
Hayat bir sınav ve sınav bir elimiz yağda bir elimiz balda olmaz. Ter akıtma, nefes tüketme, gayret, çaba, mücadele ve zor süreçler gerektirir. Dünyada mutlak anlamda bir rahatlığın olmadığı bilinmektedir. İnsanlar; inançları, iradeleri, temayülleri, aktif veya pasif hâlleriyle bir hayat yaşar. Herkes kendi sınavını özel ve genel hâliyle yaşar. “Hanginizin davranışça daha iyi olduğunu denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, güçlüdür, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk, 67/2)
İşte dünya hayatını sürdürürken insanların karşılaştığı felaket ve musibetlerin bir hikmeti, sebebi, sırrı var mıdır? sorusu önem kazanmaktadır. Çünkü verilen nimetler, anlaşılır. Mümin için de kâfir için de gerçekleşmektedir. Yağmur yağınca, inanan inanmayan ayırımı yapmamaktadır. Zenginlik için çalışma şartı genel bir kuraldır. Ya müsibetler?
Cenabı Allah bu dünyada her işini bir düzen, kanun, ilke, ölçü üzere yapmaktadır. Bununla beraber dilediğini bir hikmet üzere yapmaktadır. Ve inancı ne olursa olsun hiçbir insana gücünün üstünde, kaldıramayacağı bir yük verilmez. “Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yükümlülük vermez…” (Bakara: 2/286)
Kâfirlerin bu dünyada uğradığı sıkıntılar, onun için varacağı cehennem öncesi bir cezadır.
Müminlerin bu dünyada uğradığı sıkıntılar ise ilahi rahmetin değişik sebeplerini barındırır. Bunlardan biri, yaşadıklarının günahlarının silinmesine, affına bir vesile olmasıdır. “Bir Müslümana herhangi bir musibet, bir sıkıntı, bir keder, bir üzüntü, bir eziyet, bir gam dokunursa, hatta kendisine bir diken bile batarsa, mutlaka Allah bunları onun günahlarına kefaret yapar.” (Buharî, Mardâ,1; Müslim, Bir, 5)
Musibetler mümin için bir hayır vesilesidir. Allah’ın bir ikramıdır. “Allah kime hayır dilerse, ona musibet verir.” (Buhârî, Nesei, Muvatta, Müsned, Tirmizî, Zühd, 57) “Allah, bir kulu için hayır murat ederse ona nefsinin ayıplarını (ve kusurlarını) gösterir.”
Unutulmasın ki her musibet ve olumsuzluk insanın kendi işledikleri yüzündendir. “…Sana gelen kötülük kendindendir, günahların yüzündendir…” (Nisa, 4/79)
En çok musibete maruz kalanlar peygamberler ve dini yaşama hassasiyeti olan kullardır. Hz. Eyüp hastalık, Hz. Yakup evlat kaybı, Hz. Yusuf köleleştirilme ve zindan, Hz. Musa memleketinden kaçma, Hz. Muhammed çocuklarının vefatı, öksüz ve yetim büyümesi.
Onlar, peygamberlik davası başlayınca akıl almaz durumlar yaşadılar, eziyet ve işkencelere maruz kaldılar. Onlar güçlü inançları ve örnek yaşamları ile öne çıkarlar. Başlarına gelen sıkıntı ve sabır oranında amel defterleri tertemiz olur, tüm hata ve günahlar silinir.
“İnsanların en çok musibete uğrayanları evvela peygamberlerdir, sonra derecelerine göre (veliler ve salihler) gelir. Kişi dinine göre bela ve imtihanlara maruz kalır. Eğer dine bağlılığı varsa, belası daha da artar. Fakat dininde gevşek yaşıyorsa ona göre musibetlerle karşılaşır. Kişiye belalar gelir gelir de artık onun üzerinde hiçbir günah kalmaz.” (Tirmizi, Zühd 57; Ahmed b. Hanbel, I/172, 174) “Erkek olsun, kadın olsun mü’min, Allah’a günahsız olarak kavuşuncaya kadar kendisinden, çoluk çocuğundan, malından belâ eksik olmaz.” (Tirmizi, Zühd 57)
Ahiretteki makamın yükselmesi, derecesinin artması için sıkıntılar verilir.
“Bir kul kendisi için (cennette) hazırlanmış olan makama ameliyle erişemeyecekse, Allah onun bedenine veya malına veya çoluk çocuğuna bir bela verir de bu belaya sabrı sebebiyle o makama eriştirilir.” (Ahmed b. Hanbel, V/272)
Sevgi bedel ister. Allah ve Resulünü seven kişi, bazı zorluklarla sınanır, temizlenir…
“Bir adam, Resûlullah aleyhisselam’a gelerek,
“Ey Allah’ın Resûlü! Ben seni gerçekten seviyorum” dedi. Resûlullah,
“O söylediğin söze dikkat et” buyurdu. Adam tekrar,
“Ben seni gerçekten seviyorum” deyince Resûlullah (s.a.v.),
“Söylediğin söze iyi dikkat et, ciddi misin?” buyurdu. Adam da,
“Vallahi seni gerçekten seviyorum” diyerek üçüncü sefer aynı sözü tekrar etti. Bunun üzerine Resûlullah, şöyle buyurdu:
“Eğer beni seviyorsan fakirliğe karşı bir kalkan hazırla. Çünkü fakirliğin beni seven kimseye gelmesi, selin durak yerine akması gibi hızlıdır.” (Tirmizi, Zühd, 36)
Özetle Allah’ın sevdiği kullar, müminler her hâlükârda kazançlı olan kullardır. Müjdemizi de Efendimiz Aleyhisselam vermektedir:
“Müminin durumu gıpta ve hayranlığa değer. Çünkü her hâli kendisi için bir hayır sebebidir. Böylesi bir özellik sadece müminde vardır: Sevinecek olsa, şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir belâ gelecek olsa, sabreder; bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd 64)






