcı-buzcuları ise yine kendine özgü diliyle anlatıyor. “Üç yüz kayıkçı ve katırlı yaz kış Mudanya, Bursa dağlarına kar peşindedir. Nice kazıklar ve arabalar üzerine hamam kubbesi gibi kar yığarlar. Karcılar yarı çıplak ellerinde buzdan değnekler, bazıları delinmiş kulaklarına turna telleri geçirmiş olarak, bazıları kol ve bacaklarını delip içinden çubuklar geçirmiş olarak geçerler.”