“Hâlâ çığlıklar gelir, Boğaz yalılarından”

Mahmut Sami Şimşek
00:0015/10/2006, Pazar
G: 14/10/2006, Cumartesi
Yeni Şafak
“Hâlâ çığlıklar gelir, Boğaz yalılarından&#8
“Hâlâ çığlıklar gelir, Boğaz yalılarından

Osmanlı'nın Viyana Sefiri Sadullah Paşa, Avustralyalı yasak aşkı yüzünden Viyana'da intihar etti. Refikası Necibe Hanım, yıllarca bu kırmızı yalıda pembe elbiseleriyle eşini bekledi durdu. 14 yıl sonra İstanbul'a Sadullah Paşa'nın kendisi değil, cenazesi geldi...

Erzurum'da 1838'de doğan Sadullah Paşa, Sultan 5. Murad'ın has adamlarından olup, O'nu tekrar tahta geçirmek isteyenler arasında bulunduğu ve Sultan Abdülaziz'e muhalefet ettiği için II. Abdülhamid tarafından İstanbul'dan uzaklaştırılarak 1877 de Berlin sefaretine tayin edildi. 1883'te de Viyana Sefir'i olan Paşa'nın buhranlı günlerinde yaşadığı bir 'gizli aşk' neticesinde Viyana'da elçilik binasında havagazı ile intihâr ettiği meşhurdur.

Gurbet dönemi

Eşi Necibe Hanım ise Paşa'nın öldüğüne inanamamış ve bir ömür boyu dönmesini beklemiştir bu kırmızı yalıda. Paşa'nın beğendiği pembe elbiselerini giyip, bazen yalının penceresinden, bazen bahçesinden denizi seyrederek, ufukların ötesinden eşinin gelmesini umud ederek... 14 yıl sonra İstanbul'a ancak cenazesi dönen Paşa'nın yeri artık II Mahmut türbesinin bahçesindeki mezarıdır, Çengelköy'deki yalısı değil. Sadullah Paşa'nın gelini Münevver Ayaşlı, kayınpederinin 'sürgün' gibi elçilik görevlerinin ve 14 yıl boyunca yurtdışında yaşamaya mecbur bırakılmasının müsebbibi olarak Küçük Said Paşa'yı görür: “…Zira Küçük Said Paşa kendisine rakip olarak gördüğü Sadullah Paşa'yı iftira atarak bertaraf etti ve kendisi sadrazam oldu” der ve Sadullah Paşa'nın Viyana'da hizmetçisiyle aşk yaşaması hadiselerini de bu iftiranın bir parçası olarak görür.

Çengelköy'deki yalı

Hadise şöyledir: Sadullah Paşa, Viyana elçisi iken, Anna Schumann adında 24 yaşındaki Avustralya'lı bir kadınla yaşadığı yasak aşkının duyulmasıyla bunalıma girdi. Anna'ya başka biriyle evlenmeyi teklif edip, bütün ihtiyaçlarını karşılayacağını vaat ettiyse de kabul ettiremedi.

Bu ilişkinin, Sultan II. Abdülhamid, Avusturya hükümeti ve Paşa'nın hanımı tarafından duyulmasının Sadullah Paşa'yı büyük sıkıntılara sokacağı kesindi. Çıkmaza giren Paşa, 1891'in 14 ocağında öğle vakitlerinde elçilik odasında intihar etti. İntiharı Payitaht'a bildirildi. II. Abdülhamid, hadiseyi incelesinler diye İstanbul'dan heyet gönderdi. Heyet, Anna Schuman dahil, herkesi tek tek sorguya çektikten sonra Paşa'nın intihar ettiğine hükmetti. Ve bu yasak aşk bir hazin netice ile kapanmış oldu.

İşte böyle… Romanlara konu olacak kadar renkli ve esrarengiz bir hayat. Yalı Sadullah Paşa'ya uğur getirmedi. Sultan Murad'ın tahta çıkmasıyla yıldızı parlayan ve Saray'ın Mabeyn başkatibi olan Sadullah Paşa'nın, V. Murad'ın tahttan indirilmesiyle yıldızı sönüverdi. Yeni Padişah II. Abdülhamid Han, O'nu Berlin'de, Viyana'da sefaretlerde dolaştırıp durdu. Paşa, yıllarca gurbet hayatı yaşadı.

Yalıdan ilk sürgün

Kaderin garip tecellisine bakın ki, Sadullah Paşa'nın en büyük oğlu Asaf Bey de tıpkı babası gibi yasak aşk yaşamıştı. Bu duruma vakıf olunca Sadullah Paşa, oğlunu evlenmeye zorladı. Evlenen Asaf Bey, çok mutsuz oldu. Ve O da babası gibi intihar etti.

Ailenin başında dönen kara bulutlar, sonraki yıllarda da bu yalıda oturan herkesi bir şekilde etkiledi. Uğursuzluk yalıda mıydı bilinmez, lakin, yalı sakinlerinin yüzü hiç gülmedi.

Paşa'nın ve ailesinin hazin macerasını geride bırakıp Çengelköy'deki kırmızı yalıya dönelim. Sadullah Paşa, yalının 6. sahibidir. İlk sahibi yalıyı Sultan I. Abdülhamid'den hediye olarak alan Darüssaade Ağası Mehmet Ağadır. Yalı, Mehmet Ağa'nın ardından Sultan III. Selim'in sadrazamlarından Koca Yusuf Paşa'ya intikal etti. Koca Yusuf Paşa'dan da kızı Emine Hanım ve eşi Kaptan-ı Derya Seydi Ali Paşa'ya kaldı. Seydi Ali Paşa için Cevdet Paşa “Cezayir Ocağı'ndan yetişmiş bir yiğit. Amma hatırı sayılır bir it” diyor. (Kandilli-Vaniköy-Çengelköy-Mekanlar ve Zamanlar s-127) . Seydi Ali Paşa'nın bir diğer lakabı da “Şirret Ali Paşa” idi.

Cevdet Paşa'nın iltifat ettiği (!) bu şahıs, Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa tarafından Bursa'ya sürülmüştü. (İşte yalının uğursuzluğu da burada başlıyor)

Lakin Alemdar Mustafa Paşa, yeniçeriler tarafından öldürülünce Seydi Ali Paşa tekrar İstanbul'a dönerek Kaptan-ı Derya makamına yerleşti. Kimse de bir şey demedi. Zaten devir, karışık bir devirdi. Sultan 2. Mahmut ise sabırla hakimiyeti eline almayı bekliyordu.

Nihayet 4 ay sonra beklediği gün geldi. Ve Seydi Ali Paşa'yı Afyon'a sürgüne gönderdi. Seydi Ali Paşa bir daha da İstanbul'a dönemedi, Afyon'da öldü.

Koca Yusuf Paşa'nın, bu yalının hemen yanında ikinci bir yalısı daha vardı. Ahmet Muhtar Beyefendi Yalısı olarak bilinen ikinci yalı belki de birinci yalının selamlık kısmıydı. Koca Yusuf Paşa'nın yalıları biri kızı Emine Hanım'a(Sadullah Paşa Yalısı), diğeri de oğlu Mahmut Bey'e kaldı.

Vasiyete uyulmadı

Yalı, Seydi Ali Paşa'dan oğlu Bağdat Valisi Hamdi Paşa'ya intikal etti. Hamdi Paşa'da babası gibi Sultan II. Mahmut'un gazabına uğrayanlardan. Babasını Afyon'a sürgün eden Sultan Mahmut, oğlunu daha uzağa, Bağdat'a sürdü. Annesinin tavassutuyla aff-ı şahaneye mazhar olup tekrar İstanbul'a dönen Hamdi Paşa bunu yalısında kandillerle maytaplarla, havai fişeklerle kutlayıp, şölenler düzenledi. Hatta bu debdebe ve alayiş, Sultan Mahmut'un da hoşuna gittiğinden, Hamdi Paşa tekrar eski görevi olan valiliğe avdet etti. Lakin bir süre sonra tekrar azledildi.

Hamdi Paşa bir sarrafa olan borçları yüzünden yalıyı, Esad Muhlis Paşa'ya sattı. Yalı Esad Muhlis Paşa'dan oğlu Sadullah Paşa'ya kaldı…

Sadullah Paşa'nın kızı Ferdiye Hanım ve bir oğlu Seyfullah Bey yalıda acılı anneleri Necibe Hanım'la kalırken, diğer oğlu Nusret Bey, Münevver Ayaşlı Hanım'la evlenerek bir süre bu yalıda oturdu.

Sadullah Paşa'nın hanımı Necibe Hanım ve çocukları uzun süre burada oturduktan sonra, Necibe Hanım'ın vefatıyla çocukları yalıyı, uzaktan akrabaları olan Ferit Tek'e sattılar. Ondan da kızı Dr. Emel Esin ve eşi Seyfullah Esin'e kaldı. Dr. Emel Esin tarafından da TAÇ Vakfı'na (Türkiye Anıt, Çevre, Turizm Değerlerini Koruma Vakfı ) devredildi.

Yalı, vakıf tarafından da Ayşegül Nâdir (Tecimer)'e kirâlandı. 1998 de tarihi eser kaçakçılığı sebebiyle aranan ve Fas'ın başkenti Merakeş'e kaçan Tecimer, 1997 de yalıyı terk etmişti.

Halbuki Emel Esin yalıyı Vakfa devrederken bir de vasiyetname hazırlamış ve şu şartı koymuştu:

“Yalım, içkili restorant, gazino, otel ve kumarhane olarak işletilmeyecek. Vakıf personelleri de içki içmeyen, emin ve ahlaklı kişilerden olacak.”

Yalı vakıf tarafından kiraya verildi. Nice içki sofraları kuruldu... Tarihi eser kaçakçılığı da yapıldı. Bereket, yalıyı alıp götürmediler.


Kimler geldi kimler geçti

Sultan I. Abdülhamid'in Darüssaade Ağa'sına hediye ettiği bu yalı, yıllar sonra bir “Sürgünler Yalısı” haline gelecek, Seydi Ali Paşa'dan, Hamdi Paşa'ya, O'ndan Sadullah Paşa'ya, ve Ayşegül Nadir'e kadar sakinlerinde gurbetler, acılar, sürgünler, iflaslar eksik olmayacaktı. Ne diyelim. Öteki Boğaziçi yalıları gibi Sadullah Paşa Yalısı da, dışardan şirin görünse de, içinde yaşanan hayatlara kulak kesildiğimizde ufak bir adapte ile bizde Necip Fazıl gibi diyeceğiz:

“Hala çığlıklar gelir, boğaz yalılarından”