Türklerdeki yönetim biçimini anlamak

04:0015/03/2025, Cumartesi
G: 15/03/2025, Cumartesi
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Gazeteci Nuh Albayrak tarafından kaleme alınan Hakanlıktan Başkanlığa Türk Yönetim Sistemi kitabı okurla buluştu. Albayrak, İslamiyet’le şereflenen Türklerin kendilerine uygun bir devlet modeli oluşturduklarını, bunun da inandıkları yeni dine uygun olduğunun altını çiziyor.

Mehmet Nuri Yardım

Gazetecilik zor zenaat. Keyifli yönüyle birlikte yorucu, yıpratıcı bir meslektir. Ama neylersiniz ki, birçok kişi bu meslekte yetişirken ve pişerken yapabileceği pek çok hizmetin de uzağında kalabiliyor. Usta gazeteci Nuh Albayrak’ı yaklaşık 40 yıldır tanırım. Hatta aynı müessesede uzun süre birlikte çalışmak nasip oldu. Çalışma disiplini mükemmel. Mesai arkadaşlarıyla ahenkli bir birlikteliği var. Mesleğin kahrına katlananlardan, çilesini çekenlerden. Ama bu vadide güzel hizmetlere imza atanlardan… Şimdi de Star gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni’dir. Son yıllarda aynı zamanda pek çok önemli eseri de okurla buluştu. Bunlardan sonuncusu ise geçtiğimiz aylarda Profil Kitap’tan çıktı. Adı, Hakanlıktan Başkanlığa Türk Yönetim Sistemi. Türkiye’de sistemle alakalı tartışmaları masaya yatıran yazarımız, ön sözde, “Türkiye, halkın iradesi doğrultusunda gerçekleştirdiği son hamleyle, Batı’nın iki asırdır sürdürdüğü ‘Sistem Savaşı’nı noktalamışsa da eski Türkiye’ye dönme çabalarının devam edeceği anlaşılmaktadır.” diyor. Kitapta “Türk Devlet Geleneği” çok geniş bir çerçevede, kuşatıcı biçimde ele alınıyor ve yorumlanıyor. Şu satırlar, oldukça düşündürücü, dikkat çekicidir: “19. Yüzyıl başından itibaren sömürgeci devletler güçlendikçe Osmanlı Devleti’nin zayıflaması tesadüf değildir Batı savaşarak yıkamadığı Osmanlı’nın devlet yönetimini yozlaştırmış ve oluşan zaafları ustaca kullanmıştır.” Batılıların Osmanlı’daki azınlıkları tahrik ederek isyana teşvik ettiği ve devleti parçalatarak yaklaşık 40 devlet çıkarttığı biliniyor. “Cedvelle çizilmiş” devletçikler kümesi… Bugün manzara zaten ortada değil mi? Neredeyse Batı’daki efendilerinin sözlerinden hiç dışarı çıkmıyor sözde yöneticiler. Küresel emperyalistlerin âdeta bekçiliğini yapan kukla ‘krallar’…

Yazarımız, İslamiyet’le şereflenen Türklerin kendilerine uygun bir devlet modeli oluşturduklarını, bunun da inandıkları yeni dine uygun olduğunun altını çiziyor. “610 yılında dünyayı teşrif eden İslamiyet, istişareye çok önem vermekle birlikte son sözü liderin söylemesini ve bunun da kayıtsız şartsız uygulanmasını emretmektedir. Bu prensip, devlet yönetiminde daha da önem kazanmaktadır. Bu sebepledir ki Türklerin ‘güçlü lidere tam tabi olma’ geleneği, İslamiyet ile daha sağlam temel bulmuş ve güçlenmiştir. Müslüman Türk devletlerinin uzun ömürlü olmasının sırrı budur.”

CUMHRUBAŞKANLIĞI FORSU’NDAKİ DEVLETLER

Albayrak, Türkiye Cumhurbaşkanlığı Forsu’nda yer alan 16 Türk Devletini hatırlatarak ilerliyor ve bu devletler bahsederken şu tarihî gerçekliğe parmak basıyor: “Coğrafi hareketliliği yönetim modeline de yansıtan Türkler, hızlı karar vermeyi ve o kararı hemen uygulamayı sağlayan güçlü ve dinamik devlet yapısını tercih etmiştir. Türk devletlerindeki diğer önemli ortak payda ise ‘güçlü lider’dir. Türkler tarih boyunca güvendikleri liderin etrafında kenetlenmiştir. ‘Kağan, Hakan, Sultan’ gibi ünvanlar taşıyan bu güçlü yöneticiler ise halkın huzur ve güvenini sağlamayı birinci vazife bilmişlerdir.”

Kitaptaki her başlık dikkat çekici. Ama biri var ki son derece çarpıcıdır: “Türklerin Özeti: Osmanlı Devleti” Türklerin kurduğu eski devletlerin yaşanmış tecrübeleriyle kurulan bu devletin “ustalık eseri” olduğunu belirten Albayrak, Osmanlıların “Son İslam Devleti”ni kurduğunu kaydediyor. Şu satırlar kulağımıza küpe olmalı: “Türk devletlerinin siyasi, idari ve askerî mirasını devralan Osmanlılar, 13. Asrın ikinci yarısına dağılan İlhanlılara ve bayrağı, kendilerine devreden Selçuklulara ait teşkilat yapısından ve kanunlardan azami derecede istifade etmişti. Burada en büyük pay, Selçuklu Devleti’nin yıkılmasından sonra Osmanlı hizmetine girerek bilgi ve tecrübesini aktaran devlet adamlarına aitti.”

Nuh Albayrak, Osmanlı’dan sonra kurulan Cumhuriyet’te yaşananları belgeler ışığında ve son derece sarsıcı ifadelerle tespit ediyor; millî iradeye ve kökü kurutulan vesayetlere geniş yer ayırıyor. Şu başlık da uyandırıcıdır: “Ayasofya’yı Millet mi Kapattı?” Birkaç satırı okuyalım: “Nihayet Ayasofya’nın 86 yıllık esareti, Danıştay 10. Dairesi’nin ‘Vakıf senedinde tahsis edildiği cami vasfı dışında kullanımının hukuken mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır’ gerekçesiyle, 2 Temmuz 2020 tarihinde oybirliğiyle aldığı karar sayesinde sona ermişti. Ezan yasağının ilan edildiği mekân olan Ayasofya Camii, 16 Haziran 19950 günü ezana kavuşma şerefine nail olamamıştı ama 24 Temmuz 2020 Cuma günkü muhteşem açılış sırasına, dört müezzinin dört minareden okuduğu dönüşümlü ezan ile rövanş almıştı.”

YENİ TARTIŞMALARA BİR KATKI

Hakanlıktan Başkanlığa Türk yönetim Sistemi ile günümüzdeki tartışmalara hatırı sayılır katkılarda bulunuluyor. 312 sayfalık kitabın her bölümü, titiz araştırmaların ve dikkatli bakışların sonucu olarak okuyucuya sunuluyor. Genelde yazarlar, kitaplarının son bölümünde söyleyeceklerini muhtasar olarak ifade etmeyi severler. Nuh Albayrak da bu geleneğe uyuyor; kitabın tafsilatlı ve bereketli muhtevasını şu satırlarla hülasa ediyor: “Netice itibarıyla Başkanlık Sisteminin, bizim devlet geleneğimize Batı’dan aldığımız yönetim biçimine göre çok daha uygun olduğu görülmektedir. Türk toplumlarının aslına dönmesi gibi bir etki oluşturmaktadır. Ayrıca ‘önce enine boyuna istişare, sonra kararlı ve hızlı icraat’ esasına dayalı bu yöntem, İslamiyet’e de uygundur. Yani Türk milletinin iki önemli gücü olan inanç değerlerimiz ve devlet geleneğimiz açısından bakıldığında ‘Başkanlık Sistemi’ parlak geleceğimizdir. Bu mütevazı çalışma, devletin yönetim sisteminin de en az savunma sanayii kadar yerli ve millî olması gerektiğini göstermektedir. Asrın dönüşümü sağlanmıştır. Türkiye, yerli ve güçlü yönetim sistemine kavuşmuştur. Güçlü ve ‘Tam bağımsız’ bir Türkiye için yapılması gereken tek şey, ‘millî ve güçlü liderler’ yetiştirmektir.”

Türkiye’de geçmişten bugüne yaşanan siyasi hadiselerin bir bakıma farklı, derinlikli ve incelikli bir yorumudur Hakanlıktan Başkanlığa Türk yönetim Sistemi. Asya ve Afrika ülkeleri üzerinde ameliyat yapmayı seven Batılıların kanlı tuzaklarını ve kirli oyunlarını korkusuzca deşifre eden bir eserle karşı karşıyayız. Bilir bilmez bu konuda ahkâm kesen bazı politikacılar, keşke bu kitabı hazmederek okuduktan sonra meseleye daha geniş ufuklu, ‘yerli’ ve ‘millî’ zaviyeden bakmayı deneseler. Unutmayalım: Bu sahih ve hayırlı okumadan kazançlı çıkacak olan Türk siyasetidir, yani ülkemiz.



#Edebiyat
#Aktüel
#Tarih