
Biyografilerle kültür dünyamıza katkı sunan Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar’la hem biyografi dünyasını hem de en son yayımladığı İdris Küçükömer ve Sencer Divitçioğlu kitaplarını konuştuk. Abdülbaki Gölpınarlı’dan Süheyl Ünver’e birçok farklı alandan ismin hayatını kaleme alan Sayar, biyografi yazdığı isimlerin ortak noktalarının Türkiye sevdası olduğunu söyledi.
Çalışma alanı olan iktisat tarihine olduğu kadar Türk kültür hayatına da hatırı sayılır katkılar sunan Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar’ın, “Bir İktisat Düşünürünün Serüveni, İdris Küçükömer” ve “İktisata Veda, Tarihe Yolculuk, Sencer Divitçioğlu” kitapları Türk Kültürüne Hizmet Vakfı tarafından yayımlandı. Abdülbaki Gölpınarlı’dan Hasan Ali Yücel’e Mehmet Akif Ersoy’dan Süheyl Ünver’e farklı uğraşları olan insanların biyografilerini kaleme alan Sayar’la son kitapları ve biyografi üzerine yazdıklarını konuştuk.
Bu iki isim iktisat fakültesinde öğrencilik yıllarımda hocalarım oldu. Daha sonra ben akademik hayata intisap edince onların hocası olan Sabri Ülgener’in kürsüsünde asistan oldum. Onları daha yakından tanımak imkanına kavuştum. Dolayısıyla onlarda bir derinlik gördüm, samimiyet gördüm, Türkiye sevdalısı olduklarını gördüm. Onlar hakkında, talebelik günlerimden itibaren ne bulduysam bir kenara koydum, bu kitaplar öyle ortaya çıktı.
İDEOLOJİLERİ PEYGAMBER SÖZÜ GİBİ ALMADILAR
Bir defa ideolojileri peygamber sözü gibi almadılar, dogmatik bir tapınmaya girmediler. Aklın ürünü oldukları için eksik ve gedik yanları vardı. İdris Bey Marksist olarak yola çıktı ama o sivil toplum arayışlarına gitti. Sencer Bey Marksizm’deki hataları gösterdi. Bu Türkiye’deki dogmatik Marksistleri çok rahatsız etti. Onun da tezi Marksizm’in bittiği yönündeydi. İnsanoğlunun problemlerini çözecek reçetesi yoktu. Söyledikleri ise hayal ve ütopyaydı. Dolayısıyla o Türk tarihi alanındaki araştırmalara geçti. Bu alanda çok önemli eserler bıraktı.
HEDEF AYNI YOLLARI FARKLIYDI
Öncelikle hepsi temiz, dürüst ve yalansız insanlardı. Hatta iktisat tahsiline o ahlak fazla bile gelebilirdi, ki gelmiştir zaten. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarından darboğazın aşılması ya da fakirliğin kısır döngüsünün kırılması hususunda Sabri Bey’in penceresiyle onların pencereleri farklıydı. Ama mesela diyelim ki İstanbul’dan Ankara’ya gideceksiniz, yolları farklıydı. Mecazi olarak Ankara’ya varmak da Türkiye’nin selameti, halkın refahıydı. Bu nokta üzerinde yol farklılığından kaynaklanan bir sürtüşme yaşadılar.
HAYAT ZITLIKLARDAN İBARET
Yaşadığımız hayat bana şunu öğretti; bu hayat ikili zıtlıklardan ibaret. Gece ile gündüz, bolluk ile yokluk, hayatla ölüm, kadınla erkek hep zıt. Dolayısıyla bütün mesele bunu dengeleyebilmekten ibaret. Yaratılıştaki hikmeti anlamak da bizi bu noktaya getiriyor.
Ortak noktaları Türkiye sevdalısı olmaları. Yolları veya vasıtaları ne kadar farklı olursa olsun, gidecekleri yer aynı. Yolda vasıta da değiştirebilirler, bir sıkıntı yok. Yaşadığımız hayat, bu demokratik düzen buna imkân verir. Düşüncelerimde yanlışlık olursa rahatlıkla değiştiririm, ama kaya gibi olmalıyım.
SÜHEYL ÜNVER’DEN ÇOK ETKİLENDİM
Süheyl Ünver Bey’den başladım. 17 sene onun sohbetlerine devam ettim. Büyük bir adam. Şu alemi arasan ikinci bir Süheyl bulamaz. Çok etkilendiğim için onu yazdım. Süheyl Bey’i çok tanıyan vardı. Ama tezhip, minyatür ve resim yapanlar onu zevki selim tarafından görüyordu. Tıp tarihçileri, tarih üzerine araştırma yapanlar falan onu aklı selim insanı olarak görüyorlardı. O iyi bir doktordu da. Ama bu ikisini çok iyi birleştiren bir kalbi selimdi. Büyülenmemek elde değil. Böyle bir etkileşim İngiltere veya Amerika’da olmaz. Önemli olan bizim onları anlamamız, onların kıymetini bilmemiz. Ben bunlardan etkilendim ve biyografi yazmaya başladım.









