
19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çıkmaya başlayan mizah dergileri etrafında gazeteciler ve yazarlar ağırlığını oluşturuyor. Namık Kemal’den Orhan Seyfi Orhon’a, Sait Faik’ten Ömer Seyfettin’e, Orhan Veli’den Haldun Taner’e, Neyzen Tevfik’ten Fikret Mualla’ya kadar daha pek çok ismi mizah dergilerinin yazarları arasında sayabiliriz.
Türkiye'de mizahın tarihi, yoğun dozda mizah katılıp karikatürleştirilmiş bir tarih aslında. Önemli bir anlatım aracı olduğuna şüphe yok. Önemi anlaşıldıkça etkinliği de anlaşıldı geçtiğimiz süre boyunca. Çıkış ve yükselme dönemleri, gerileme ve durma nedenleri üzerine tek bir ortak okuma yok. Tarihinin karikatürleştirilmesi bundan… Belki de mizaha da bu yakışırdı, karikatürleştirilmiş bir tarih.
Bir anlatım aracı olarak mizahı Nasreddin Hoca'dan, Karagöz'den başlatsak da onun çizgi dili olan 'karikatür'ün ortaya çıkması ve yaygınlaşması için matbaayı beklemek zorundaydık. Karikatür, bu açıdan Batı'dakine benzer bir seyir izlemiş bizde de. Sanat abartıdır. Baskı makinaları öncesi elde yapılan çizimlerin abartı unsurları doğrudan bir 'dil'in ortaya çıkmasına imkân vermiş. Hikâye böyle başlıyor aslında. Çıkışında onun toplumsal ve siyasal eleştiri amacıyla kullanılabileceği de fark edilince önemi de fark edilmiş haliyle. Baskı araçlarının yaygınlaşması gazete ve dergileri, gazete ve dergiler de evrile evrile bugüne gelen karikatürü ortaya çıkardı. Mizah, aslında bizde ata sporu sayılsa yeridir.
1860'lı yılların sonlarında çıkıyor ilk mizah dergileri. Ve o tarihten seksenli yıllara kadar edebiyat adamları ve yazarların ağırlığını oluşturduğu bir çerçevede seyrediyor. Namık Kemal'den Orhan Seyfi Orhon'a, Sait Faik'ten Ömer Seyfettin'e, Orhan Veli'den Haldun Taner'e, Neyzen Tevfik'ten Fikret Mualla'ya kadar daha pek çok isim mizah dergilerinin yazarlarından. 80'li yılların ortasından itibaren edebiyat adamları neredeyse bütünüyle çekiliyor hem mizahtan hem de mizah dergilerinden. (Yoğun cinsellik ve sert politik dilin hâkimiyeti de bugünlere rastlıyor zaten.)
Bugün karikatür dediğimiz haliyle ilk karikatürümüz 1867'de İstanbul'da yayınlanıyor. Abdülaziz dönemi. Abdülaziz'in yurt dışına gidişi, Ali ve Fuat Paşalar ve onların yurt dışı ilişkileri… Mizahi bir dille bu haberler yorumlanıyor. Politik tarafı baskın… Çıkarılan ilk mizah dergisi ise yaygın bilinenin aksine Diyojen değil, Letaif-i Asar. Letaif-i Asar, Terakki gazetesinin ilave eki şeklinde veriliyor. Fakat tutmamış. Müstakil ilk mizah dergimiz ise Teodor Kasap'ın meşhur Diyojen'i . Diyojen'de yayınlanan ilk imzasız karikatür olan 'Uzun Kulaklı Adam' Teodor Kasap'ı bile şaşkınlığa uğratacak bir ilgiyle karşılanmış. Diyojen'de tanıdık pek çok isim imzalı-imzasız yazılarıyla yer almış. Namık Kemal'den Ebuzziya Tevfik'e kadar. Dönemin dergileri ve mizah kültürü altını çizdiğimiz gibi 'yazar'lar ağırlıklı yine.
1908'de II. Meşrutiyet ilan edilince daha o hafta seksene yakın mizah dergisi çıkıyor okuyucunun önüne. Dönem için önemli bir rakam. Görece özgürlük sahası biriken sözleri söylemeye imkân sunmuş. 1908'deki patlama, mizahın büyük tolerans gördüğü bir dönemdir. II. Meşrutiyet'le gelen görece özgürlük ortamı mizah dergilerinin önünü açmış. Enteresan detay; dünyanın modern tarihinin neredeyse bütün büyük klasik yapıtlarının tamamının kaos döneminde üretilmiş olması gibi, mizah da Osmanlı'nın siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan çöküşünün zirve yaptığı yıllarda içerik olarak var gücüyle yükselişe geçmiş.
Milli Mücadele döneminde Türk mizahının dünyası kamplara ayrılmış. Bir tarafta Aydede, diğer tarafta Güleryüz. Aydede'de, Refik Halit Karay, Yusuf Ziya Ortaç ve Hüseyin Rahmi Gürpınar vardır. Güleryüz'de ise Sedat Simavi. Biri, Milli Mücadelecilere 'siz ne yapıyorsunuz, vatanın kurtarabileceğimiz kısmını da kurtaramayacağız' diyor, diğeri ona cevap veriyor. Aydede, İstiklal Harbi kazanılınca kapatılmak zorunda kalıyor. Harp sonrası Aydede Akbaba oluyor. Akbaba da 1922'den 1977'ye kadar aralıklarla çıkıyor. Son Osmanlı mizahının örneklerini yaşatmaya çalışsa da 1977'de tamamen kapanmak zorunda kalıyor.
Dergiler, mizah ve karikatürün beslenme yatakları. Onların yükselişi mizah ve karikatürü de beraberinde yükseltiyor. Yanı sıra bir mizah kültürünün oluşmasını da sağlıyor. Cumhuriyet ilan edildikten ve harf devriminden sonra siyasal ve ekonomik yapı yavaş yavaş kurulmaya başladıkça mizah dergileri de kendini göstermeye başlamaz. Aksine mevcut dergi sayıları giderek azalır.
Atatürk döneminde mizah biraz kısır kalıyor. Yeni kurulan devlet mizahı ikinci plana atar doğal olarak. Çok fazla tolerans yoktur. Takrir-i Sükûn Kanunu, İstiklal Mahkemeleri tam gaz çalıştığı için mizah yapmak biraz sıkar. Sedat Nuri İleri, Abidin Dino ve Fikret Mualla dönemin önde gelen karikatürcüleridir. En önemli isim ise Cemal Nadir Güler'dir, hepimizin yakından tanıdığı Amcabey'in çizeri. Cemal Nadir, ilk Türk çizgi-romanı sayılabilecek Amcabey'i ortaya koymuş daha sonra bunları çizgi film biçimine getirmeye çalışarak bu sahanın ilk denemelerini yapacaktır. Gazete karikatürcülüğünü başlatan isim olarak da tarihteki yerini alacaktır. 1939'dan 1947'e kadar onun dönemi olacaktır.
Türk karikatürünün kendi üslubunu oluşturmaya başladığı yıllar da bu yıllardır. Çizimler derinlik ve oranlarıyla karakalem resimleri andırmaktan uzaklaşıp, insan dışında başka başlıkları da konu edinmeye başlar. Yazılı anlatıma dayalı mizah, yazılı karikatüre yer açıyor, karikatür de gittikçe yalınlaşıyordur. Bu süreçte mesajın hala yazı ile verildiğini belirtmek gerekiyor. İlk yazısız karikatür denemelerine de yine Cemal Nadir cesaret ediyor. Bu dönem yine karikatürün kendi mahsus dilini inşa etmeye başladığı yıllar. Dünya, koca kafa gibi, klişe tiplerle anlatım yaygınlaşıyor. 'Ağzında zeytin dalı tutan güvercin', nasıl bugün herkesin aklına barışı getiriyor, bunun gibi karikatürün dili bu yıllarda inşa ediliyor. (Bu dilin geliştirilmediğine, özellikle bugünün mizah dergilerinde bununla ilgili hiçbir üretimin yapılmadığına ayrıca dikkat çekmek gerekiyor. Bu yönüyle ne yazık ki kısır bir mizahın içinde olduğumuzu söylemek zorundayız. Estetiği eksik, toplam birikime katkısı zayıf.)
Atatürk'ün vefatından sonra İnönü'nün devresinde şartlar mizah için de büyük oranda aynı şekilde devam eder. Aslında bir parça daha ağırlaştığını söylemek mümkün. İnönü döneminde karikatürcülerin büyük kısmı politik konulardan usulca uzaklaşıp daha çok 'belediye işleri' gibi ayrıntı konularla ilgili çalışmaya başlarlar. Türkiye'nin ikinci dünya savaşına girmediği yalanını boşa çıkaran bir ayrıntı olarak Türk mizahında karikatürlerin dünyasında ikinci dünya savaşı ile ilgili pek çok özel çalışma olduğunu söyleyebiliriz.
1946'da Koraltan, Bayar ve Menderes Demokrat Parti'yi kurduklarında Türk demokrasisine bir hareket gelir. 1946'da Sabahattin Ali'nin öncülüğünde Marko Paşa çıkmaya başlar. Kadrosunda Aziz Nesin, Mim Uykusuz ve Rıfat Ilgaz gibi yazarlar vardır. İnönü, Marko Paşa'yı kapatır. Dergi Malum Paşa olarak çıkar. Yeniden kapatılır bu kez Merhum Paşa adıyla çıkar. Kapatılır, Yedi Sekiz Hasan Paşa çıkar. Onlar kapattıkça dergi yeniden çıkarılır. Tek parti iktidarına karşı tutumu dolayısıyla halk tarafından sevilen Marko Paşa, Mim Uykusuz ile o güne kadar görülmemiş rakamlara ulaşır. Marko Paşa dalgası Türk mizahının önemli çizer ve yazarlarının yetişmesine de öncülük eder. Turhan Selçuk'tan Nihat Bali'ye, Mustafa Eremektar'dan Ferruh Doğan'a pek çok isim yetişir. Bu kuşak karikatürcüleri, içlerinde Tan Oral'ın da olduğu Yalçın Çetin ve Tekin Aral gibi isimler izler. Bu dönemin karikatürcülerinin ortak özelliği pek çoğunun çizgi-roman ya da çizgi-film gibi başka sahalara da yönelmiş olması.
Tabi Menderes devrinin başlaması Türk mizahı için konu başlık ve çeşitlilik anlamında büyük bir hareketlenmeye yol açar. Bugün 1950 kuşağı denen bu kuşak, Türkiye'ye karikatürü ve mizahı sevdirmiş kuşak aslında. Karikatür ve mizah üzerine kuramsal çalışmalar da ilk kez bu dönemde ortaya çıkmış. 1950-1960 arası zenginlik içinde yaşayan Türk mizahı Menderes'in devrilmesiyle yeniden büyük bir duraklama içine gömülür. Devriklere, düşüklere yönelik başlatılan kampanyalar, ilgilisini mizahtan soğutacak denli söylemlere yol açar. Bugün 60 İhtilali için 'nasıl acımadan kıydılar' diyen büyük (!) karikatüristlerimizin o gün neler söylediği, neler çizdiği o günün dergilerinde bir utanç vesikası olarak duruyor. Darbeden sonra mizah, anlatım dilini yenileyemez ve okuyucu gittikçe uzaklaşır bu türden. 1950 kuşağı karikatürcüleri, Ferruh Doğan, Eflatun Nuri, Mıstık, Oğuz Aral, Yalçın Çetin, Turhan Selçuk ve Tan Oral'ın reklamcılık, çizgi film ya da resimlemecilik gibi işlere ağırlık vermesinin sebebi de budur zaten. 1960'dan 1970'e kadar her şey durur.
1970 sonrası Türkiye'nin yaşadığı büyük dönüşümden payını mizah da alır elbette. Türkiye'de asıl mizah olayının gelişimi ve çeşitliliği bu yıllarda mümkün olur. Ve 70'li ve 80'li yıllara damgasını vuran Gırgır, eski ekolden gelen Oğuz Aral tarafından önce Günaydın Gazetesi ilavesi olarak sonra 72'den itibaren müstakil dergi olarak çıkartılır. Dünyanın en büyük üçüncü dergisi unvanını kazanır. (Bazı rivayetler ikinci en büyük dergisi olduğunu söylüyor) Çok büyük tirajlardan bahsediyoruz burada. Gırgır, 500 bin satış rakamına ulaşır. Oğuz Aral'ın kardeşi Tekin Aral, 1976 yılında Fırt'ı çıkartır. Taş, Karikatür, Dolmuş da Burhan Selçuk, İlhan Selçuk gibi edebiyatçılar eliyle çıkartılmış dergilerdendir.
80'li yıllarda ihtilalden sonra mizah büyük baskı görmez. Bir iki ufak kulak çekmenin ardından dergiler normal hayatlarına devam ederler. 80 ve 90'lı yıllarda enteresan bir gelişme olur mizah dergiciliğinde. Daha önce ufak tefek denemelerine rağmen başarılı olamamış milliyetçi / muhafazakâr / İslami mizah dergileri daha büyük alan bulur. Daha fazla okuyucuya hitap etmeye başlarlar. Çıngar, Dinazor, Çaylak… Sonra Gırgır'dan ayrılan bir grup Hasan Kaçan'la birlikte Ustura'yı çıkarır. Ustura epey ilgi görür. 90'lı yıllar, mizah dergilerinin 'okunacak gibi' olmaktan çıktığı yıllardır. Konu, yöntem ve dil açısından neredeyse hiçbir çizgi tanımayan bir çerçeveye oturan dönem dergileri bu yönüyle pek çok açıdan Türkiye'ye benzemektedir.
Toplam 150 yıllık tarihi boyunca karikatür ve mizah dergileri, son yıllara kadar daima edebiyatla iç içe bir seyir izlemiş. İlk müstakil mizah dergimiz Diyojen'in 1870 yılındaki ilk sayısından itibaren mizah dergilerinde edebiyatçıların ağırlığı açıkça görülebiliyordu. Mizah dergisi çıkarmaları yahut mizah dergilerinde yer almalarının yanında bizzat karikatür çizen yazarlarımız bile var. “Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), Aka Gündüz, Ref'i Cevat Ulunay, Zahir Sıtkı Güvemli gibi. Orhan Veli de buna dâhil. Bugünün mizah dergilerinin ve eskisi kadar rağbet görmese de bazı gazetelerde yayınlanan karikatürlerin ana fotoğrafı aslında herkes tarafından biliniyor. Bir üretim olduğu yadsınamaz. Altmışlı yıllardaki canlılığı, yetmişli yıllardaki hareketliliği olmasa da ve özgün üretimi sınırlı olsa da Türk mizahı yoluna devam etmeye çalışıyor. Mizah, hard politik dil ve ideolojik kamplaşmadan kendini uzak tutabildiği oranda toplumsal ve siyasal eleştirisini sağlıklı yapacaktır. Umarız bu daha da geç olmadan fark edilir.
Türkiye'nin en büyük uluslararası kitap fuarı TÜYAP'ın bu yılki temasını 'Mizah' olarak belirlemesi, umuyoruz ki Türk mizah dergiciliği ve mizah kültürü üzerine yeniden düşünmeyi mümkün kılacaktır.






