Sahip olduğum hiçbir şeyi kolay elde etmedim

Sedat Özkömeç
00:0027/04/2008, Pazar
G: 26/04/2008, Cumartesi
Yeni Şafak
Sahip olduğum hiçbir şeyi kolay elde etmedim
Sahip olduğum hiçbir şeyi kolay elde etmedim

Güzelcedeki güzel evinde, gülen bir yüzle karşılıyor beni, yazar Sevinç Çokum. Beşiktaş'ki çocukluk ve gençlik günlerinden, yazarlık hayatındaki zorlu serüvenden, kalın albümlerden çıkan fotoğraflar eşliğinde uzun uzun bahsediyor. Bakalım yazar Sevinç Çokum'un 65 yıllık ömründeki albümünde neler var?

Yedi yaşında Siirt'ten bir grup insanla yürüye yürüye İstanbul'a gelen bir baba… Anne Kastamonulu bir Kurtuluş Savaşı gazisinin kızı… 25 Ağustos 1943'te İstanbul Beşiktaş'ta, Çırağan Caddesi'ndeki bir evde gözlerini açar Sevinç Çokum. Üç kız evladın en küçük ferdidir. Çocukluğu ve gençliği Beşiktaş'ta geçen yazarın, doğduğu konak yavrusu o âsude, bahçeli evden aklında kalan anı şöyle: “Evde beni etkileyen ayrıntılardan biri sofadaki kuyruklu piyanoydu. Küçük olmama rağmen tuşlarına dokunmak bana zevk verirdi. Hayatımın içinden bir parçaydı ve onu unutmuyorum.” Beşiktaş semtinin tarihi dokusu küçük Sevinç'in iç yapısına zenginlikler katar. Çünkü dört bir yanı, Yıldız, Dolmabahçe, Çırağan Sarayı, Ihlamur Kasrı gibi tarihi yapılarla çerçevelenmiştir, Her sokakta rastlanan konakların insanları, salkımlı bahçeler ve ıhlamur bayram alanı, boğaz vapurlarıyla yapılan gezintiler, unutamadığı bölümleridir çocukluğunun.

İlkokulu Beşiktaş Büyük Esma Sultan Okulu'nda bitiren Sevinç Çokum, orta öğrenimi sırasında bir süre İstanbul Radyosu Çocuk Korosu'nun haftalık programlarına katılır. Yedi yıl Klasik Batı Müziği dalında özel keman dersleri alarak Türk ve değişik ülkelerin temsilcilerinden oluşan A. Kavafyan yönetimindeki İstanbul Amatör Senfoni Orkestrası'nda ikinci kemanlarda çalarak konserlere katılır. Ortaokulu ve liseyi Beşiktaş Kız Lisesinde okur ve liseyi birincilikle bitirir. Edebiyata olan sevgisi ortaokul sıralarında Türkçe Öğretmeni Necmi Seren'in, lisede Suzan Karamanlıoğlu'nun yönlendirmeleriyle doğar. Sevinç Çokum daha o tarihlerde yazar olmaya karar vererek günlük tutar, şiirler yazar. Lisede öğrenciyken Kudret Gazetesi'ndeki bir makale yarışmasına girerek ikinci olur.


1970'LER... EDEBİYAT, SİYASET VE KİMLİK ARAYIŞI

Ortaokuldan başlayan bu sevgi, Istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü'ne girmesiyle kimlik kazanmış olur. Fakülteye başlamadan önce şiir yazan genç Sevinç, okula girmesiyle öyküde yoğunlaşır. Çokum'un hikayelerinden birini Beşiktaş Yıldız'daki Serasker Rıza Paşa Köşkü'nün sahibi olan komşuları, Lozan Konferansı Genel Sekreteri Reşit Saffet Atabinen görür ve Çokum'u teşvik eder. Üniversitedeki öğrenciliği sırasında, sonraları edebiyat tarihçisi, yazar, eleştirmen olan, Türkoloji bölümünden Atilla Özkırımlı, Çokum'un edebiyatla ilgisini yoğunlaştırır. Sevinç Çokum, 1950'lerin ve 60'ların durgun su görünümlü dönemiyle birlikte sonrasını, büyük çalkantıları, darbeleri, anarşi yıllarını ve altüst olmaları eserlerinde yansıtacaktır. Bu kez klasik müziğin yanında Elvis sonrası, 1960'lı-70'li yıllarda dünyaya egemen olan The Beatles Grubu'nun J.Sebastian Bach kadar huzur veren müziğine ilgi duyar... 68 kuşağının fikirlerine kayıtsız kalmaz, kimi zaman sosyalizme meyleder, kimi zaman mistik düşüncelere takılır. İnsanlığın Yunus'un bakışındaki sevgiyle varacağı noktaları aramaktadır. 1971 muhtırasının eşiğinde, giderek kabaracak toplumsal çatışma çizgisinde Çokum müziğe ve edebiyata sığınır.

Sevinç Çokum, okuyan bir babayla ve edebiyata duyarlı, şiir yazan bir anneye sahiptir. O günlerin anısı olarak şöyle anlatır: “Babam bana; bak Peyami (Safa) ne yazmış yüksek sesle oku kızım!” derdi. Peyami Safa'yı bana sevdiren babamdır. Fakat ben toplumcu gerçekçi yazarları da okudum. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Fakir Baykurt gibi. Yazarları seçerken görüş farkı gözetmedim.”

Başarılı bir lise dönemi, üniversitede yerini duraklamaya bırakmıştır. Bir taraftan politikaya olan ilgisi, diğer taraftan babasının zamansız gelen vefatı sonucu geçirilen ekonomik sıkıntılar... Bu sıkıntıları hafifletmek için, okulu bırakıp çalışmayı düşünür ama annesi; “okulu bitirmeden çalışmana müsaade etmiyorum” der ve bırakmasına engel olur. “Belki sıkıntılı bir dönemdi ama umutlarımız vardı” diye tanımladığı dönemde umudunu okul kitaplarının sayfalarının arasına alarak mezun olur ve Acıbadem'deki yatılı Özel Anadolu Lisesi'de Türkçe, Edebiyat öğretmenliği yapmaya başlar. Bir taraftan Etfal Hastanesi'nin bahçesindeki bir barakada hemşire adaylarına, Türkçe dersleriyle birlikte, başhemşirenin isteği ve önerisiyle görgü kurallarını, insanlarla diyalog kurmayı öğretir. Özel Anadolu Lisesi'nde genç öğretmenin öğrencileriyle aralarında çok az yaş farkının bulunması, kendi deyimiyle “Hababam Sınıfı” benzeri bir mekânda öğretmenlik deneyiminin yorucu geçmesine neden olur. Üç yıl yapılan öğretmenliğin ardından kendini bütünüyle yazıya vermek istediğinden istifa eder ve öykülerine yönelir. Hikâyeleri Tarık Buğra tarafından keşfedilir ve 1972 yılında Mehmet Çınarlı'nın çıkarttığı Hisar Dergisinde ilk olarak “ Bir Eski Sokak Sesi”adlı öyküsü yayımlanır. Yazar Yelken ve Eflatun gibi dergilere de öykü verir.


SAHİP OLDUKLARIMI KOLAY ELDE ETMEDİM

1975-76 yıllarında Kültür Bakanlığı bünyesinde düzenlenen komisyonlardan Halk ve Çocuk Yayınları kurulunda görev alır. Sevinç Çokum, ilk hikâyelerini 1972 yılında Eğik Ağaçlar adlı kitabında toplar ve ardından Hisar Dergisinin yanısıra Ahmet Kabaklı'nın yönetiminde çıkan Türk Edebiyatı Dergisi'nde de yazmaya başlar. 1978'de Türk Edebiyatı Vakfı'nın kurucu üyeleri arasında yer alır ve 1977-79 yıllarında Türk Edebiyatı Dergisi'nin yazı işleri müdürlüğünü yapan Sevinç Çokum 1981-85 yılları arasında eşi Rıfat İzzet Çokum'un kurduğu Cönk Yayınlarını yönetir. 1980-1984 seneleri hayatının sıkıntılı dönemidir ve 1980'lerdeki romanının aşaması sayılan Hilâl Görününce'yi (Kırım Savaşı) o sıralarda yazar. Eşi Rıfat İzzet Çokum'u: "Onun insanları tanımadaki yetkinliğine, vecize gibi sözlerine, cümlelerine halk deyişlerini katmasına hayran olmuşumdur.” diyerek tanımlar ve ekler Deli Zamanlar romanımda o da roman kahramanıdır."

1988 -2001 tarihleri arasında Türkiye Gazetesi'ne iki tefrika roman (Gülyüzlüm, Çırpıntılar ) gezi, inceleme, haftalık edebiyat ve sanat ağırlıklı yazılar yazar. 2001 yılında ekonomik kriz yüzünden işine son verilen Çokum, 2003 yılında Tercüman Gazetesi'nde haftalık yazılar yazmaya devam eder. 2006 yılında bir kısım yazarla birlikte Çokum'un da yazılarına son verilir. Bazı öyküleri yabancı dillere çevrilen, 2000 yılında Karaman Dil Bayramı, Türk Dil Kurumu değerlendirmesiyle “Türkçeyi En İyi Kullanan Yazar” ünvanını alan Çokum, Burç FM'de (2004 'ten bu yana) edebiyat programları yapmakta. Öyküleri ve araştırma yazıları şimdilerde Hürriyet Gösteri, Varlık Dergilerinde yer almaktadır. Sevinç Çokum Türkiye Yazarlar Birliği, İlesam, Mesam ve Edebiyatçılar Derneği üyesi.

Son romanı Tren Burdan Geçmiyor ile haklı bir ilgi toplayan Çokum diyor ki; “ Yaşarken mutlu da oldum, mutsuz da… Mutluluklar sabun köpüğü gibi… Bu süreç içinde birçok engeli ve zorluğu dev dalgaları göğüsleyerek, annemden yansıyan “eğilmeyen, güçlü kadın” imajını öne alarak öğrendim. Oğlum Ali'ye de bu yanımı aktarmağa çalıştım. Hayat boyu birçok olumsuzlukla karşılaştım. Sahip olduğum hiçbir şeyi kolay elde etmedim. Yazdıklarımla varoldum ve toplumla olduğu kadar kendimle de savaştım, savaşmaktayım…


1954
: Çocukluk günleri. Sanırım 1953-54… Beşiktaş'taki Büyük Esma Sultan İlkokuluna gittiğim dönem. Bir ara ahşap binanın yerine yenisi yapıldığı sırada Akaretler'de Beşiktaş Kulübünün yanındaki bir okula devam ettim. Ablalarım Saime ve Sadiye…
1960
: İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin de bulunduğu amatör bir tiyatro topluluğu Dormen Tiyatrosu'nda çalışmalar yapmaktaydı. Sevinç Çokum o gruptan arkadaşlarının sergilediği Cephede Piknik adlı oyunun provaları sırasında ağzında karanfil, asker kıyafetiyle..
1963
: Yine 60lı yıllar Beyoğlu'nun ünlü Görçek Fotoğrafhanesi'nde çekilmiş bir resim.
1970
: Bİr edebiyat toplantısında
1971
: Kastamonu Cide'de İslam Bey Köyü. Dede ( Ana dede) ocağına yakın bir fundalıkta Sevinç Çokum oturmuş bir öykü kurguluyor. İlk öykü kitabı Eğik Ağaçlar'a girecek olan Kocaman Bir Akça Ev hikayesi o günlerde yazıldı.
1972
: Özel Anadolu Lisesinde öğretmenlik yaptığım sıralar öğrencilerimle…
1974
: Alanya
1974
: Yalova Başkent Sitesi. Sitenin çocuk bahçesinde Sevinç Çokum kaydıraktan kayarken…
1976
: Belgrat Ormanlarında… Romanlarımın birindeki kadın kahramanı bu resme bakarak yazdım.