Amerikalı yönetmen Michael Patrick King'in kendi ülkesinde bile yerden yere vurulup ünlü sinema sitesi IMDb'de 3.7 puanla yerlerde sürünen video-klip havasındaki filmi 'Cinsel Mevzular ve Şehir-2', Birleşik Arap Emirlikleri'ne tatile giderek orada karşılaştıkları Araplara 'aşk'ı öğretmeye kalkışan (!) görmüş geçirmiş dört kadının (ki kendilerini öykünün dizi versiyonundan da tanıyoruz) hadlerini fazlasıyla aşmış serüvenlerini anlatıyor.
“İnsan hayatındaki her türlü duygusal eylemi acınası bir yüzeysellik, kendine özgü bir kütüklük içinde gören/yorumlayan, bir kadınla bir erkek arasındaki en günübirlik cinsel ilişki edimini bile günlük hayatlarında 'aşk yapmak' fiiliyle tanımlayan zavallı Amerikan kafasının yepyeni bir atığı bu… Tarih boyunca 'Kama Sutra'yı, 'Binbir Gece Masalları'nı, Ferhat ile Şirin'den Kerem ile Aslı'ya, Tahir ile Zühre'den Mem ve Zin'e kadar onca tutkulu sevda destanını türetmiş olan doğu uygarlıklarına aşkı, dahası cinselliği öğretmek Hollywood senaristlerinin haddine mi düşmüş! Gelsinler, asıl biz onlara öğretelim bütün bunları!”
Özdemir'in de kahkahalarla karşıladığı ve (sanırım) hak verdiği bu muzipçe yorumumdan hemen sonra, ülke olarak hepimizi (ya da en azından büyük bir bölümümüzü) üzüntüye boğan o meşum İsrail saldırısı gerçekleşti; buna bağlı trajik gelişmeler nedeniyle Michael Patrick King'in filminin Türkiye'de gösterime girişi de kısa süreliğine ertelendi. Warner Bros-Türkiye şirketinin aldığı bu erteleme kararı sonuna kadar haklıydı elbette; gönlü zengin ve cesur insanların Ortadoğu'daki aç, perişan ve mağdur insanlara yardım götürmeye çalışırken kurşuna dizildiği bu kadar zâlim bir dünyada, hiç kimsenin, içinde yüzdükleri andropoz gerçeğini reddeerek gençlikteki azgınlıklarını aynen sürdürmeye çalışan dört tane Amerikalı “kaşarlanmış hatun”un Arap diyarlarındaki cinsel serüvenlerini izlemeye mecali kalmamıştı çünkü…
Fakat, uluslararası bir dağıtım programına bağlı olarak hareket eden Warner Bros-Türkiye'nin bu noktada filmin gösterimini iki hafta ertelemekten daha ötede yapabilecek bir şeyi olmadığını düşünüyorum.
Dizi versiyonundan bile daha ucuz, cıvık ve de zevksiz bir erotik mizah… 146 dakikalık olağanüstü uzunluğu boyunca (sanki “Arabistanlı Lawrence” tarzı destansı bir öykü anlatıyor mübarekler!) bir moda defilesinden daha ötede anlamı bulunmayan, “fashion tv” üslûbundaki bitmez tükenmez kılık-kıyafetler gösterileri… “Aşk”ı bütünüyle “seks”le özdeş tutan hastalıklı bir romantizm algısı… Ve en önemlisi de “kadın”dan, “aşk”tan, “romantizm”den, “cinsellik”ten zerrece anlamadığı varsayılan ahmak Müslüman-Araplar, fırsatını yakaladıkları kısacık bir Dubai tatili süresince onlara bu gibi yüksek duygu ve edimleri en baştan yeniden öğreten anasının gözü Amerikalı hatunlar…
Bu filme çok da uzun bir eleştiri yazısı yazmak, ona ciddi ciddi saygı duymak anlamına gelecektir ki benim ise hiç de böyle bir niyetim yok. Tıpkı yıllar önce “Brokeback Dağı Kovboyları” filmine yaptığınız gibi bu filme de gerekeni yapmalı ve onu “izlemeye gitmeyerek” cezalandırmalısınız. Böylelikle, küstah Amerikalı yapımcı ve dağıtımcılara, birer “Doğulu” olarak üzerinize giydirmeye çalıştıkları o ahmaklık kostümünü kabul etmediğinizi gayet net bir biçimde gösterme fırsatı bulabilirsiniz.








