Kış Uykusu'nun, diyalogları yoğun, görsel sahneleri şık ve insan psikolojisine dair tahlilleri oldukça derinlikli. Film, çok yönlü ancak çok iyi kotarılamamış karakterleri, bazı küçük devamlılık ve senkron hatalarına rağmen, gayet iyi ancak başyapıt gibi görkemli bir tanımı dolduramayan bir yapım.
Beklenen gün geldi; 67. Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye ödülü alarak büyük bir başarıya imza atan Nuri Bilge Ceylan imzalı Kış Uykusu, bugün sinemaseverlerin karşısına çıkıyor. Başrollerini Haluk Bilginer, Demet Akbağ ve Melisa Sözen'in paylaştığı film, seyircisini bir avuç insanın yalnızlık, vicdan, ahlak ve iktidar etrafında yaşanan çok boyutlu bir yolculuğa çıkarıyor.
Aydın (Haluk Bilginer), Kapadokya'nın sakin yerlerinden birinde, otel işleten eski bir tiyatro oyuncusudur. Eşinden boşanan kardeşi Necla (Demet Akbağ) ve genç karısı Nihal (Melisa Sözen) ile birlikte, bir yandan sıradan hayatlarını sürdürürken, öte yandan aralarındaki derin ayrılıkları da gün geçtikçe daha anlaşılır biçimde hissetmeye başlarlar. Yalnızlık içinde kıvranan Aydın, köşe yazarlığı yaptığı yerel bir gazetede toplumsal meselelere dair düşüncele- rini paylaşarak oyalanırken, karısıyla aralarındaki iletişim de gittikçe zayıflıyordur.
Nuri Bilge Ceylan, filmin jeneriğinde de belirtildiği gibi Çehov'dan esinlenmiş. Karakterlere odaklandığı açıkça belli olan yönetmen, hikâye yerine 'durum'u tercih etmiş. Dolayısıyla genel planda akan bir hikâyeden söz etmek mümkün değil. Zaten Ceylan sinemasının karakteristik bir özelliğidir bu. Üç Maymun ve özellikle Bir Zamanlar Ana- dolu'da filmlerindeki (Ercan Kesal'ın da büyük etkisiyle), hikâye-durum dengesi, bu filmde yerini yalnızca duruma bırakmış. Bununla birlikte diğer filmlerine nazaran mi- zahın oldukça etkin biçimde kullanıldığına şahit oluyoruz.
Film, alt metni açısından oldukça politik bir film. Din, ahlak, sosyal adalet, yalnızlık, ikili ilişkiler, aile bağları vb. birçok mesele kendine yer bulmuş. Mülkiyet meselesinden hayır işlerine, eğitim sorunundan halkın din ve estetiğe bakışına kadar pek çok sosyal meseleye göndermeler var. Aydın, adı gibi 'aydınlanmacı' bir bakış açısıyla kendi memleketine dair sosyal meselelere yerel bir gazetedeki köşesi üzerinden salvolar yaparken, aynı zamanda kiracısı olan imamın (kendince) kişiliksiz, mıymıntı karakteri üzerinden hınçla bilgisayar başına oturup din görevlilerinin giyim-kuşam, adabı muaşeretleri üzerine üstenci bir bakışla yazı kaleme alıyor. Tam da bu noktada kız kardeşi Necla, deyim yerindeyse ona ayar veriyor. Abisine 'sen anne babanın mezarına uğramayan, camiye dahi bir kez olsun gitmeyen biri olarak bu konularda ahkâm kesemezsin' diyen Necla'nın çıkışı, bu tavra sahip aydınlara bir eleştiri olarak yorumlanabilir.
Filmin en iddialı yanlarından biri de görsel sahneleri. Kapadokya'nın doğal atmosferini etkileyici biçimde yansıtan filmde şık kadraj ve planlar öne çıkıyor. Kış Uykusu'nun süresi 196 dakika. Seyredildiğinde bu sürenin abartılı olduğu gözden kaçmıyor. Zira karakter ve durum izahı için birbirinin tekrarı sahneler cömertçe kullanılarak zaman israfı yapılmış.
Hemen her karakterin uzun uzun meramını anlattığı film, Ceylan'ın en konuşkan filmi olma özelliğini taşıyor. Karakterlerin iç dünyasını son derece ustaca aralayan, hatta yer onların bilinçaltına inerek derin psikolojik tahliller yapan güçlü konuşmalar var. Yönetmen, üç ana karakterin geçmişlerine dair saptamalarıyla, aralarındaki gizli güç (belki de iktidar) dengelerini oldukça etkileyici sahnelere dönüştürerek önümüze koymayı başarıyor. Bazı sahnelerde ise oyuncuların dahi telaffuz ederken zorlandıkları cinsten teatral diyaloglar mevcut. Bazı mantık hatalarıyla yapaylıklar da göze çarpıyor. Örneğin Aydın'ın kardeşi Necla ve karısı Nihal'le tartıştığı kimi sahnelerde, hiç yoktan bazı soru ve çıkışlarla doğal atmosferi bozduğunu görüyoruz.
Filmin karakterleri ilginç biçimlerde kotarılmış. Aydın ve Necla başarıyla tasvir edilirken, Nihal karakteri bir o kadar zayıf kalmış. Kocasına her sahnede biraz daha bilenen Nihal'in öfke nedenleri çok sıradan. Geçmişe dair anlaşmazlıkları ise havada kalıyor. Filmin iki yıldızından biri olan Demet Akbağ, doğal oyunculuğuyla büyük bir başarıya imza atıyor. Filmde imam Hamdi rolünde seyrettiğimiz Serhat Kılıç kendisini iyiden iyiye hissettirirken, Nejat işler gerek oyunculuğu ve gerekse filmdeki karakteriyle zincirin en zayıf halkası olarak çıkıyor karşımıza. İşler'in canlandırdığı karakter son derece yapay ve popülist kalarak filmi zaafa uğratmış.
Mutsuzluk deryasında yüzerken abisinin tavırlarını kompleks olarak gören Necla'nı tavrına dikkat çeken yönetmen, diğer karakterlerin karşıtlıklarını da, Çehov, Shakespeare ve Dostoyevski gibi edebiyat ustalarından ilham alarak, olgun bir tarzda yansıtıyor. Ceylan, filmde sıklıkla karşıt görüş ve duruşlara yer vererek kendince dengeli, objektif bir tutum sergilemeye çalıştığı izlenimi veriyor.






