Kuruyemiş markası Malatya Pazarı'nın üçüncü kuşak yöneticisi Çetin Palancı, ilerleyen yaşına rağmen emeklilik düşünmüyor, hatta "yetki verilmez, alınır" diyerek çocuklarına meydan okuyor. Fakat, bir yandan gençlerin sormadan iş yapmasını da eleştirerek babalığını yapmayı ihmal etmiyor.
Malatya Pazarı markasıyla kuruyemiş işleme, paketleme ve satışı yapan şirketin 80 yaşındaki patronu Çetin Palancı, bu sektörün duayenlerinden… Dedesinin Malatya'da başlattığı, babasının İstanbul'a taşıdığı aile işini kardeşiyle birlikte büyüten Palancı halen şirketin yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Başkanlığı kolay kolay kimseye kaptırmaya niyetli de değil zira ona göre yetki, "verilmez, alınır!" 68 yıl önce Mısır Çarşısı'na geldiklerinde çarşıda sadece 30-40 Rum asıllı esnafın bulunduğunu anlatan Palancı, "Bize 'sizin gibileri çok gördük ve hepsini gönderdik' dediler ama sonra biz onları gönderdik" diyor. Kalıcılıklarını ve sektörlerinde Türkiye'nin en büyüğü olmalarını, "Gece gündüz çok çalıştık. Bazı zamanlar ikide üçte eve giderdik yüzümüzü yıkayıp kahvaltı yapıp geri dönerdik" sözleriyle açıklıyor. İlerlemiş yaşına rağmen gelecekle ilgili hedeflerini büyük bir heyecanla anlatan Çetin Palancı ile sektördeki değişimi ve Malatya Pazarı'nın hedefleri üzerine konuştuk…
Kimse çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunu bilmiyor. Müşterilerime ne iş yapıyorsunuz diye soruyorum emekliyim diyorlar. Kaç yaşındasınız diyorum, 50 diyor. Dinç gözüküyor ama çalışmıyor. Ben sabah 4.30'da kalkarım, namazı kılarım, her gün tıraş olurum, 7'de kahvaltımı yapar, evden çıkarım. Akşam da 8'de evde olurum.
Bir gün olsun çalıştığım için yorulduğumu hatırlamıyorum. Halen 9 ayrı derneğe başkanlık yapıyorum. Kendimi yorgun hissettiğim zamanlarda toprakla uğraşıyorum, bağ bahçe işi yapıyorum. Ben oturamam, oturduğum yer bana batar.
Çok söylüyorlar ama niye bırakayım. Türkiye'nin daha çok kalkınması lazım... Şu an Malatya Pazarı'nda 750-800 kişi çalışıyor. Beni örnek alıyorlar. 80 yaşında hala çalışıyor diyorlar. Onlar için benden daha iyi örnek olabilir mi?
Evet bende… Ama arkadan yetişenler var tabii ki. Biz iki kardeştik. Kardeşim vefat etti. O'nun görevini oğlu devraldı, bir fabrikanın başında o var. Benim bir kızım bir oğlum var, O'da bir diğer fabrikanın başında. Ben de fabrikaları geziyorum ama çoğunlukla Eminönü'ndeki mağazadayım. Kontrol sadece bende.
Hayır. Yeğenlerim ve oğlum yüksek tahsilliler. Ama benim de tecrübelerim çok… Kuvvetli olsunlar da koltuğu yani yetkiyi benden alsınlar. Adanalı meşhur sabun üreten bir dostumuz vardı. O'nun da çocukları büyüdü, yönetimi devraldılar. Bir zaman sonra işyerindeki bütün mobilyaları değiştirdiler. Babaları bakmış ki her şey lükse kaçıyor. Sinirlenmiş, bütün eşyaları toplamış ortaya yığmış. Üzerlerine çıkmış ve : "Burada horoz benim" demiş.
15 günde bir toplantı yaparım. Tek tek yaptıklarını sorarım. İhracat nasıl gidiyor, satışlar iyi mi, çalıştığımız oteller hizmetten memnun mu, satış noktalarımızda verimlilik ne düzeyde diye… 6 aydır ürün vermek için uğraştığımız bir otel vardı. Bir türlü olmuyordu. Geçenlerde bir çalışanımız o işi bağlamış. Ben de O'na ödül olarak altın hediye ettim. Çalışan, işini benimseyen insanı her zaman takdir etmişimdir. Fikir almaktan ve vermekten de mutluluk duyarım.
İsrafa katlanamıyorum. Hele mesele yemek israfı olunca akan sular duruyor. Geçenlerde öğlen yemeğinde çöpe yakın bir yerde gizlice oturdum. Aşçı da öğlen yemeğinde kuzu incik pişirmiş. Baktım bir iki kişi yememiş, çöpe doğru gidiyorlar. Sordum neden yemediniz, et sevmediklerini söylediler. Dedim o zaman niye aldınız. Hemen müdürü çağırdım, bu adamı işten çıkarın dedim. Çünkü o adam yiyemeyenlerin hakkını çöpe atıyor. Böyle bir lüks olabilir mi? Dünyada milyarlarca insan aç, açlıktan ölüyor. Nimetin kıymetini bilmezsek, Allah bunun hesabını sorar.
Sadece ürünün kalitesine bakmak için tadıyorum. Çünkü yeni işe girenler kaliteden anlamıyor, karıştırıyorlar. Yoksa kuruyemiş düşkünü değilim, insan bıkıyor.
Hepsine değil tabii ki… Yeni girenlere serbest, doyana kadar yiyin diyoruz. Mısır Çarşısı'ndaki dükkân adeta işin mutfağı, burası hem ilkokul hem ortaokul hem lise... Tecrübeyle eğitim sizi bir adım öteye taşır.
70 yıldır Mısır Çarşısı'ndayız. İstanbul'daki ilk yerimiz. O zamanın Malatya milletvekilleri babamı burada yer açması için ikna ettiler. Vali Lütfi Kırdar çarşıdaki bu yeri bize uygun gördü. O zamanlar çarşıda Türk kuruyemişçi yoktu. Hepsi azınlıklara aitti. İlk Müslüman esnaf olarak biz girdik ve dükkânı açar açmaz da bize: "Biz sizin gibileri çok gördük. Tasınızı tarağınızı toplayıp memleketinize geri dönün, burada barınamazsınız." dediler. Sonra biz onları gönderdik
Öyle zamanlarımız oldu ki, gecelere kadar çalışırdık. Sabah olurdu, eve giderdik. Yüzümüzü yıkar, sonra tekrar işe dönerdik. Kardeşim daha muhafazakâr bir yaşamı vardı. Dükkânda dururdu. O ahiret işlerine bakardı ben de dünya işlerine… (gülüyor) Ben dışarıdaki işlere koştururdum, daha hırslıydım. Kardeşim çok dürüst bir insandı.
Valla birisi ahiret için yatırım yapıyorsa, o başarılı oluyor. İkimiz de dışarıda olsaydık bu kadar başarılı olmazdık. 5. kuşak işin başında…
Devletten bir kuruş teşvik almadık. Evvel seneler önce dışarıdan yurt dışından makine getirmek istedik, Ankara'dan ayarladık. Bankalar kredi vermedi. Kendi yağımızda kavrulduk.
Çok sıkıntıya girdik. Özellikle Tansu Çiller zamanında dolar birden yükseldi. İflasın eşiğine geldik. Dürüstlüğümüzle ve sağlamlığımızla kazandık. Hiçbir çekimiz karşılıksız çıkmadı, bu da bankalara güven verdi. Faizle para alıyorduk, zaten en çok canımı sıkan da buydu. Çalışana her zaman ekmek var. Müşteriyi memnuniyet her şartta esastır. Biz bunun için başarılı olduk. 250 gramlık çekirdeğin içinden ufak bir taş çıkardı. Yerine 1 kiloluk çekirdek gönderirdik. O zamanlar makinalar taşı toprağı iyi ayıracak kadar iyi değildi. İnsan faktörü giriyordu işin içine…
Dürüst çalışmayan insanı ne çevremde ne de iş yerinde barındırmam. Dürüstlük olmazsa olmazımdır. Hırsızlık yapanı affetmem. Hata yapanı uyarırım, eğer tekrarlarsa onu da gönderirim. Geçenlerde 220 kişilik bir grup benim kendi çiftliğime piknik yapmaya geldiler. Kendi evime davet ettim. Ben öyle bir patronum ki, maaşlarını eksik etmem, hastane giderlerini karşılarım, sosyal aktiviteler düzenlerim… Bu şartları sağlıyorsam çalışanımdan da dürüst ve çalışkan olmasını beklerim. Tembel işçiyi sevmem. Bir de hanımını üzen çalışanımı döverim. Gerçekten. 10 kişi toplarım, ortaya da hanımını üzen işçiyi alırım, bir temiz döverim. Eşini çoluğunu çocuğunu memnun etmeyen, eve geç giden, parasını başka şeylere çarçur eden adamdan kime fayda gelir ki!
Bildikleri işten şaşmasınlar. Benden inşaat mühendisliğini bitirmiş adamlar iş istiyor. İşe alıyorum, başarılı olamıyorlar.
Olmaz mı… Eski para koleksiyonum var. Eski Türk ve yabancı paralarını topluyorum. Tesbih koleksiyonum var. 1500'e yakın kitabım var, güzel bir kütüphane düzenledim. Ayrıca çam ağaçlarını özel bir ilgim var. Bahçemde olmayan değişik ağaçları gördüğüm zaman muhakkak alır kendi bahçeme de dikerim. Büyük küplerim var. Bazen arkadaşlarım 'küplerden çıkan paralarla zengin oldu' diye takılırlar.
Risk: Kuvvet
Para: Güç
Girişim: Cesaret
Gelecek: İleri
Eğitim: Şart
Reklam: Mecburiyet
Kriz: Önlem
Yönetim: Başarı
Lider: Recep Tayyip Erdoğan
Otomobil: Rahatlık
Evlilik: Güzel
Çocuk: Tohum
Kalite: Biz






