Sen hep sahici bir adamdın be Münir Baba!

Recep Yeter
00:004/01/2009, Pazar
G: 3/01/2009, Cumartesi
Yeni Şafak
Sen hep sahici bir adamdın be Münir Baba!
Sen hep sahici bir adamdın be Münir Baba!

Biliyoruz ki, "Dokunma oğluma, dokunma çocuklarıma, dokunma aileme! Eğer dokunursan, ben, ömründe bir karıncayı bile incitmeyen ben, hiç düşünmeden çeker vururum seni!" derken de en az bizim kadar sahiciydin!

Pazar Gazetesi'nin haftalık toplantısında geçen sayının kritiğini yapıp, bu hafta çalışacağımız konuları konuşuyoruz. Arkadaşlar, Sadık Battal portresiyle ilgili beğenilerini ifade edince zihnimde 'Neden?' sorusu yankılanıyor. Cevap kolay ve yüksek sesle çıkıyor: 'İyi adamlar, iyi cümle kurduruyor.' Sırada bir iyi adam daha var. Sözlükte adının karşısında 'aydınlatan, ışıtan' yazan bir adam: Münir Özkul.

Yedi Tepeli Aşk'ın galası için gittiğimiz Reşat Nuri Sahnesi'nde ödül için platforma çıkan kızı Güner Özkul'u görünce hatırladım Türk tiyatrosunun ve sinemasının 'en baba' adamını. Ve henüz aramızdayken unutuverdiğimiz için kızdım kendime.. 'Aktör dediğin nedir ki? Oynarken vardır, yok olunca da sesimiz boş kubbede hoş bir sada olarak kalır…” repliğiyle zihnimize kazınan sahnelerin en baba adamına 'haklıymışsın' dedim içimden. Oyunun ikinci perdesi kapanırken salondan çıktım. Gazeteye dönerken aklımda sadece 'sahici adam' vardı. Perde bir kez daha açılmalıydı. Şimdi sahne onun!


YÜZÜ KIZARAN ADAM

1925'te yeryüzü sahnesine ilk kez çıkarken yüzü kızarmış ve mahcup bir insan olan ve öyle de kalan adamdır Münir Özkul. Sebebi bellidir. Paşa olmasını ister annesi. Söz verir, olamaz. Paşa olmak için tam 10 ayrı lise dolaşır. Diplomayı aldığında 24 yaşında koca bir çocuktur. Bir yanda deli gibi gibi istediği ama ailesinden izin alamadığı için hep aklının bir kenarında duran oyunculuk, diğer yanda paşalık. Bu çelişkinin, sıkıntısı, bunalımı, duygu karmaşası, hayatı boyunca yakasını bırakmaz. Kostümden kostüme girer Münir Özkul ama yüzündeki mahcubiyet renkli makyaj hiç değişmez.

Bugün iki bölümlük dizide yanyana oynayınca terazinin dengesini şaşıran, bir önceki dizi setinden kalan sözde aşkını, bir sonraki film setinde terkeden yeni yetmelere karşılık evliliklerini de asilce yaşar Münir Özkul. Dört kez evlenir, üç çocuğu olur. Henüz 25'inde genç bir kız ikenkendisine aşık olan ve bugün de hastalığı sırasında bir an olsun yanından ayrılmayan Numan Hanım'la çeyrek asrı geride bırakır. Adile Naşit ile arasında ise adeta sahne nikahı vardır. Onlarca filmde birlikte rol aldığı Naşit, onun hep yüreğinin bir köşesinde duran gönüldaşıdır. Hatta Naşit'in ölüm haberini aldığında sahnededir ve gözyaşları pıt pıt sahneye düşer.

YAŞADIĞI GİBİ OYNAYAN ADAM

İsmail Dümbüllü'den devraldığı kavuğu sadece başının değil, kendi canının da üzerinde taşır. Öyle ki, Erol Günaydın ile uçağa binip İzmir'e giderken korku sarar içini. Endişesi canı değil, kavuktur. İnince öper toprağı. Mutludur, ne de olsa kavuk kurtulmuştur.


Özkul Türk tiyatrosundaki tuluat geleneğinin en dikkate değer, en çarpıcı örneğidir. Batı tiyatrosunda oyuncu sahnede kendisi olmakla, başka bir kimliğin duygularını ifade etmek arasında bocalarken tuluatçılar ise daima kendi kalır. Kavuğu gururla taşıyan Özkul da tuluattan aldığı güçle, hangi role bürünse daima kendi gibi görünür. Adı, sanı, rolü değişir, kiminde Kel Mahmut, kiminde Baba Yaşar, kiminde Salih Reis, kiminde Ermeni bir hizmetkar olur, ama sahnede daima büyümüş, baba ruhlu bir çocuktur. Özkul'un seyirciyle kurduğu bağın sırrı ise şu cümlesinde yatar: “Benim bildiğim tek oyunculuk, yaşadığım gibi oynamaktır”


KEL MAHMUT'U NİYE SEVERİZ?

Sinema Özkul'un adamlığının bir kez daha test edildiği yerdir. 1950-70 yılları arasında komik jönlüğüyle görünse de Münir Özkul'u sevmemizi 80 sonrasındaki dönemde canlandırdığı karakter oyunculukları sağlar. Bugün senede iki filmde oynayınca eli ayağı tutuşan aktörlere karşılık, 1971 yılında tam 20 filmde oynar Özkul. Türk sinemasının teknik ve sanat yönünden bocalağı yıllarında izleyiciyi hikayeye ve karaktere çekmesini bilir. Sinemada da sahnedeki gibi esaslı ve kendi gibi oynayan ama hala yüzü kızaran bir aktör vardır. Karagöz'ün çok bilmiş, kendi toplumuna yabancılaşmış, adeta Batılılaşmış Hacivat'ı bir güzel pataklaması gibi, burun kıvrılan yoksul kızla işbirliği yapıp, züppe jönü oyuna getiren Münir Babadır. Onun en sevdiğimiz karakterlerinin başında ise elbette Hababam Sınıfı'nın ünlü Kel Mahmut'u gelir. Kel Mahmut'u Hababam Sınıfı'nın yoksul çocuklarını aynı sınıftaki zengin züppelere yedirmediği için, babacanlığı, şefkati bizim aşina olduklarımıza benzediği için severiz. Yoksul mahallelelerde geçen filmlerinde bozulunca 'satılmayan', aksine omuz verilen minübüsler, yolcularını bizim mahalleye taşır. Münir Özkul denildiğinde içerimizde bir yerde kopan fırtınanın sebebi biraz da budur.


BU SEMTTE PARA GEÇMEZ

Bu dünya ile 'bir şekilde' bağını koparmak için bahaneler arayan adamın şaşkın ördekliği vardır üzerinde... Bu yüzden parayla ilişkisi de limonidir. Çeyrek asır önce Özkul'un yanında dün ki çömezlerden biri kalan Uğur Yücel'in bir reklam filminden 750 bin lira aldığını söyleyen bir dostu, “Daha dün ki çocuk bu kadar para alıyor. Bir reklam filmi çeksen de sen de biraz para alsan” diyerek yanına geldiğinde cevabı özellikle bugün 'bizim mahalle' halkı için gayet anlamlıdır. “Ben alamam ki” der koca adam. “Ben o rakamı telaffuz edemem. Biz öyle rakamlara alışık değiliz.” Ne mal, ne mülk peşindedir sinemanın baba adamı. Değerleri olsun ister. Türk sinemasının içine düştüğü seks filmleri furyası, bu yüzden teğet geçer sinemanın güzel yürekli jönüne. Komedi diye çekilip parçalar eklenen filmlerinin afişleri boy gösterse de Halit Akçetepe şahitlik eder temizliğine... Çok çaldılar kapımızı der Akçetepe ve devam eder: “Hep az paraya razı olduk. O yüzden hep paraya ihtiyacımız oldu. Kimi zaman para kazanabilmek için istemediğimiz filmlerde de oynadık ama biz Münir Ağabey'le birlikte bir tek şeyden kurtardık. Seks filmlerinden! Bizi çok çağırdılar, çok paralar teklif ettiler ama Allah'ü şükür paçayı kurtardık.”


YUNUS GİBİ BAKAN ADAM

Her güzelin kusuru vardır. Özkul da kusursuz değildir. Daha lise yıllarında tanıştığı alkolden yakasını ancak 1990'lı yıllarında kurtarabilir. Münir Özkul'un alkolle aslında hep içinde büyüte geldiği boşluğu doldurur. Arar durur Özkul. Ne aradığını da bize en yalın haliyle İlyas Salman söyler. “İyi tanıyorum ve iddialıyım” dediği Özkul'la ilgili en can alıcı tespitleri yapan Salman, “Münir Ağabey, insan denen karmaşığın dibini ve tepesini kurcalamaya çalışırken yaşlandı” der. Özkul, işte bu kurcamaları sonucu kendisi ve sanatı gibi devasa cümleler kurar. “Yaşam dediğin nedir ki biraz iniş, biraz çıkış ve koskoca bir heves!” cümlesiyle hayata bakışını özetler. Salman, bir şey daha söyler. Onun, sevgiyi bir tarikatte aradığını ama sükutuhayale uğradığını anlatır. Peşinden de kitaplık çapta ekler: “Olsun. Hangimiz şu dünya denen güzel ifritin üzerinde yaşarken yanılgıya düşmedik ki” Kendiyle, nefsiyle hesaplaşmaları hiç bitmeyen, bu yüzden saçlarını kimi zaman sıfıra vuran Münir Baba'nın gözlerinin içine bakabilen nadir adamlardan olan Salman, Yunus'dan dem vurdukça Özkul'un gözlerinin ışıldadığını da hatırlatır. Sırf bu yüzden “Yunus gibi bakan adam” der İlyas Salman Münir Özkul için. Ne de olsa, Yunus gibi bakan adam, Salman gibi 'Taptuk Emre'nin bahçesinde odun toplayan yeni yetmelere' oyunculuk öğreten sanat adamıdır...


ELLERİNDEN...

Beni, Yedi Tepeli Aşk'ın ikinci perdesinde salondan kaçıran sebep mi? Söyleyim. İyi atlara binip giden iyi adamlardan sonra sahneyi boş bulan kimileri, bırakın hakkıyla temsil etmeyi, halka yüzünü dönüp bakma cesaretinden bile beri! Biz giderken sözü yine 'meseleyi çözen' İlyas Salman'a bırakalım bari: "Ellerinden dudağı kirlenmemiş insanlar öpsün Münir baba”