Anadolu ezgileriyle bizleri uzak diyarlara götüren çağdaş ozan Fatih Kısaparmak'la sımsıcak bir sohbet...
Eskiden Anadolu'da özellikle halkın baş tacı ettiği ozanlar vardı. Zamanla her şeyin suni olması gibi müzikler de artık eski tadı vermez oldu. Ozanlar bir bir kayboldu. Tabii bir kaç sanatçı bunun dışında kaldı. Fatih Kısaparmak; şimdiki modern zamanın çağdaş ozanıdır. Çizgisini korumuş ve kendinden ödün vermemiştir. “Ben Laila çocuğu değilim, yayla çocuğuyum” diyen Kısaparmak'la sohbetimizin sıcaklığını bu satırlarda, bu pazar sabahında hissedeceğinize eminim. Mutlu ve sevgi dolu bir gün diliyorum...
Keşke babama daha çok benzeyebilseydim. Çünkü babam, benim hayatımda tanıdığım en mükemmel insandı. Şarkı, yüzde yüz babamı anlatmıyor ama özünde Anadolu babalarının hamurunu anlattım. Babam kasket takmazdı ama dedem takardı. Mesela ikimizin de saati onar dakika ileridir. Çünkü randevularına son derece önem verirdi. Hayatı önceden yaşamayı tercih eden bir yapısı vardı. Ölürken de çok erken davrandı. Babamı 51 yaşında kanserden kaybettim. Hayatında ağzına sigara dahi benzeri hiçbir madde değdirmemiş insan, akciğer kanserine yakalandı. İlahi takdir.
Genetik piyango bende de var ne yazık ki. Sizin yanınıza gelmeden iki saat önce kan verdim. 6 ayda bir kan tahlilleri yaptırıyorum. Bende de risk var yani açıkçası. Babamla ilgili bir şey eklemek isterim; ben hayata dair ne biliyorsam babamdan öğrendim. Babam benim öğretmenimdi, ustamdı, sırdaşımdı, dostumdu, ağabeyimdi ve en son babamdı.
Beste yaparken çok mutlu oluyorum. Yorumculuk bir gün bitebilir. Ağustos böceği gibiyiz. Sesimiz çıktığı kadar varız. Ama bestecilik bırakılacak bir şey değildir. Beste yapmak bana göre kendimi ifade şeklidir. Var oluşumun nedenidir. Ve beste aslında zorunlu ruhsal gebelik hadisesidir önüne geçemezsiniz.
Kara kalem çalışırım. İlkokul ve orta öğrenim yıllarında Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde resim çalışmaları yaptım. Önemli ustalardan tecrübe edindim. Aynı yıl Ankara radyosu çocuk radyosunda solist olarak bulunuyordum. Yıllar sonra İstanbul'a gelip hukuk fakültesinde eğitim aldım.
Son sınıfta iki dersim vardı. Sonra araya müzik girdi.
Hala olabilir. Doğru söylüyorsunuz. Bu söylediğinizi değerlendireceğim.
Rahmetli Ahmet Kaya benim çok sevdiğim, iyi tanıdığım, yakından görüştüğüm hemşehrim ve dostumdu. Benim çok önemsediğim şairlerden biri olan kayınbiraderi Yusuf Hayaloğlu'nun evi başta olmak üzere farklı ortamlarda defalarca beraber olduk. Aslında bizim çok sıcak ve samimi ilişkimiz vardı ama bir kısım medya ve bazı kaset şirketlerinin ticari hesapları bu şekilde yansıtıldı.
Büyük bir samimiyetle söyleyeyim; ben şöhreti sokağa çıkınca fark ediyorum. Şöhret bir illüzyondur. Ona şu da eklenebilir mesela; şöhret, zehirli baldır. Şöhreti gerçekmiş gibi algılayıp kaptıranlara ben de acırım. Ben hayatım boyunca hiç küpe takmadım. Küpe takana da sözüm yok ama ben şahsen küpeden hoşlanmıyorum. Fakat benim kulağımda bir tane küpe var. O da annemin bir sözü; “Ne oldum demeyeceğiz ne olacağım diyeceğiz.” Dolayısıyla biz gerçekten böyle yaşıyoruz. Biraz evvel de söylediğim gibi ben üniversite okumak için 1979 yılında geldim İstanbul'a. O gün gittiğim kıraathanelere ders çalıştığım kahvehanelere hala gidiyorum. O gün edindiğim arkadaşlıklarım, dostluklarım hala sürüyor. Gerçekten benim hayatım o günden beri değişen sadece ve sadece telefon numaram.
Haddimizi biliyoruz. Biz ekranlara halkımızın durduğu yerden bakıyoruz. Bunun için de bulunduğumuz camianın tam da ortasında yer almıyoruz. Bu dünyanın hem içindeyiz hem dışındayız. Bunu biz bilinçli bir şekilde yaşıyoruz ve böyle davranıyoruz. Yani aslında biz müziği ve yaptığımız işi bir enstrüman olarak kullanıyoruz.
Evet. Türk Halk Müziği son on yıldır gerçekten övünülecek bir ivme kazandı. Bu artış genç kuşakta da yaygınlaştı. Bazı arkadaşlar 'Herkes türkü söylüyor; bu iyi değil' diyerek itiraz ediyor. Ben öyle düşünmüyorum. On yıl evvel, 'Hiç kimse türkü söylemiyor' diyerek şikayet etmiyor muydunuz. Şimdi niye yakınıyorsunuz. Bırakın herkes türkü söylesin. Türküler bu toprağın tapusudur. Birçok genç arkadaşımın albümlerinde de mutfakta kalmak şartıyla ön plana çıkmam. Ben fazla röportaj da vermem. Açıkçası gündemi yakalama kaygısında değilim. Ben, mümkünse yeni bir gündem oluşturmak peşindeyim.
Çok… İki numaramız 1.5 yaşında, kazan dibi, abisi lise birde. Ozan çok güzel bas gitar çalıyor. Zaman zaman benim konserlerimde de eşlik ediyor.
POPÜLERLİK TUZAĞINA DÜŞMEM
Sadece müzikal alanda değil her alanda her anlamda popülizm var.
Sanıyorum öyle. Ben Lalia çocuğu değilim; yayla çocuğuyum. Popülerlik gel geç kavram, ayrıca sığ bir kavramdır. Kalıcı değerler uğruna yaşanmasından yanayım. Benim popüler olma derdim yok. O tuzağa da düşmem ayrıca. Her yiğidin bir tarzı var.
O tarz kameraların olduğu yere gitmiyoruz biz. O tarz programlarda görünmek isteyenler belli yerlere gidiyor. Biz daha sıradan ve halk işi olarak adlandırılabilen yerlerde bulunuyoruz.
İftiradan çok korkarım.
Ben gençlik yıllarımdan itibaren küreselleşme denilen olguyu hep savundum. Bunu savunurken de hümanist bir duruşum vardı. Önce insan diyen bir duruşum vardı. İnsanların hiçbir ayrım olmaksızın eşit olduğunu düşündüm, hala da öyle düşünüyorum. Ama galiba bugün vardığımız noktada küreselleşme ya da globalizm denilen şey, bu düşündüklerimden bir hayli uzak. Ve galiba globalizm, modern emperyalizmin bir yayılma aracına dönüştü. Dolayısıyla küreselleşmenin arka planında olması gereken hümanizm, yerini emperyalizme bıraktı. Bugünkü en büyük emperyalist oluşum; modern Batı olarak adlandırılan Amerika, İngiltere ve Batı Avrupa ülkeleridir.
Çocuklar yeni dökülmüş betona benzer üzerine hangi şekli çizerseniz o kalcı olur. Çocuklara öğüt vermektense doğru örnek olmanın daha doğru olduğuna inanıyorum. Her çocuk aslında önce babasını model alır. Dolayısıyla ne kadar doğru model sunabilirseniz çocuğunuza, o kadar doğru öğüt vermiş olursunuz. Türkiye'nin geleceğini tehdit eden iki tehlikeden biri uyuşturucu belası diğeri de internet belasıdır. Uyuşturucu kullanma yaşı hızla düşüyor. Ozan çoğu yerde soyadını gizler. Bu beni çok mutlu eder. O kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir çocuk.
Aslında daha duygusallaştım daha gerçekçi hale geldim. Yüreğin mi, beynin mi desen, ben, sezgilerim derim. Çünkü sezgilerime çok güveniyorum.
Duygusalımdır. Üretkenimdir. Yalnızlık beni duygusallaştırır ve üretken kılar. Birçok bestemi de yalnız olduğum ortamda yaptım.
* Babası Necip Güngör Kısaparmak, Milli Eğitim Bakanlığı'nda üst düzey olarak yıllarca hizmet verdi.
* Halen Beşiktaş'ın kongre üyesi. Ankaragücü'nün yıldızlarında da oynadı. Malatyaspor ve Elazığspor'da iki dönem yöneticilik yaptı.
* TBMM'de foto muhabirliği yaptı.
* “Dil Folkloru Açısından Harput Ağzı” isimli bilimsel çalışması ayrıca, “Ve Ağır Sevdam” adını taşıyan bir şiir kitabı var.
* Fırat Üniversitesi Senatosu tarafından “Fahri Doktora” unvanıyla onurlandırıldı.






