Arap talihsizliği!

00:009/07/2013, Salı
G: 9/09/2019, Pazartesi
Abdullah Muradoğlu

Kişisel hayatlarımızda karamsarlığa düştüğümüz, hiçbir şeyin değişmeyeceği hissine kapıldığımız anlar hep olur. Hiçbir şeyi değiştirecek gücünüz olmadığını zannedersiniz, öyle bir takatsizliğe düçar olursunuz ki parmağınızı bile kıpırdatamazsınız. Arapların uzun bir süredir hissettiği duyguydu bu güçsüzlük hali. Batı sömürgesi sonrasında Arap toplumlarına musallat olan "vekalet rejimleri" veya "askeri vesayet" rejimleri hep bu güçsüzlük halini muhafaza ettiler. Diktatörlükler, askeri oligarşiler,

Kişisel hayatlarımızda karamsarlığa düştüğümüz, hiçbir şeyin değişmeyeceği hissine kapıldığımız anlar hep olur. Hiçbir şeyi değiştirecek gücünüz olmadığını zannedersiniz, öyle bir takatsizliğe düçar olursunuz ki parmağınızı bile kıpırdatamazsınız. Arapların uzun bir süredir hissettiği duyguydu bu güçsüzlük hali. Batı sömürgesi sonrasında Arap toplumlarına musallat olan "vekalet rejimleri" veya "askeri vesayet" rejimleri hep bu güçsüzlük halini muhafaza ettiler. Diktatörlükler, askeri oligarşiler, monarşiler Arap insanının yaşadığı hali değiştirme gücünü sürekli aşındırarak iktidarlarını sürdürdüler.

2005"te Beyrut"ta (muhtemelen Suriye tarafından) bombalı bir suikastle öldürülen Samir Kassir de, 2004"te yazdığı, Türkçe"ye "Arap talihsizliği" başlığıyla çevirilen kitabında Araplardaki "güçsüzlük hali"ni tahlil etmişti. Kitabının önsözünde söze şöyle başlıyordu:

"Bugünlerde Arap olmak hoş değil. Kimileri için bir eziyet hissi, kimileri için kendine yönelik bir nefret; Arap dünyasında derin bir huzursuzluk hüküm sürüyor. Uzun süre kendilerinin incinmez olduğunu düşünen gruplar, Suudi yönetici sınıfı ve Kuveytli zenginler bile, muayyen bir 11 Eylül gününden beri her şeyi sarıp sarmalayan talihsizlik hissinden muaf olma niteliklerini kaybettiler.

Manzara hangi açıdan bakılırsa bakılsın iç karartıcı, fakat dünyanın geri kalan kısmıyla karşılaştırıldığında daha da kasvetli. Arap dünyası, erkeklerin ve daha büyük ölçüde kadınların serpilme şansına en az sahip bulundukları yer. "Arap" kelimesinin kendisi bile öylesine yoksullaştırılmış ki bazı yerlerde basitçe sansür imalı etnik bir etikete, ya da en iyi durumda, modernitenin temsil ettiği herşeyi yadsıyan bir kültüre indirgenmiş vaziyette."

Kitabında "Nasıl böylesine cansız düştük" sorusuna cevap arayan Kassir"e göre Arap talihsizliği, Arapların hiçbir geleceği, durumlarını düzeltecek hiçbir yolu olmadığına dair çok yaygın ve derine işlemiş bir hissiyat düzeyinde kendini gösteriyordu. Arap halkına bir güçsüzlük hali musallat olmuştu. Kalıcı bir şekilde iltihaplı bu güçsüzlük, talihsizliklerinin bir alametiydi. "Olmanız gerektiğini düşündüğünüz kişi olamama güçsüzlüğü" idi bu.

Mısırlılar, uzun bir aradan sonra, olmaları gerektiğini düşündükleri kişi ya da ülke olma şansını yakaladılar. Bir diktatörü gönderdiler ve bir sivil cumhurbaşkanı (Mursi"yi) seçtiler. Sivil rejime geçiş süreci, askeri rejimden kalma ekonomik, idari ve siyasi pek çok sorunun ağır baskısı altındaydı. Bu baskı Hüsnü Mübarek"i gönderen kitleler arasında kutuplaşmalara yol açtı. Bunu fırsat bilen askeri oligarşi son bir hamle daha yaptı. Arap güçsüzlüğünün nesnesi olmak istemeyen Mısırlılar ise darbeye direniyorlar. "Olmaları gerektiğini düşündükleri kişi" olmaktan vazgeçmek niyetinde hiç değiller. Ordu"nun Mısır devrimini geriye ittirme girişimi fiyaskoyla sonuçlanmaya mahkum bu yüzden.

Samir Kassir, Arap toplumlarının üzerlerindeki ölü toprağını silkeleyerek ayağa kalkmalarının bir ifadesi olan "Arap Devrimi"ni göremedi. Yaşasaydı, Mısır devrimi"nin üzerinden iki bahar bile geçmeden, 60 yıllık askeri vesayet rejiminin son muhafızları tarafından söndürülme girişimine tanık olacak, "Arap talihsizliği"ne bir kez daha hayıflanacaktı. Ancak, canları pahasına "Adeviye Meydanı"nı terketmeyen haysiyetli Mısırlıların Arap güçsüzlüğünü aşma iradesi göstermesini de çok daha ümit verici bulurdu.