Farkındamıyız bilmiyorum; Cumhuriyetin 85. yılında artık Osmanlı'yı gören “sırlı” kimseler aramızdan bir bir izzet-i ikbal ile çekiliyor... Müslümanlığı kaal değil hal dini olduğunun isbatı olarak yaşayan ve göçen Ali Öztaylan Beyefendi de onlardan biriydi...
Yıllar önce bir grup gazeteci arkadaşlarla İstanbul'dan Bandırma'ya gittik. İlk uğrak yerimiz Bandırma iskelesi karşısındaki muhallebici dükkanı oldu. Çevresinde bilinen ismiyle 'Tatlıcı Ali Efendi'nin yıllarca bilfiil işlettiği 'Öz Bandırma Sütevi'nin nefis muhallebileri kadar tefrişi de bizi etkiledi. Estetik kaygı gözetilerek dekore edilmiş dükkanda Ahmet Yakupoğlu'nun yağlıboya tabloları, ünlü hattatlarımıza ait hüsn-ü hatlar duvarları süslüyor, muhallebi yemeğe gelenlerin önce gözlerine ziyafet çekiyordu.
Dükkandan telefon ederek ilerleyen yaşında uzleti ihtiyar eden Ali Amca'nın evine gittik. Kapıda karşılandık. Duvarları kitap ve hüsn-ü hat eserleri ile dolu bir misafir odasına alındık. Tanışma ve hoşamediden sonra her cümlesi 'Efendim'le başlayan, 'Öyle değil mi efendim'le biten sohbetini dinlemeye başladık. Adeta başka bir zaman boyutunda idik. Ali Amca'nın üslubu, ifadesi ve tabii Türkçesi çok başka idi. Osmanlı'nın son ve Cumhuriyet'in ilk ulemasıyla ahbablık etmiş, Osmanlı kültür ve irfanını yaşayarak öğrenmiş, İstanbul'daki bütün kültür ocaklarını tanımış, o muhitlerde senelerini geçirmişti. Kendi iç âlemindeki kavgaları sona erdirdiğinden cümle âlemle barışıktı. Neyi Neyzen Tevfik'ten dinleyen, hattı Necmeddin Okyay'dan öğrenen, Fuat Köprülü, Şemseddin Günaltay, İbn-ül Emin Mahmut Kemal, Necip Fazıl, Rıza Tevfik, Hasan Basri Çantay'ın yakın dostu olmuş, Süheyl Ünver'in ise hanegiri olarak en yakınında bulunmuş, Şeyh Hacı Ali Rıza El Bezzaz'dan, Ahıskalı Ali Haydar Efendi'den Hacı Sami Efendi'den feyz almış, eski kültürümüzü onlardan tevarüs etmiş, şimdi ise onu şahsında temessül ettiren edeb ve tevazu deryası bir kamil insan ile karşı karşıyaydık.
Muhammed Hamidullah'ın elini öpmek için bir günlüğüne Paris'e giden, lale bahçelerini görmek için Hollanda'ya gidip gelmekten çekinmeyen bir güzellik arayıcısı Ali Öztaylan, cumhurbaşkanı ve birçok siyaset adamı tarafından aranıp görüşülen bir güzel insan. Kısacık sohbetimizde bahsetmediği kimbilir daha nice Hak dostunun muhabbeti, hakikat sırları gizliydi gönlünde.
Ailesi Balkan Savaşı'ndan bu yana on şehid vermiş, aslen Üsküplü olan Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi'nin. Ailenin en son şehidi Güneydoğu'da bir operasyon sırasında alnından vurulup şehid olan yeğeni. Yeğeninin, kendi eli ile giydirdiği hırka sırtındayken şehid olduğunu gözyaşlarıyla söylüyor. “Dayıcığım inşaallah bu hırka sırtımdayken şehid olurum ve beni böyle defnedersiniz” diyerek dua ettiğini belirterek “Allah dualarını kabul etti” diyordu.
Osmanlı Coğrafyasında en çok gezen ve bilen Ayasofya Müzesi Başkanı Haluk Dursun, Ali Öztaylan ile tanıştıktan sonra devlet-i aliyenin yaşayan izlerini müşahede ettiğini söylüyor ve onu “Bandırma'dan yayılan Üsküp Kokusu” olarak vasıflandırıyordu. Ali Öztaylan Beyefendi Müslümanlığı kaal değil hal dini olduğunun isbatı olarak yaşadı. Farkındamıyız bilmiyorum; Cumhuriyetin 85. yılında artık Osmanlı'yı gören “sırlı” kimseler aramızdan bir bir izzet-i ikbal ile çekiliyor…






