Övüldüğümde utandım ve ürperdim

Büşra Sönmezışık
00:0028/10/2007, Pazar
G: 27/10/2007, Cumartesi
Yeni Şafak
Övüldüğümde utandım ve ürperdim
Övüldüğümde utandım ve ürperdim

“Şimdi Seni Konuşuyorduk'ta benimle birebir özdeşlik var. Bu kadar anlaşılmak şaşırtıcı ve ürpertici bir şey. Hakkımda yazılanları okurken ağladığım oldu, duyduğum övgülerden de utandım.”

Selim İleri

Beyoğlu'nun dar, soğuk ve eski taş binalarından birinin içine sızarken, nasıl bir Selim İleri'yle karşılaşacağımı merak ediyordum. Şimdi Seni Konuşuyorduk'ta anlatılan kadar kibar, zarif ve mütevazı mıydı acaba yoksa okuduklarım, 60 yazarın, İleri hakkında sıraladığı methiyeler miydi? Onunla konuştukça yazılanların Selim İleri'yi tanımak için yetersiz olduğunu gördüm. Selim İleri, 60 yıllık ömrüne pek çok acı, hüzün, keder sığdırmışsa da gözleri hala gülen bir çocuktu. Bu gülümseyiş, yaşamı anlamamış olmanın verdiği rahatlık değildi. Aksine, hiçbir ayrıntısını unutmadığı ömründe iyi ve kötü olan herşeyi özümsemiş ve bunun getirdiği dinginlik gözlerine yansımıştı. Hayatta biriktirdiği tüm ayrıntıları, kendi üslubunca kaleme döken bu yazarla uzunca bir sohbetten sonra, ben ona sorularımı bıraktım, o bana 40 yıllık yazarlığını, 60 yıllık anılarını

Biraz çatallı bir ses onunkisi. Konuşurken eksik etmediği mütevâzılığı sanki kırk yıldır yazıyor olmaktan mahçupmuş gibi. Hakkında söylenmiş herşeye “Onların yüksek gönüllüğü” deyiveriyor. Yeşil kazak, kadife pantolan ve bir ahşap sandalye ile konpozisyon oluşturuyor oturuşuyla. Sonra o yazı yazan ellere bakıyorsunuz. Kırk yıldır sevincini, üzüntüsünü, ilk kitabı olan “Cumartesi Yalnızlığı”nı bu ince kemikli küçük eller yazmış. O eller yaktığı sigarayı yarısına bile gelmeden kül tablasında öldürüyor. Söyleşi boyunca aynı hareketle kül tablası içilmemiş sigaralarla doluyor, boşalıyor. Masada küllüğün yanında kırmızı-turucu kapaklı bir kitap duruyor. Bu, Sevinç Çokum'un kitabı. Öylece yarıda okunmuş bekliyor. Yazarlar hangi yazarların kitabını okur? sorusuna cevap verir gibi. Bu kadar konuşmanın sonunda gördükki onun adına 60'a yakın kişinin yazdığı 'Şimdi Seni konuşuyorduk'daki Selim İler'iyle gördüğümüz Selim İleri arasında bir fark yok.


Okuma yazmayı akranlarınızdan sonra öğrenmişsiniz. Zor öğrenip iyi yazmak... Yazı sizde bir ilham mı?

Okuma yazmayı öğrenemiyişim zor öğrenen biri olmamdan kaynaklanıyor. Başarısız bir öğrenciydim. Yazmayı öğrenmem evde sevinçle karşılanmıştı, ama okumayı sonra çok sevdim. Yazı muhakkak yaradılışla ilgili ama bendeki başlangıcının mutlak suretle okumayla olduğuna inanıyorum.

Birçok yazara göre 'anlaşılmış' bir kalem. Bu kadar anlaşılmak ürkütmüyor mu?

Valla aslında ben sevilmiş ve anlaşılmış olmayı “Şimdi Seni Konuşuyorduk” ta öğrendim. Henüz bu fikre alışamadım... 1970'lerde yazdıklarım çok yanlış anlaşıldı. Bugünkü gibi sevgiyle yaklaşılmış yazılar değildi onlar. Gerek sağdan gerek soldan çok eleştirilmiştim.

Bu eleştirilerin etkinsinde kaldınız mı?

Kalmadım. Kendi başıma, kendi bildiğim yolda gitmeyi tercih ettim. Okuru kaybetmeyi de göze almıştım. Ama bu kitapta o döneme ait en küçük olumsuz bir gönderme yok. 40 yıllık çabamı büyük bir sevgiyle kucakladılar.

Anlaşılmak mı ister bir yazar, yoksa sırda kalmak mı?

Bu yazarına göre değişir. Kimi yazarlar sırda kalmayı tercih edebilir. Okurla sizin aranızdaki bir sır olabilir bu ayrı bir şey ama hiç de anlaşılmamanın iyi bir şey olduğunu sanmıyorum. Benim böyle olmama olanak yoktu. Çünkü hayatımı edebiyat yazarlığıyla kazandım, okuru yormak istemedim.

Sadece yazmak sizin yazı tarzınızda (Popüler alana girmek gibi) değişime neden oldu mu?

İstemedim, tarzımı değiştirmedim. Çok zor şartlarda yaşadığım yıllar oldu. Paraya endeksli düşünseydim para kazanılacak yazarlık yolları açıktı. Ama ben Donkişotça davrandım. Gerçek yazarlık hangi şartlar altında olursa olsun başka bir meslekle bağdaşamaz.


Övüldüğümde utandım
Edebiyatta bir Selim İleri kulvarından bahsediliyor. Bu kulağınıza hoş geliyor mu?

Memnuniyetle birlikte utanç da hissediyorsunuz. Ben iddalı olan bir insan değilim. Yaptıklarımı hep içe atarak, çekingenlikle yaptım Bütün söylenmiş terimler, övgüler, bunlar için ödenmez şeyler diye düşünüyorum.

Bu ilgi ağır bir sorumluluk yüklemiyor mu?

Elbet deki sorumluluk getiriyor. Bu güne kadar yazdıklarınızı insanlar önemsemiş ve okumuşlarsa bundan sonra yazacaklarınızın da onun altında kalmaması gerekiyor. Okurla buluştuğunuz andan itibaren yaşadığınız dünyayı daha iyi algılamak ve zarar vermemek duygusu gelişiyor.

Bir çeşit sansür mü?

Bu sansür gibi bir şey değil. İnsana insanca yaklaşmak onu bütünüyle kabul etmek ve onu kırmamak aslında. İnsana ait olan hiçbir şeye yabancılık çeken birisi değilim. İnsanda var olan her şey anlatılabilir ama bunlar yapılırken belli bir yaklaşımı tutturmak gerekir.

Roman, öykü, hikâye, şiir, senaryo yazdınız. Bu tarzlardan hangisi sizi daha çok ifade ediyor?

İfade etmek tuhaf bir şey bazen ifade edeceğinizi düşünerek bir romana başlarsınız ama ifade edemezsiniz. Metafizik bir şey. Bazen de birden bire ortaya çıkar ve kendinizi en iyi ifade edebildiğiniz bir metin belirir. O insanın kendi elinde olan bir şey değil. Bu bir romanda da çıkabilir hikâyede de.


YALNIZLIĞI SEVİYORUM
Yalnızlığı yoğun anlatan bir yazarsınız. İnsan genelde yalnızlıktan korkar ama siz okurlarınıza sevdirdiniz.

Zaman zaman bunu yarı sevgiyle yarı sitemle karşılayanlar var. “Sizi okuduk daha da yalnız kaldık” diyen okuyucularım oldu. “İçimizdeki son umut kırpıntıları da yazdıklarınızla gitti” diyenler oldu. Bunda sevgi de vardı yalnızlığı paylaşmak da vardı.

Bu olumlu bir şey mi, yalnızlığı sevdirmek?

Bunu bilemiyorum. Bir yazar kendisini özgürce yazıya adadıktan sonra bunu çok fazla düşünmüyorsunuz.

Yalnızlığı çok mu seviyorsunuz?

Yalnızlığı seviyorum. İlk zamanlarda yakınma gibi başlayan o yalnızlık sonra kendisini sevdirmeye başladı. Çalışma imkanımın çoğu yalnızlıktan geçiyor. Çokta kötü birşey değil. Zaten insan bağımlısı biri de değilim.

Nasıl bir ortamda yazarsınız?

Başka birinin yanında yazı yazamam. Evde mutlak bir yalnızlık olması gerekir. Bildiğim mekanda yazı yazmak isterim. Aynı masa, aynı ev, aynı daktilo, aynı ışık bunların çok etkisi var. Çoğu yazılarımı gece yazarım.

Bahsettiğiniz yalnızlıkla okurun anladığı yalnızlık arasında benzerlikler var mı?

Bunu çok bilmiyorum. Ama farklı farklı yalnızlık algısı var. Kimi okuyucularım hoşgörülü olduğumu bazıları ise isyankâr olduğumu söylüyor. Bana ait yaklaşımlarda farklılık görüyorum. Tabiî ki bu çok doğal.

“Şimdi Seni Konuşuyorduk” kitabındaki Selim İleri ile gerçek Selim İleri arasında bir fark var mı?

Zaten kitapta beni en çok etkileyen o oldu. Birebir özdeşlik var. Bu kadar anlaşılabilmek şaşırtıcı ve ürpertici birşey. İçlerinden bağzıları iki üç yazı sonra bir noktama birebir değindi ve beni ağlattı. İnsanların sevgisi beni çok mutlu etti. Şu değişen dünyada birbirimize sevgilerimizi bonkörce dağıtmazken böyle bir incelikle karşılaşmak güzeldi.

Kitapta 60 yakın kişi sizi anlamış ve anlatmış. Siz onları ne kadar tanıyorsunuz?

O tabi işin öteki cephesi. Bu büyük bir sorumluluk. “Onlar için ne yaptım ki” sorusuyla yüzyüze getiriyor. Utanç da orada devreye giriyor.

Sizin anladığınız ve yazdığınız biri var mı hayatta?

Hayatımda geçip giden insanları kitaplarımın köşelerine serpiştirmişimdir. Bu kişileri roman veya hikaye kitaplarımda yer verdim. Ama tabi ki bir insanı sonuna kadar anlamak ve öyle düşünmek çok zor.

İnci Engü.. kitaplarınız için “yalnızlık, kötümserlik, bıkkınlığın yanı sıra intihar özlemi diyebileceğim bir durum söz konusu” diyor. İntiharı düşünür mü yazar?

Tarihte bir çok sanatçı ve yazarda intihar olayı rastlanır. Keşke olmasa ama var. Zaman zaman intihar etmeyi düşünmüşümdür. Dünyanın yükünü taşırmış gibi hissetmek, bazen bundan bir şekilde kurtulmak istiyorsunuz. Yazar ve sanatçılar çevreye karşı fazla duyarlı insanlar olabiliyorlar.


İNSANI ANLAMAK ÇOK ZOR

Yazarlığınızın sanata dönüştüğünü düşünenler var. Sanatçı olmak ile yazı arasındaki bağ nedir?

Yaptığım şeylerin sanatkarca olması için uğraşırım. Yazdığım bir metni defalarca üstünden geçerek düzeltirim. 40 yıldır emek vererek yazıyorum.

En sevmediğiniz kitabınız hangisi?

'Yalancı Şafak' adlı kitap çok aceleyle yazılmış bir romandı. Eleştirmenler ve okur tarafından beğenilmeyen bir kitabımdı.

Yazmasaydınız kelimeleriniz olmasaydı ne yapardınız ?

Ben ressam, piyanist veya öğretmen olmak isterdim. Ama müziğe karşı yeteneğim yok. Resime yeteneğim biraz var o konuda da cesaretsizim. Öğretmen olmak isterdim ama klasik bir öğretmen değil.. dikte edici olmazdım. Bütün öğrencileri geçirirdim.

Güçlü hafızanız var olumlular da hatırlıyor olumsuzları da... bu zor değilmi?

Ama sizde iz bırakıyorlar. Bunun hafıza gücü olduğunu sanmıyorum. Organizmanız üzerindeki etkileri de oluyor. Koku bile bize bir şeyleri anımsatabilir. Bende neler iz bırakmışsa onları yazdım otobiyografide. Hafızada iz bırakan derin şeyler vardır.

Nedir bunlar....

Biz orta halli bir aileydik ve annemin tek iyi elbisesi vardı ve onu her önemli yerde giyerdi. Ama annemin arkadaşları her defasında başka elbise giyerlerdi. Çocukken beynime kazınmış bişeydi. Hala unutmam.

Yazarlar için yer ve zaman sabit değildir. Kendilerini başka yerde ve zamanda hayal ederler sizde de var böyle birşey

1930'lu yıllar... O Tango devri beni etkiliyor. Ruhsal olarak da demode bir tarafım var çağa ayak uyduramamış bir insanım ben. O dönem ve romantik ortam beni çok etkiler.


Ne münevverim ne de aydın
Yazarken nelerden besleniyorsunuz?

Hem okumak hem de yaşam beni çok besledi yazarlığım boyunca. Çünkü okurken yaşarken farkedemediğim, kaçırdığım ve sezemediğim şeyleri bana okuduklarım hatırlattı. Resim, sinema, tiyatro bunlar beni etkiler. Bunlar yeniden dönüp bakmak için birer araç olmuştur.

Münevver misiniz, aydın mı?

Ne münevverim ne aydınım keşke olabilsem. Sağolsun Elif Şafak münevver sözünü nezaketinden söylemiştir ama ben kendimi o kadar pişmiş hissetmiyorum. Onun için kibirlerimden kurtulmam gerektiğini düşünüyorum. Bunu olabilmem için daha çok yol almam gerekiyor.

Türkiye'de okumadığınız bir yazar varmı?

Hiç böyle bir önyargım yok. Okumayayım diye bir düşüncem yok. Bence hiçbir okurun böyle bir ayrımı olmamalı.

Politik bir yazar olduğunuzu söylüyorsunuz...

Bizde politika yanlış anlaşılıyor. Bu sebeple önyargılar çok fazla. Yaşadığınız toplumu kavramak için her türlü önyargıdan uzak durmalısınız. Eskiye nazaran sağ sol ayrımı okadar çok yok zaten. Ama bunda payım olduğunu da düşünüyorum. Bu geçişkenlikte bu birleştirici olmada. Mesela Necip Fazıl'ın ne kadar önemli bir yazar olduğunu sol görüşlü biri olarak yazan isimlerden biriydim.


İleri'nin gözüyle yazarlarımız
Kitapta 60 yakın kişi sizi anlamış ve anlatmış. Siz onları ne kadar tanıyorsunuz?

O tabi işin öteki cephesi. Bu büyük bir sorumluluk. “Onlar için ne yaptım ki” sorusuyla yüzyüze getiriyor. Utanç da orada devreye giriyor.

Bir kaçını sorsak size, mesela Ahmet Ümit?

Tanımadan sevdiğim bir insan. Yüce gönüllü bir kişi

Doğan Hızlan?

Çok eski dost. Türk edebiyatını korumuş bir yazar.

Sevinç Çokum?

Sevinç Çokum “Tren Buradan Geçmiyor” son zamanlarda okuduğum en iyi romanlardan bir tanesi. Çok önemli bir yazar.

Beşir Ayvazoğlu?

“ Anlattığı ve özlediği geçmiş aslında özlediği gelecektir” diyor. Çok güzel bir söz bu. Çalıp kullanmak istediğim bir söz.

Elif Şafak?

Tül gibi bir insan.

İnci Aral?

Şükran duyduğum bir isim

Nalan Barbarosoğlu?

Bütün bu işleri başıma açan kişilerden birisi.


Nasıl geçti 40 yıl bilemedim
40 yılını doldurmuş bir yazar olarak hayattan başka ne istersiniz?

Hiç kırk yıl dolmuş gibi gelmiyor. Bu kitaptan sonra biraz düşündüm. Yapmak isteyip de yapmadığım ne var? Önümde bir kırkyıl varmış gibi de geliyor. İkinci bir kırk yılım yok...

Kendinizi yazdığınız bir kitap var mı?

Aslında her kitapta insan kendisini yazar. Ama kendimden yola çıktığım kitap 'Bu Yaz Ayrıldım' oradaki karaktere de kendi ismimi verdim.

Yazmak birşeye direnmek mi?

Direnmek değil de, dayanmak daha yakın bir algı. Yaşamın acılarına, değiştiremediklerinize, toplum dinamiğindeki bozulmalara karşı dayanmak.

En sevdiğiniz yazar?

Abdulhak Şinasi Hisar, Virginia Wolf

Hangi roman kahramınını kendinize daha yakın buluyorsunuz?

Dostoyevski'nin “Budala” romanındaki Prens karakterini kendime çok yakın hissediyorum.

En sevdiğiniz şair?

Behçet Necatigil

En sevdiğiniz semt?

Yedikule

En sevdiğiniz kitabınız?

Hepsi Alev

En beğendiğiniz film?

Vesikalı Yarim