
Reşad Ekrem Koçu’nun ömrünü verdiği ancak yarım kalan eseri İstanbul Ansiklopedisi’ne Salt ve Kadir Has Üniversitesi’nin katkılarıyla yeniden sahip çıkıldı. Koçu, ansiklopediyi hazırladığı 1947 yılında verdiği bir röportajda İstanbul’un tarihi eserlerinin özellikle hamam ve çeşmelerinin yok edildiğini belirterek bir daha yapılması imkansız tarihi eserlere sahip çıkılması için adeta feryad ediyor.
İstanbul’la ilgili en önemli kaynakların başında Reşad Ekrem Koçu’nun hazırladığı İstanbul Ansiklopedisi gelir. İstanbul’un kimliğini ortaya çıkarmak için 1944’te başlayıp 1973 yılına kadar kaynak tarama ve maddi yazım çalışmalarını yürüttüğü İstanbul Ansiklopedisi arşivi SALT ve Kadir Has Üniversitesi iş birliğiyle geçtiğimiz aylarda dijitale aktarılmaya başlandı. İstanbul’un sokaklarını, mimari yapılarını, gelenek ve göreneklerini ele alan ansiklopedi Reşat Ekrem Koçu’nun sağlığında G harfine kadar yayımlanmıştı. Ancak zarflarda yayımlanmamış binlerce madde ve bilgi öylece duruyor. Kadir Has Üniversitesi’nin yaklaşık 20 bin belge grubu halinde devraldığı İstanbul Ansiklopedisi Arşivi, Koçu’nun tasarı aşamasında kalmış gelecek ciltler için derleyip kurguladığı, kaleme aldığı malzemeleri ve kütüphanesinden bin 460 yayını da içeriyor. 1975 yılında vefat eden Koçu’nun ömrünün 30 yılını bu çalışmaya ayırdığını biliyoruz. Hazırladığı ansiklopedi halka İstanbul’u sevdirme misyonunu edinmiş. Nev-i şahsına mahsus bir tarihçi olan Reşat Ekrem Koçu’nun İstanbul ansiklopediyi önce tek başına hazırladığını, fasikül olarak çıkarıp satışını yaptığını daha sonra ise başka isimlerden destek aldığını biliyoruz.
BULUŞMA MEKANIYDI
Henüz çiçeği burnunda bir asistan olan Semavi Eyice bir kitapçı dükkanında tanıştığı Reşat Ekrem Koçu’nun kendisinden madde yazımı konusunda destek istediğini ve 1948’de de ilk maddesini yazdığını anlattığı “İstanbul Ansiklopedisi Anıları” adlı yazısında şu bilgileri bizimle paylaşıyor: “Çıkarmakta olduğu İstanbul Ansiklopedisinin ilk fasikülleri 1944 yılında, ben yurtdışındayken basılmıştı. Kendisine, İstanbul’un Bizans dönemine ait eski eserlerine dair maddelerin kim veya kimler tarafından yazılacağını sorduğumda, bana verdiği cevap: ‘isterseniz sizin tarafınızdan’ oldu. (...) ilk yazım olan ‘Ahmed Paşa Mescidi’ maddesini yazıp Ankara (Babıali) Caddesi’ndeki bürosuna götürüp teslim ettim. Kısa bir süre sonra yazım basıldı ve yurdumuzda bugün dahi ilmi dergilerde ihmal edilen bir usul uygulanarak, o küçücük makalenin 4-5 sahifelik broşür halinde aynı basımı bile yapılarak bana teslim edildi. O günden sonra Koçu ile yakınlığımız sürdü. Kimi zaman yaz aylarında İstanbul İçinde gezintiler yaptık. (...) Akşamları üniversiteden çıktığımda tramvayla Sirkeci’ye gider, Ansiklopedi bürosuna uğrardım. Akşamları burada pek çok yazar, şair ve tarihçi toplanır, sohbetler yapılırdı. Sonra bu topluluk, o sıralarda Eminönü’nde henüz yıkılmayan Balıkpazarı’na gider, buradaki küçük içkili balık lokantalarının birinde sohbeti sürdürürdü.(...) Büyük boyda; 25x34 cm. ölçülerinde fasiküller halinde basılan İstanbul Ansiklopedisinde resimler çizgi resim olarak konuluyordu. Bunların büyük kısmı Nezih izmirlioğlu ile çok yetenekli bir desinatör olan Reşad Sevinçsoy tarafından hazırlanıyordu. Ansiklopedinin her iki baskısında da yer alan bu resimlerden bazıları, ait oldukları yapılar yıktırılıp ortadan kaldırıldığından bugün birer belge değerindedir. Bazı tarihi resimlerin taslaklarını Koçu kendisi çizip verirdi. Ansiklopedide “tire” tekniğinde çinko klişen resimlerin tercih edilmesi, bilhassa yabancı ilim çevrelerince çok beğenilmişti. İstanbul’un Bizans ve Türk dönemlerine ait eski eserleri hakkında pek çok yayını olan Dr. Alfons-Maria Schnelder (1896-1952) bu Ansiklopediye dair yazdığı bir tanıtma yazısında yayından övgüyle bahseder. Bu Alman ilim adamının, tanıtma ve tahlil yazılarında genellikle acımasızca çok sert bir dil kullandığı düşünülecek olursa, bu övgünün değeri daha iyi anlaşılır. Ansiklopedi maddelerinin çoğu ilim metodlarına göre yazılmıyor, kaynaklar açık surette belirtilmiyor, böyle bir eserde yer alması fazla gerekli olmayan konulara aşırı derecede yer veriliyor, hatta bazı romanlar özetleniyordu. Bir bakıma ansiklopedinin bir başvurma eseri olarak değil, bir dergi gibi vakit geçirten, rahatça okunan bir eser oluşunu da bu özelliği sağlıyordu.”
YAPMAMIZ İMKANSIZ
Reşad Ekrem Koçu’nun 1947 yılında Akşam gazetesine verdiği bir röportajda ise tek başına ansiklopedi hazırlamanın zorluğundan ziyade kaybolup giden İstanbul’un güzelliklerinin arkasından derin ahlar çektiğini okuyoruz. “Gezip dolaşmayı severim ve hiç yorulmam. Kendisine has çeşnisi olan yerlere bayılırım. Sokak sokak avare dolaşırım. Bu huyum İstanbul mevzuunda zevkle ve kolaylıkla çalışmamı temin etmiştir” diyen Koçu, 30-40 yıl önce duyduğu, okuduğu bilgilerin izini yağmur çamur demeden sürdüğünü sözlerine ekliyor. 1947 yılının İstanbul’uyla ilgili izlenimlerini ise kaşlarını çatıp yüreği burkularak okuruyla şu cümlelerle paylaşıyor: “Acilen ve çok ciddi bir şekilde yardımına koşulmazsa İstanbul Türk hususiyetini kaybetmek üzeredir. İstanbul’u hiçbir zaman büyük camiler, şaheser abideler tek başlarına temsil etmezler. İstanbul hanıyla, hamamıyla, çeşmesiyle, şehir içi mezarlıkları, medreseleriyle, kahvehaneleriyle, hatta içinde oturanlarla İstanbul’dur. Bilhassa hamamlarla çeşmelerin mahvolmak yolunu tuttuğunu Türk matbuatına ehemmiyetle haber verdim. Dünyada İstanbul kadar hamamı ve çeşmesi bol bir şehir yoktur. Bugün İstanbul’daki hamamlar birer birer kapanıp depo oluyor, çeşmeler de suları kesildiği için yıkılıp çökmektedir. Böylelikle bir daha yapmamıza imkan olmayan eserleri ebediyen kaybediyoruz. İstanbul da asıl çehresinin hususiyetlerinden birini teşkil eden en mühim unsurlardan mahrum kalıyor.”
Ansiklopedi için and içti
Yine Semavi Eyice’nin hatıralarından öğrendiğimize göre İstanbul Ansiklopedisi ilk başta Cemal Çaltı adında bir kereste tüccarının maddi desteğiyle yayınlanıyormuş.Koçu, 15. Fasikülde ortağını “... alelade bir tüccar değildir, ikinci Cihan Harbinin en buhranlı bir devrinde, İstanbul Ansiklopedisin, bir İlim ve vatan aşkı ve medeni cesaretle kapitalize etmiş bir simadır...” sözleriyle bahsetmiş ancak 26. Fasiküle gelince de okurlara kapaktan bu ortaklığın sona erdiğini ilan etmiş. İstanbul Ansiklopedisi’nin ilk fasiküllerini Reşad Ekrem Koçu’nun tek başına hazırladığını biliyoruz. Hatta ilk fasikülle birlikte tek sayfalık yazıp dağıttığı bildiride İstanbul’un fethinin 500. Yılına bu ansiklopediyi bitirmeyi and içtiğini okurlarıyla paylaşıyor. Ancak tek olarak başladığı bu yolculuk daha sonra kollektif çalışmaya dönüşüyor. Semavi Eyice de kendisini işte o yıllarda tanıyor.
Nasıl tahammül ediyoruz
Reşad Ekrem Koçu, bugünkü İstanbul’u görse ne der? Bundan 72 yıl önceki feryadı sanki bugünün İstanbul’u için bir ağıt gibi. Sözü ona bırakalım: “İstanbulluların zevkli ve terbiyesi bakımından şehrin sokaklarında gezip dolaştığım sıralarda edebiyat tarihine geçmiş olan İstanbulul terbiyesinin de gölgelendiğini yer yer tespit ettim. Mesela öyle dükkan isimlerine rastlıyorum ki, bunlara nasıl tahammül ediyoruz şaşırıyorum. Mesela bir tuhafiyeci dükkanına “Süslen” veya “Özen” ismini koyuyorken bunlar İstanbul terbiyesine aykırıdır. Lokantalarda “İmren” adına sık sık rastlıyorum. İstanbul Çelebisi değil yemeklere imrenmek, yemek yediğini dahi göstermek istemezdi.”
Hem yazıp hem paketleri hazırlıyor
Akşam gazetesindeki röportajı Kamber rumuzuyla yayımlayan yazar İstanbul Ansiklopedisi fikrinin nasıl ortaya çıktığını şu cümlelerle anlatıyor: “İstanbul’u yazmak bir adamın tek başına altından kalkacağı bir iş değildir; fakat o yirmi sene aralık vermeden İstanbul’u tespit etmeye çalışmış, İstanbul kazan kendisi kepçe dolaşmış, notlar çıkarmış, fişler tanzim etmiş, sonra birgün bunları alfabe sırasına koymaya kalktığı zaman ortaya bir İstanbul ansiklopedisi çıkacak kadar malzeme biriktiğini hayretle görmüş. Devrimizin tarih ve sanat tarihi tahsil etmiş bir İstanbul Evliya Çelebisi olan Reşat Ekrem Koçu, devrimizin dikkate değer simalarındadır. Bir küçük çırak, bir de idare memuruyla bu muazzam işin altından nasıl çıktığını görmek merakı beni ikide bir İstanbul Ansiklopedisi idaresine götürür. Geçen gün ziyaret ettiğim zaman çırağıyla beraber fasikülleri paket etmekle meşguldü. Düşünün, İstanbul’u yazmak yetmiyormuş gibi posta işleriyle uğraşmak da ona düşüyor. ”












