Süleyman Seba'nın heykeli dikildi. Şu Beşiktaş'ın haline bak; insan taş olsa dile gelir, dedim ve Seba'yla röportaj için heykele koştum...
Kara Kartal'ın efsane Başkanı Süleyman Seba'nın heykelini Akaretler'deki kulüp binasının karşısındaki Vişnezade Parkı'na diktiler. Hem de yaşarken... Kim akıl etti, kimler akıl etti bilemiyorum ama benim de aklıma Seba'yla röportaj geldi...
Vişnezade Parkı da bana yakın, aynı Beşiktaş gibi...
Koştum...
Çocuk cıvıltılarının, yeşil umutların, dostane söyleşilerin geçtiği şirin bir mekan Vişnezade Parkı... Belki Süleyman Seba da bir zamanlar kimbilir kaç kez gitti Vişnezade Parkı'na Beşiktaş'ın kimseye söylenmeyecek dertlerini kendi kendine terennüm etmek için...
Bazen insan ihtiyaç duyar ya kendi kendiyle sohbete...
İşte tam zamanı dedim...
Belki Süleyman Ağabey şimdi yine içine attıklarını mırıldanıyordur dudak arasından...
Şeyi şey ettim gibilerden...
Heykeli dikilecek adam
Süleyman Seba heykeli dikilecek adam... Kara Kartal'ın simgesi... Efsane olmuş başkanı... Affınıza sığınarak söylüyorum Sayın Başkan, heykelinizle röportaj yapmak geçti içimden!...
Biliyorum size gelsem eminim yine bir şey söylemeyeceksiniz nezaketinizden...
Kara Kartal bazı konularda öyle hatalar yapıyor ki insan 'taş olsa dile gelir' dedim ve koştum heykele, başladım Seba'yla sohbete...
Yaşarken taş oldu
Oturdum heykelin dibine önce bir hal hatır sordum...
-Yaşarken taş oldun Süleyman Ağabey, dedim... Cevabı yine sunturluydu;
-Ağzımı da açmam ki... Pek de konuşmam ki... Hani derler ya konuşma taş olursun... Şu Beşiktaş hakkında tek laf etmem ben, hata olmasın diye... Onun için de en son taş olacak adam benim... Ama oldum işte!...
Gülüştük... Pardon ben güldüm o yine sevecen gözlerle suskundu...
-Anlıyorum Süleyman Ağabey... Benden önce baba Hakkı var, önce onun heykelini dikin demek istiyorsun ama...
-Dedim bile şart koştum!... Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal benim heykelimi dikmek istemiş; 'Sakın ha... Baba Hakkı'nın heykelinden önce benimkini dikme' dedim... Diktiler, ancak en kısa zamanda bu hatalarını telafi edecekler. Baba Hakkı eli öpülesi, heykeli dikilesi bir Beşiktaşlıydı. Beşiktaş için canını verirdi. Olsaydı bugün...
-Onunla da yapardım röportaj...
-Bak dinle Tanburacı... Dünya çok değişti. Sevgi, saygı, vefa tarihe karıştı... Beşiktaş onun için taşlaşmaya başladı...
-Çok doğru ağabey... Ancak sizin heykelinizin dikilişi sevgiden, saygıdan, vefadan... Seba görevde olsaydı hiç Beşiktaş bu kadar hocayı bu süreçte yer miydi?
-Ne demiş Atatürk; 'Benim yüzümü görmek beni görüp anlamak değildir. Beni görmek anlamak fikirlerimi benimsemektir.' Heykeli dikilecek adam olmaktansa düsturları benimsenecek adam olmak çok daha evladır Tanburacı!...
-Haklısınız... Heykel denince aklıma Rodin'in düşünen adamı geliyor... Hele Seba denince... Seba da öyleydi; bir eli çenesinde, dirseği ters dizinde ama asla boş hatta hiç konuşmazdı... Başkanken de taş gibiydi Seba... Sağlam ve güvenilir... Çok derin manalar taşıyor sözleriniz...
- Bir insanın heykeli şu fani dünyaya veda ettikten sonra dikilir. Bize öyle öğretmişlerdi, moda onu da değiştirdi ve Süleyman Seba'nın heykeli yaşarken dikildi... Tövbe ben istemedim...
-Bana kalırsa ibret-i alem için diktiler sizin heykelinizi buraya... Beşiktaş'a yakın olasınız diye.... Olası yanlışlara mani olasınız diye... Zira artık söz geçmiyor Beşiktaş'a... Dört senede dört antrenör yedi baksanıza... Önce Del Bosque, sonra evlat Rıza, sonra Jean Tigana, en sonunda en sağlamı bile kovaladı Beşiktaş... Ne diyorsun Süleyman Ağabey?
-Kulakları çınlasın Gordon Milne'nin... 6,5 sene çalıştım onunla, 1989-90, 1990-91 ve 1991-92 sezonlarında üç kez şampiyon olduk, dördüncü şampiyonluğu Galatasaray'a karşı son maçta averajla kaçırdık... Diğer senelerde hep zirvedeydik, ligi 3 kez de ikinci tamamladık. Hiç yarıştan kopmadık. Beşiktaş da tarihinin en parlak devrini yaşadı Gordon'la, çünkü otoriter bir istikrar vardı onda da bende de.... Ayrıca Gordon Milne de ünlü bir antrenör değildi... Üç otuz paraya gelmişti...
-Nasıl bulmuştunuz Gordon Milne'i?
Hürol Bilal aracı olmuş ve yıllığı 90 bin pound'a getirmiştik... Bedavaya... Bende Del Bosque'ye çuvalla para verecek göz var mı? Beşiktaş'ın bir kuruşu benim için servettir.
-Del Bosque'ye ödenen tazminat için ne diyorsunuz?
Bunun hesabını ben değil 'Ahmet Dursun Seba gitsin' diyenler soracak... Beşiktaş'ın akil adamları, genel kurulu soracak...
-Ertuğrul Sağlam'ın gidişi?
Yazık! Bu kaçıncı... Efendiydi, ligde iyi gidiyordu. Gençti...
-Yaşlı Walsh ve Wilson gelince; Seba, asker arkadaşlarını da getirdi demişlerdi...
-Getirdim ama şeyi şey de yaptım... Metin-Ali-Feyyaz efsanesini de yarattım... İnsanlar güzeli alkışlar ve geçer, çabuk unutur... Ama Beşiktaş tarihi o devri altın harflerle yazar...
-Seba'nın da heykelini işte böyle dikerler. Allah size uzun ömürler versin Sayın Efsane Başkan, Yıldırım Demirören'in heykelinin dikildiğini de görürsünüz inşallah!...
Şeyi şey yapma Tanburacı...
-Siyahi Les Ferdinand da gelmişti İngiltere'den o zamanlar... Hem de 20 yaşında!
-Yabancı transferinin çok zor olduğu dönemlerde Les Ferdinand toy bir çocuktu geldiğinde ve muazzam işler yaptı gitti. Beşiktaş'ın adını duyurdu Avrupa'da. Şimdi yedekte tuttukları yabancıya çuvalla para ödüyorlar.
-Hatırladığınız en fiyakalı maçlar?
-1989-90 sezonunda Beşiktaş-Adana Demirspor'a gol yemeden 10 gol atmıştı. Ligde rekordu, hala kırılmadı. Ali Gültekin (4), Metin Tekin (3) ve Feyyaz Uçar (3) atmışlardı hafızam beni yanıltmıyorsa...
-Müthiş bir hafızanız var Sayın Efsane Başkan...
-Unutmaaam, hiç unutmam. Yaşadığım güzellikleri, Beşiktaş'ın zaferlerini hiç unutmam. Ama unutmadığım başka şeyler de var; medyanın benim için yazdıklarını... Bazı yazarların kara kitabımda hak etmediğim altı çizilmiş satırları var.
Başka neler var aramızda dertleşeceğimiz?
12 kupa, 48 maç yenilmezlik ve bir İngiliz teknik adamla 6,5 sezon görev yapmak da var devr-i Süleyman'da... Daha bu rekorlar da kırılmadı.
-Asil bir adamdır heykeli dikilesi Süleyman Ağabey... Hiç böbürlenmez, hep tevazu içindedir... Yadırgamayın; Süleyman Ağabey deyişim sevgimden... Ayrıca herkes de öyle diyor Seba için; ya baba, ya ağabey... Beşiktaş'ta başkanlık makamı nedir sizce?
-Yücedir önce... Beşiktaş Başkanları üç düşünüp bir konuşmalı. Gırtlağın dokuz boğum olduğunu unutmamalı. Tutamayacağı lafları söylememeli. Beşiktaş Başkanlık makamında; dilin kantarı, aklın mizanı olmalı, aşkın kısm-ı azamı ve de kasanın anahtarı kontrol altında tutulmalıdır...,
-Yıldırım Demirören'in 40 milyon dolar verdiği söyleniyor. Ne dersiniz Sayın Efsane Başkan?
Benim kırk kuruşum yoktu verecek. Devlet memuruydum. Ama Beşiktaş'a onurlu günler verdim... Futbol oynadım, uzun yıllar yöneticilik yaptım, 16 yıl başkanlık yaptım Beşiktaş benim her şeyim... Beşiktaş benim ruhum, Beşiktaş benim gururum...
-Akaretler'deki kulüp binası, Fulya'daki towers ve Ümraniye'deki tesisler için Seba'nın eseri diyorlar...
En büyük eser Beşiktaş'tır. Kıymetini bilelim. Onun bugünlere gelişinde hepimizin, bütün Beşiktaşlıların payı var. Beni böyle hatırlıyorlarsa mutlu olurum, şeyi şeyderken gözlerimden damla damla yaş gelir...
Sağlığınız nasıl Süleyman Ağabey?
Ara sıra şeydiyorum... Mezeyi iyice azalttım, rakıyı bildiğin gibi yine sulu içiyorum, iki kadeh...
-Ben de buralardayım Teşvikiye'de, yine görüşürüz Sayın Efsane Başkan...
Arkadaşlara selam... Şeye de söyle... Yalnız, anlattıklarım aramızda kalsın. Bilirsin konuşmayı pek sevmem...






