Muhalif yazar Hakan Albayrak'ın oyuncu kardeşi, Parmaklılar Ardında dizisinin doktoru Sinan Albayrak, “Ağabeyimle içinde bulunduğumuz cemaat ve yaptığım iş ne kadar farklı olsa da fikir olarak aynıyız.” diyor ve ekliyor;
Hissedebilmek ve bunu seyirciye hissettirebilmektir. Canlandırdığınız karakterin ruhuna inanmanız gerekir.
İnanmadığınızda oynadığınız şey oyuncak olur.
Oynamak kelime anlamıyla doğru olmayan birşey. Biz orada gerçek birşey yapmıyoruz. Yalan bir dünyayı kurguyu insanları inandırıyoruz. Kendim inanmazsam yalan söyleyemem. Yalan söylemekte bir ustalık işi.
Eğer herkes sizin yalan söylediğinizi biliyorsa değildir.
Evet aslında doğru. Ben bu durumu birebir de yaşadım. Ali Sürmeli bir dizide MİT ajanını oynuyordu. Trafikteyiz o benim önümde telefonla konuşuyor. Kırmızı ışıkta durdu ve Trafik polisi geldi. Herhalde uyaracak diye düşündüm. Baktı ve kim olduğunu anladı. Trafiği durdurdu. Kırmızı ışıkta durmasına rağmen Ali Sürmeli'ye selam verip geçmesine izin verdi.
Bence çok iyi birşey bu. Çünkü tek beden ve ruh gerçeğinin dışına çıkıyorsunuz. Böylelikle birden fazla ruh taşıyorsunuz. Sizde keşke onun gibi konuşabilseydim yada onun yerinde olabilseydim demiyorsunuz.
Ben diyorum. Keşkelerimi oyunculukta giderdiğim söylenebilir aslında. Farklı bir ben olabiliyorum..
Tek bedende birden fazla ruhla başa çıkmak zor. Ama maneviyat gerçek ruhunuzu hatırlatıyor. Maneviyat ruhun bekçisi ve o bekçi olmasa işim çok zor.
Sürtüşüyor tabiki. Burada hangi tarafın dişlerinin kırıldığı hangi tarafın sağlam kaldığı önemlidir. Bu denge bazen bozulabilir. Ama egomla savaşıyorum tabiki.
Hayır aslında huzur alıyor. Çünkü rahat değilsiniz. Peşinizde bir sürü kamera. Esnemek istersiniz, ağlamak istersiniz yapamazsınız. Bunlar benim huzurumu kaçırıyor.
Çok sık söylüyorum hemde. 'Neden bu camianın içindeyim' diyorum. Mesleğimi yapmayı seviyorum ama içinde olmayı sevmiyorum. İçim bazen keşke bu işi yapmasam diyor. Başka birşey yapsam diyorum.
Yıllarca psiko drama eğitmenliği yaptım. Çocuklarla içiçeydim. Kalıbımı kırmak adına yaptım bunu. O çocukların içinde kaldığımda yumuşacık oluyordum. Çocuk oluyordum. kendimi yeniden inşaa edebiliyordum. Çocuklarla olabilirdim. Ama bunu çok düşünmemeye çalışıyorum belki o zamanda mutsuz olabilirim.
Camiam da çok benimsenmiyorum. Projelerde kavga gürültü çıkaran biri değilim. Ama o insanlarla aynı frekansa sahip olmadığım için onlardan ayrı dururum. Kendi camiamla içli dışlı değilim.
Bunu bilinçli yapıyorum. Oyunculuk çok zor bir meslek. Bilinç altınız ağır darbeler alabiliyor.Manevi yönden kendinizi güçlü tutmazsanız çok çabuk dağılırsınız.
Bir role hazırlanırken bilinç altınızda o rolle ilgili ortak paydaları çıkarırsınız. Canlandıracağınız karakteri kendinize ait olan bir malzemeyle işlersiniz. Oyuncularda bazen bu sebeple psikolojik dengesizlikte söz konusudur.
Grotowski şunu söyler:'Bir karakter yaratmak için once kendi karakterinizi öldürmeniz gerekir' Bu ölüm sırasında ciddi piskolojik dağılmalar yaşıyabilirsiniz.
Evet. Çünkü bunu yapmadığınızda herşeyin aşırısını yaparsınız. İçkiye ve gece hayatına dalabilirsiniz. Bence bu kontrolsüzlüğe düşememenin yollarından biridir maneviyat. Oyunculukta yorucu bir evre geçirdiğimde neye sığınabileceğimi biliyorum. Bende dengemi maneviyatta kuruyorum.
Evet bizde müslümanım demek utanç verici birşey. Oyuncular için 'Allaha ve Peygamberine inanıyorum' demek büyük cesaret ister. Ciddi oranda dışlanırsınız. Halbu ki Amerika'da bir oyuncu Oskar alırken elini yukarıya kaldırır ve ilk söylediği şey; 'Tanrıya teşekkür ederim'der. Bende ödül alıp Allah'a teşekkür etmek istiyorum.
Bana doğru gelmeyecek bir proje olduğunda olur. Zaten o zaman inancıma göre haraket ederim.
Türkan Şoray kanunlarım vardır. Öyle bir sahneyle karşı karışıya geldiğimde inancımı tercih ediyorum.
Evet söylemez. Zaten yapımcılara da komik geliyor. Ama bunlar benim doğrularım.
Gidebildiği yere kadar. Çevremden çok duyarım. 'Sen daha iyi bir konumda olmalıydın. Basının takip ettiği biri olmalıydın.' derler. Basının takip ettiği kişi olmak çok kolay. Ama sizinle röportaj yapmak daha zor.
İstesem magazinel bir röportaj verebilirim. Bunu yapmak çok kolay. Ama sizinle konuştuğum şeyleri herkesle konuşamam. O çarkı sevmiyorum ben.
Korkaklığını ve kaypaklığını sevmiyorum.
Değil evet. Zaten düzgün bir kalıp yok. Bir kalıp oluşturulamadı henüz.
Bir oyuncuysanız garip karşılanır.
Kanaat odur.
Beşyıl barda çalıştım ve güvenliği yaptım. Alkol kullanan o kadar çok insan gördüm ki onun içinde olmanın ne demek olduğunu biliyorum. Sarhoş insandan da hoşlanmam. İnsanın kendi iradesiyle kendini şuursuzlaştırmasını anlamıyorum. O yüzden de alkol kullanmıyorum.
Evet. Hakan kalemini kullanarak düşüncesini cesurca söyler. Ben de öyleyimdir. Bulunduğum camia da genelde herkes fikirlerini özgürce dile getiremez ama ben söylemem gerektiğini düşünüyorum. Genelde sanatçıların desteklediği konular bir üst sınıfın derdidir. Gerçek anlamda acı çeken orta sınıf kesime destek vermezler.
Sağ sol olarak değil, ortada durup sağına ve soluna düzgün birşekilde bakabilmek önemli benim için.
Ben bir misyona sahibim demiyorum ama misyon tarafını daha çok seçiyorum ve buna sahip olmamız gerektiğini söylüyorum. Oyuncu içinden hissettiği şeyi söylemelidir. Kutuplu bir toplumda yaşıyoruz ve bazen hissetmeseniz bile o kutupları bir araya getirmek için sözler söyleyebilmelidir.
Bundan ongün önce Gazze'ye gitmek için yola çıktım. Direnişçilerle birlikte kaldım. Medyanın bize anlattıklarından çok daha farklı bir dünya gördüm.
Dört kardeşiz. Ben en küçükleriyim Hakan benim bir büyüğüm. İki büyük abim daha var.
En büyük abimin Almanya'da yoga salonu var. Hayatını Yoga Zen kültürü ve felsefesi içinde yaşıyor.
Müslüman ama farklı bir şekilde yaşıyor dinini.
Onun bir küçüğü Okay abim de Ankara'da TRT'de kamereman. Zaten Hakan'ı biliyorsunuz…
Almanya'da büyüdük. Ailenin yanı sıra kültürlerinde çok etkili olduğunu düşünüyorum. Çerkezim ve Çerkes kültürüyle yetiştim. Köyüme gittiğim de düğünlerle karşılanıyorum. Geleneklerimizde çok güzel tanışmalar vardır. Muhabbet faslımız farklıdır.
Olmaz mı! Herkesin kültürü farklıdır. Kültürler insanları şekillendiriyor. Almanya'da yetiştik, hem Türk kültürüne hemde Çerkes kültürüne sahibiz. Bu kültürlerin bileşkesinde bireyler olduk. O yüzden hepimiz özgürce ne yapmak istediğiyse yaptı ne savunmak istediyse savundu.
Tiyatro yöneldiğim zaman bir 'neden' sorusuyla karşılaştım. Ama aile yapım benden çok farklı değildi. Ağabeyim de bir sinema filminde oynadı. Okul döneminde de tiyatroyla uğraşıyordu. Evimizde her zaman sinema çok önemliydi. Çok iyi bir film koleksiyonumuz vardır. Annem de akordion çalıyor. Doğum gününde ona bir akordion aldım.
Tabiki içinde bulunduğumuz camaat farlılığı ve yaptığım iş. Ama fikir olarak ayrışmıyoruz.
Hayır.
Birbirimizi hiç sorgulamadık. Abimle inancımızın değerini biliyoruz. Hakan ben ne yaparsam yapayım saygı duyar. Gerekli olduğunda konuşuyoruz tabi.
Şöyle bir anım var. Hakan cezaevindeydi. Omuz Omuza dizisinde oynuyordum. Abim heyecanla hücre arkadaşlarına; 'Kardeşim dizisi başlıyacak' diyor. Oturuyorlar hep birlikte diziyi izliyorlar. Hakan beni cezaevinden arıyor. 'Beni çok utandırdın.'diye. Neden? Diye sordum. “Kardeşimin dizi diye herkesi topladım. Ne biçim bir dizi kadınlar erkek erkekler kadın gibi.”dedi. Bu beni izlemek hoşuna gidiyor ama fikrini de söyler.
Hakan konu ailesi olduğunda kayırma düşüncesinden hoşlanmadığından genelde ayrışır. Bu durum reklama giriyordu o yüzden kabul etmedik.
Taymin bir Çerkes ismi. Anlamı bulut. Bu ismi kendim seçtim.
Anlamını sonra öğrendim. Ama benim kendime Çerkez isimi vermemdeki sebep köklerimi yaşatma içgüdüsü. Bu topraklara aidim ama köklerim kafkaslardan geliyor. Yakın bir tarihe kadar ailemin soyadı farklıydı. Soyadı kanundan sonra kendi soyadımızı kullanamadık. Ben de kendime isim koyarak Çerkez olduğumun altını çiziyorum.
Barına bildim mi bilmiyorum aslında. Bana ihtiyaçları olduğu için barınabildim belkide. Her zaman bir rol için biçilmiş bir tip vardır. Bu iki taraflı bir anlaşma gibi. Bir cast sorumlusu oyuncuları seçerken zihnindeki oyuncuları yoklar. Şuur altında da sizin yüzünüz vardır. Benim fiziğimde de insanlara ihtiyaç var. Bazende tam tersi oluyor. Mesela beni şeriatçı görenler de var.
Çok. Öğrencilik yıllarımda başladı bu durum. Ankara'da konservatuar da okurken ilk haftam da Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden biri Cüneyt Gökçer'in dersiydi. Bir oyun üzerine konuşuyorduk ve metinde Tanrı kavramı geçiyordu. Aranızda Tanrıya inanan var mı diye sordu. Heralde soruyu yalnış anladım dedim çünkü kimseden ses çıkmadı. Sınıfta sadece benim elim havadaydı. Döndü bana 'Ne yani sen Tanrıya mı inanıyorsun' dedi. Evet ben Allah'a inanıyorum dedim. Müslüman mısın dedi? o kadar yabancılaştım ki bu soruya. Evet müslümanım dedim.
'Öyle olduğunu bilseydim seni okula almazdım' dedi. Tiyatroyla dinin bir alakası yoktur. Ama bu eğitimi veren herkesin görüşü aşağıyukarı böyle.
Tabiki. Benim taşıdığım inancı ve yetiştiğim aile de oyuncu çıkar. Aksine insanı maneviyat besler.
Evet. Hakan'dan imza istiyorlar. Bana da 'Yazılaranızı takip ediyorum çok beğeniyorum' diyorlar.
Sıfat olarak benzetilmek çok önemli değil. İnanç olarak benzetilmeyi daha çok isterim. Ama biliyorum Hakan gibi hiçbirimiz olamayız.






