Kargo paketi içinde 'beni götürün' diyen bile var

Büşra Sönmezışık
00:0026/05/2013, Pazar
G: 25/05/2013, Cumartesi
Yeni Şafak
Kargo paketi içinde 'beni götürün' diyen bile var
Kargo paketi içinde 'beni götürün' diyen bile var

Savaş muhabiri olmayı hayal ederken babasının ölümüyle Aras Kargo Şirketi'nin başına geçen Evrim Aras genç bir yönetici olarak önemli işlere imza atmış. Kargoculuk mesleğinin hata kaldırmadığına dikkat çeken Aras, müşterilerden zaman zaman nasıl ilginç teklifler geldiğini anlatıyor.

Aras Kargo 19 bölge müdürlüğü, 28 transfer merkezi, 3000 araçlık filo, 821 şube bin 500'ü aşkın yerleşim birimi, 800'e yakın yerleşim merkezinde mobil servislerle, her ay 12 milyon kişi, kurum ve kuruluşa hizmet veriyor. Böyle büyük bir organizasyonun başında kim var dersiniz? Lojistik sektöründe ilk ve tek kadın olma özelliği taşıyan Aras Kargo Genel Müdürü Evrim Aras. Babasının ölümü nedeniyle genç yaşta şirketin başına geçmek zorunda kalan Aras, erkeklerin öncülüğünü yaptığı bu alanda hem kadın oluşuyla hem de şirkete kazandırdığı yüzde 65 büyümeyle rakiplerini şaşırtıyor. Aras 'Piyasada erkek gibi kadınların çok olduğunu söylerken ' Böyle kadınlar güçlü değildir. Güçlü olmak için kadın özelliklerimi korudum' diyor.

Lojistik sektörüne atılmadan önce ne yapıyordunuz?

İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Medya İletişim Sistemleri bölümünü okudum. Mezun olduktan sonra bir dönem iş aradım. Birkaç yerde staj yaptım. Hatta savaş muhabiri olmak çok istedim. Ama ekonomik kriz nedeniyle kalıcı bir iş bulmadım. Baktım boş boş dolaşmakla da olmuyor. Okmeydanı şubemize girdim ve orada bir dizi eğitimden geçtim. Sonra Hasanpaşa Şubesinde fiili uygulama deneyimlemeye başladım. Önce fatura kestim, teslimat yaptım tahsilat yaptım. Çekirdekten yetiştim. Pek çok aşamadan geçtikten sonra genel müdürlüğün her departmanında birer ay geçirdim. 2003'e kadar bu süreç devam etti.

Sonra ne oldu?

Şirketin kurucusu babam Celal Aras reklam ajansını kurdu ve kurum kimliğini yenilemeye başladık. İlk reklam filmini biz yaptık. Sektörde rekabet başladı ve herkes reklam filmi yapmaya başladı. Kurum kimliğimiz yenilendi ve markalaşma süreci başlamış oldu. Markalaşma otomatik olarak profesyonelleşmeyi gerektirdi. O zamana kadar patron şirketiydi. Markalaşınca artık profesyonellere delege etmek gerekiyordu. O sürece girdik. İcra kurulları oluşmaya başladı.

Babanızın rahatsızlığı ve vefatı nedeniyle genç yaşta şirketin başına geçtiniz? Zorladı mı sizi?

Eğer daha önce çalışmasaydım, yönetmekte çok daha fazla zorlanırdım. Elbette şimdi de benim için kolay olmadı. Babam 2006'da rahatsızlandı. Ben de bir yıl sonra genel müdür oldum. Sonra vefat etti yönetim kurulu başkanı oldum.

Koltuğu size bırakacağını biliyor muydunuz?

Hiçbir zaman hayalimde babamın yerine geçmek yoktu. Babamız dağ gibi olduğunu düşünüyorsunuz. Güçlü, kuvvetli başına bir şey gelmez sanıyorsunuz. Ölmeyi bırakın hasta olması bile aklınıza gelmiyor. Kabullenmekte zorlandım. Benim için çok ani oldu.

SAVAŞ MUHABİRİ OLMAK İSTEDİM AMA OLMADI
Yönetimi elinize aldıktan sonra korktunuz mu?

Tabi kî! O sorumluluğu alınca size başka bir güç geliyor. 'Ölümden öte köy yok' diyorsunuz. Çünkü bu ölümle başına gelmiş. Dibe yeterince vurmuşsun. Bunu yapmak zorundayım. Bu kadar insan var, dişiyle tırnağı ile bu günlere gelmiş. O korkuya yer vermiyorsun ve koşmaya başlıyorsun. O yüzden bunun altından kalkmanız gerekiyor.

Lojistik sektöründe kadın olmak nasıl? Ürkütücü mü?

Evet, kadınlar bu sektörü hiç tercih etmiyor. Kadın olunca işler biraz daha değişiyor. Kadınlar hem eş hem de anne olmak durumundalar. Bir defa anne olmak çok farklı. O görev hiç bitmiyor. Tabi ki eş olmak evi yönetmek de başka bir şey. İtiraf etmek gerekirse orada da çok başarılı olamadım zaten (gülüyoruz)iki katı daha zor.

Şirketin sizi kabullenmesi zor oldu mu?

Karşılıklı güven çok önemli. Bu göreve geldim ama erkek kardeşim vardı. Daha tecrübeli olduğum için şirketin başına geçtim. Başlangıçta hemen kabullenilmedim elbette. Biraz kendini kabul ettirme gibi bir süreç oluyor. Hadi bakalım ne olacak? Diye bakılıyor size. Bir süre sonra çalışkanlığınızı görünce peşinizden gelmeye ikna oluyorlar. Zamanla o güveni oluşturuyorsunuz. Gerçekten ortaya iyi bir şey çıkartmak istediğinize ifade ediyorsunuz. Sonuçta ekip işi yapıyoruz. İnsanlar o yükü neden taşıdıklarını bildiklerinde bir hedefleri olduğunda, anlaşıldıklarını buraya ait olduklarını kabul edildiklerini hissettiklerinde zaten kalbi ve gönlüyle çalışıyor.

Hayalinizde muhabir olmak vardı. Bu zoraki karardan sonra pişman oldunuz mu?

Seçme şansım olmadı. Ben bir dönem konservatuara gitmek istedim. Babam istemediği için gitmedim. Savaş muhabiri olmak istedim o da olmadı. Biraz da üzülerek başladım. Babama kendimi ispat etmek istiyordum. Şuan üzülmüyorum. Müziği hobilerim olarak devam ettiriyorum. Viyolonsel çalmayı öğreniyorum.

Babanız ne istiyordu peki?

Benim için ne hayal kurduğunu tam ben de bilmiyorum. Şirketi vardı ve 'sizin için yaptım siz devam ettirin' diyordu. Savaş muhabiri olmak istediğimde 'anlat anlat heyecanlı oluyor' diyordu. Açıkçası pek de ciddiye almıyordu.

Nasıl yönetiyorsunuz?

O yüzden ben de anaç bir duyguyla yaklaşıyorum. Erkek işi gibi görünse de her işte kadınlar başrol.

Güçlü olmakla erkeğe benzemek aynı şey değil
Teslimat ve taşıma işi uzaktan görüldüğü gibi mi?

Bir ürünü bir yerden bir yere teslim ediyorsunuz. Bunda nasıl bir hata olabilir? Diye düşünenler var. Arkada çok müthiş bir istatistik var. Farklı kilogramlarda ürünler gidiyor. Bir ürünün buradan Diyarbakır'a gitmesi için 15 ayrı işlem görüyor ve en az beş kişinin elinden geçiyor. Bunu bir de mavi yaka ile sürekli eğitim yaparak güler yüzle teslim edeceksin. Bir de herkesinki çok önemli ve çok acil. Hata yaptığında binde bir hata ama kabul edilemez. Hizmet odaklı olmak gerekiyor. Sizin iş sizin için önemli oluyor. Ama geriye kalan 150 bin müşterinin ayrı önemi var. 10 bin kişinin sırtında taşıyarak bir yerlere gelmeniz gerekiyor.

Bu piyasayı şaşırtıyor musunuz bir kadın olarak?

Valla şaşırttığımı düşünüyorum. Rekabet açısından baktığınızda zorluyorum. Ciddi bir liderlik sergiliyoruz.

Peki, onun sırrı ne?

Bu bir ekip işi... Gerçekten istikrarlı, genç, dinamik bir ekiple çalışıyorum. Biz sürekli kendimizi geliştiriyoruz. Sürekli kendimizi iyileştiriyoruz aslında. Dışarıyla çok ilgilenmiyoruz. O onu bu bunu yapmış çok da ilgilenmiyoruz. İşte tartışmalar olabiliyor. Ancak ben diğer şirketlerin yarısından bile az sorun yaşadığımızı düşünüyorum. Enerjimizi tüketmiyoruz. Böyle bir kültürel dönüşümden geçtik. Başarının esas kaynağı sürekli kendini yenilemek.

Bu iş sizi erkeksileştirdi mi?

Yok. Tam tersi bizim annelerimiz bize güçlü olmayı öğretti. Ben erkeksileşmekten yana değilim. Kadınlar güçlü olmayı erkeklere benzemek olarak algılıyorlar. Halbuki güçlü olmak böyle bir şey değil. Kadın halinle ayakta kalabilmek. Kadın olarak etraflarına huzur ve güven veren kadın güçlüdür. Erkek gibi olduğunda rekabet içine giriyorsun. Rekabet erkeksi bir düzenin parçası. Kadınlar daha kalbiyle ve sezgisel yaşıyor. Erkekler zihinsel ve bedensel yollara başvuruyor. Kendi kendilerine değer vermedikleri için değer görmüyorlar. Kadın kendi gücünün farkına varsa dışarıda ona bir güç statü verilmesine gerek yok.

Bu alanda başka yönetici kadın var mı?

Yok. Hatta sanırım dünyada yok. Şirket ben yönetici olduktan sonra %65 büyüme gösterdi.

Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

Dikte etmiyoruz. İnsanlar buraya kendilerini ait hissediyorlar. Hedefe birlikte yürüyoruz.

Göreve geldikten sonra ekipte kadınlar çoğaldı mı?

Babam da kadınlara saygı duyan biriydi. O yüzden hep kadın vardı. Şube müdürü düzeyinde kadın çalışanımız çok. Oradaki kuryelere ve sürücülere annelik ablalık yapmak durumu oluyor. İşin içine kadın girince daha derli toplu oluyor. Eskiden beri aslında bizde kadın var. Ama tabi daha üst düzey kadın yöneticilerinde artış oldu. Orta düzeyde hep vardı. Şirkete şefkat geldi. Hırslardan arındırdık.

Sizde hırs yok mu?

Olmaz olur mu var. Hırs ve ego her zaman lazım. Ama 'bu benim olmalı hırsım' yoktur. Yoklukta herkes iyi. Varlıkta öyle olmuyor. Şeytanlar diziliyor karşına. Böyle zamanlarda kendime dönüyorum. Kendimi de iyileştiriyorum. Gitmesi gereken gidiyor kalması gereken kalıyor. Onunla mücadeleye girdiğimde o zaman ben de içimdeki şeytanı ortaya çıkarıyorum. Onu kendi içimde öldürüyorum. Kendi içime de atmıyorum. Dışarıda bir saldırı varsa benim içimde bir çatışma vardır diyerek, kendi içimdekini hallediyorum. Onunla yüzleşmek zor. Ego giriyor devreye. Aslında kendini geliştirmekle ilgili... Burası da bizim oyun alanımız.

Can sıkıntısından arayan çok
Yasadışı ürünler geldiği oluyor mu?

X- Rey cihazlarımız var. Onlarla güvenlik önlemleri alınıyor. Ama tabi müşteriler ilginç kargolar gönderebiliyorlar. Yanıcı ve patlayıcı bir şeyse biz zaten cihazdan geçirmiyoruz. Ama onun dışında insanlar birbirlerine enteresan şeyler gönderiyorlar.

Ne gibi mesela?

Kendisini hediye göndermek isteyenler oluyor. Bir defasında orta yaşlı bir kadın, sevgilisine hediye olarak kendini göndermek istedi. Şubeye gidip, 'Beni bir koliye koyup şu adrese gönderin' demiş. Koca bir kartonun içinde kargoyla sevgilisinin evine teslim edilmek istiyor. Sevgilisi karton kutuyu açınca içinden sürpriz olarak kendisi çıkacak. Şubedekiler böyle bir şeyin olamayacağına çok zor ikna etmiş müşterimizi. Bir başka müşterimiz ise asker oğluna yiyecek hazırlayıp sonra da kargo aracının şoför yanına oturup, 'Hazır giderken beni de götürseniz?' diyor. Bir minik müşterimiz ise bize TV'den bir CD kazandığını bizim teslim etmediğimizi iletmiş. Sürekli mailler ulaşmaya devam edince, sistemde kargo tespit edemediğimizi bir de sözlü olarak iletmek için telefon irtibat bilgilerini istediğimizde minik müşterimizin bizimle oyun oynadığını tespit ettik. 'Kargo yoktu, canım sıkılmıştı abla' cevabını aldık.

Müşteri ile direk temasınız oluyor mu?

Tabi. Müşterinin bir şikâyeti varsa çıkıp konuşuyorum. Müşterilerle kahvaltı organizasyonları yapıyoruz.

Kargo hizmeti dursa ne olur?

Türkiye genelinde yaygın istihdam ve tedarik durur. En az 80.000 kişi o gün işe gidemez. E-ticaret ve direkt dağıtım sektörleri durur. Ekonomimiz yıllık en az 35 milyar dolarlık iş hacmi kaybeder.

Aras Akademi'yi kurdunuz...

Aras akademi diye bir platformumuz var. Tüm çalışanlarımız dahil. Türkiye'de 25 üniversiteyle anlaştık. Bu üniversitelerde hepimiz eğitim görüyoruz. Kuryeler de buna dahil. Daha önce sadece kurye ürünü alıp bırakmaya girerken üniversitede kurulu eğitim modelleri alıyor. Oradan mezun ediyoruz. Eşi ve çocuğu kep atarken onu izliyor. Çocuklarda babam gibi okuyacağım teşviki oluyor. Biz bu akademi de eğitilebilir kılmak istiyoruz. Zaten aile okulu da kurduk içinde. Eşlerini de aynı üniversitelerde eğitime gönderiyoruz.

Evde patron oğlum
İşte üst düzey yöneticisiniz. Evde patron kim?

Oğlum Aras var. 9 yaşında ama evde patron oğlum. Seni sürekli hareketli kılıyor. Yeni bir huy ortaya çıkıyor. Bu defa onun üzerine çalışmaya başlıyorsunuz. Onu yönetmek ve sorumluğu almak çok zor. Bana da oyuncak alıyor üzülmeyeyim diye, saçlarımı okşuyor. İnsan olmayı bana o öğretiyor aslında. Evde mümkün olduğunca mesleğimi yapmamaya gayret ediyorum. Evde anneyim hatta çocuk gibiyim. (gülüyoruz) çocuğumu bakıcılara bırakmamaya gayret ediyorum. Bir yere gidiyorsam yanıma onu da alıyorum.

İşinizi seviyor mu?

Evet. Tatillerde gelip aşağıda çalışıyor. Bazen arkadaşlarını getiriyor kamyonları görünce böbürleniyor. 'Büyüyünce ne olacaksın?' diye sorduklarında 'annemin yerine geçeceğim' diyor.

Bu işte devam etsin ister misiniz?

İstiyorsa devam etsin.