Sistem bizi ötekileştirdi

Röportaj: AYSEL YAŞA
00:0021/03/2009, Cumartesi
G: 20/03/2009, Cuma
Yeni Şafak
Sistem bizi ötekileştirdi
Sistem bizi ötekileştirdi

Bugüne dek muhalif kimliğiyle tanıdığımız Suavi yaptığı müziğin medyada yer bulmamasından yana dertli. Desteklenmediğinden yakınan Suavi, “Sistem bizim gibi sanatçılara ideolojik bir tutum alıyor” diyor

Birçoğumuzun ezbere bildiği Yalı Çapkını'nın mimarı o. Mimar dediysek lafın gelişi değil. Aslında ODTÜ mezunu bir mimar Suavi. Öğrencilik yıllarında edindiği muhalif duruşunu bugüne dek sürdürdü. Yıllardır kesmediği sakallarıyla her zaman ilgi odağı olan Suavi, “Ben politikacı değilim, bilimsel anlamda siyaseti savunuyorum” diyor. Suavi'yle ülke gündemini, Yusuf Hayaloğlu'nun ölümünü ve İstanbul'u konuştuk.


Uzunca bir dönem ortalıklarda görünmediniz. Neredeydiniz?

Ben bunun cevabının medyada saklı olduğunu düşünüyorum. Çağımızda özellikle 1990'dan itibaren medyanın, muhalif sanatçılara karşı bir sansür uyguladığı kesin. Kimliğiyle, politik tercihleriyle ortada bir insanım. Muhalefet tavrı medyanın çok da okşadığı bir şey değil.

Peki, bundan sonrası için albüm yapma niyetiniz var mı?

Albümü eli kulağında diyerek erteliyorum. Çünkü ülke telif hakları ve korsan noktasında müthiş bir dibe vurmuşluk yaşıyor. Suavi albüm yaptığında satış sayısının büyük bir kısmı yasal olmayacağından yapımcı zarara girecek. Doğrusu buna göz yumamadım. Ben şu anda uluslararası boyutta telif haklarının korunması ve korsanın ülkemizden def edilmesi için mücadelemi yürütüyorum. Korsanla ilgili daha makul bir seviyeye geldiğimizde eli kulağında bir albüm gelecektir.

Protest özgün müzik diye bir şey vardı bir zamanlar. Siz de orada görülüyordunuz. Bu müziğe ne oldu şimdi?

12 Eylül geçti üzerinden, büyük buldozerlerle. Daha sonra medya geçti. Sempati görmez oldu. Hala insanların aklına müzisyenler deyince abartılı kıyafetlerle, lüks arabalarla seyahat eden insanlar geliyor. Sistem 'Ya sanatınızı bizim sınırlarımız içerisinde yürütürsünüz biz de sizi şöyle ya da böyle destekleriz. Ya da karşıt olursunuz' dedi. Bizi ötekileştirdiler. Bu ideolojik bir saldırı. Protest müzik hayatın her alanında olacaktır.

Sakallarınızı Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamından sonra kesmediğiniz söyleniyor ama...

Askerlikte zorunlu olarak kestim ama onun dışında hiç kesmedim ve asla kesmeyeceğim. Bütün dostlarıma da bir veda cümlesi olarak kayda geçebilir bu. Beni böyle uğurlayacak arkadaşlarım. Beni böyle saracaklar ve hoşçakal diyecekler ardımdan. Evet, bu bir tepki ifadesiydi. Ama bu tepki imaj yaratmak derdinden, küçük popülist beklentilerden ortaya çıkmadı.


TAKIM TUTAR GİBİ SİYASET YAPILMAZ
Siz sanatınızı icra ederken siyaseti de bırakmadınız. Bazı meslektaşlarınızın siyaset ve sanat ayrılmalıydı düşüncesine ne diyorsunuz?

Onların siyaset bilimiyle ilgili hiçbir şey bilmediklerini söyleyebilirim. Onlara göre siyaset o ya da bu partinin çığırtkanı olmak. Siyasetin içerisinde olmayı Galatasaraylı ya da Fenerbahçeli olmak gibi algılıyorlar. Ben politikacı değilim, bilimsel anlamda siyaseti, özgürlükleri savunuyorum, Irak'ta çocukların ölmemesini, Filistin'de çocukların anne memesinden kopartılmamasını savunuyorum.


AHMET KAYA HAKLI ÇIKTI
Yusuf Hayaloğlu'nun ölümü size ne düşündürdü?

Yusuf benim ahbabımdı, çavuşumdu. Muhabbet ederdik, şiir ve hayat konuşurduk. Ben önce arkadaşımı kaybettim. Yusuf deyince akla Ahmet Kaya geliyor doğal olarak. Yusuf'u Ahmet'le paralel gördük. Ahmet'in aramızdan ayrılış şeklini gördüğümüzde bunda riski aynı oranda taşıyanlardan biri de Yusuf'tu. Yusuf'un ölümü bize toplumda öncü olan bireylere hakettikleri değerlerin verilmediğini gösterdi. Bunun hata olduğunu anladıklarında çok geç kalınmış olacak.

Ahmet Kaya olayındaki gibi...

Evet. İşte size bir hain, onu vurun ve tatmin olun ey halkım diyen zihniyet Ahmet'i hedef gösterdi. Şimdi sizin aracılığınızla Türkiye halkına soruyorum: Ahmet'in söylediklerini politikacıları da söylüyor. O halde tüm cumhuriyet savcılarını Ahmet'e uygulananları gerçekleştirmeleri için göreve mi davet edeyim. Herkes bizim kanayan yaramızı biliyor. Ama bunu gidermek için samimiyet ekseninde buluşamıyoruz. Fakat hayat bizi buluşturacak. Bugün Kültür Bakanı Ahmet'in mezarının ülkemize getirilmesi için çalışıyor.

Yurt dışında ölen Ahmet Kaya, Nazım Hikmet'in mezarlarının Türkiye'ye getirilmesi olumlu bir gelişme değil mi?

Olumlu-olumsuzdan öte daha geniş bir laf söylemek lazım. Bunun kabul ya da ret mercii ben değilim. Buna elbette aileler karar verecek. Nasıl TRT Şeş'i açarak Kürt meselesini çözemediysek bunda da durumu değiştiremeyiz. Bu işi kanayan sosyal bir yara olarak ele alıp, bütün muhataplarıyla oturup, bilimsel metotlarla ve gelişmiş ülkeleri temel alarak çözmek durumundayız. Aksi takdirde üzgünüm ve utanarak söylüyorum ki bu kardeş kanı akmaya gebedir.

Zaman zaman CHP etkinliklerinde yer aldınız. Şimdi CHP hakkında ne düşünüyorsunuz?

CHP'nin içerisinde dönem dönem muhalif sesler çıkaran arkadaşlarımız oldu. CHP'nin içindeki bireylerden çok yönetimiyle ilgili bir derdi var. Düne kadar Zülfü Livaneli, Berhan Şimşek gibi sanat insanlarını barındıran CHP'nin kadrosunda, böyle önemli isimlerin olmaması bir şeye işaret olsa gerek.


İstanbul hem ana hem sevgili

İstanbul'a dair iyi cümleler kurabiliyor musunuz?

Bu şehir benim için çok şey ifade ediyor. Birçok insan İstanbul deyip koşup geliyor. Burası ekonomiyi, tarihi, kültürü, entrikaları, gizemi, yolsuzluğu, uyuşturucuyu, gaspı ifade ediyor. Aynı zamanda boğaz ve estetiği… İstanbul bir kent değil. Kendi başına bir coğrafya. Ama aynı zamanda garip, mağdur, tecavüze uğramış. Bu şehirde bir kent tecavüzüne rastlıyoruz. Ben bir mimarım. Kentteki kimileri de birine tecavüz ediyor. Çocuklarımızın yeşil alanlarına hançer gibi otuz beş katlı binalar dikilebiliyor. İstanbul entrikaya, sempatiye ve estetiğe gebe bir kent. İstanbul'da olmak, Türkiye'de olmak kadar önemli bir mesele. Birçok insan farkında değil bu güzelliğin. Posta adresi İstanbul olup da deniz görmeyen insanlar var.

İstanbul kimin kenti? Zenginlerin, yoksulların, âşıkların…

Bugünkü seyri itibariyle bakarsak, İstanbul tabii ki parası ve olanakları olanlar için çok daha iyi seçenekler sunan bir kent. Ama aşk parayla ilişkili bir kavram olmadığından İstanbul aynı zamanda aşkı da besleyen bir kent. Giderek masumiyeti ve mağduriyeti de besliyor. Saydığınız üç katmanın hepsi de İstanbul'dan besleniyor.

İstanbul'da en çok nerelere gidersiniz?

İçerisinde bulunduğumuz mekânı (Cadde-i Kebir) çok severim. Burada kendimi iyi hissederim. Çok fazla bir yere gitmem. Eğer işim yoksa çok fazla sokak gezgini olmam. Evcil biriyim. Dostlarıma ait kimi mekânlar var. Oralara giderim. İstanbul geceyle birleşince risk de içeriyor. Tercihimi gece hayatından yana kullanmam. Her ayrıntısını iyi bilirim ama gezmem bu şehirde.

Gözlerini kapadığınızda İstanbul'a dair neler beliriyor zihninizde?

Kadın…

Nasıl bir kadın?

İşte İstanbul gibi bir kadın. Hem estetik, hem mağrur, hem isyankâr, hem de gururu kırılmış. Hem tecavüze uğramış, hem ana, hem sevgili.