Suriyeliler 1920"de yaptıklarını yapıyorlar bugün!

00:0026/06/2011, Pazar
G: 4/09/2019, Çarşamba
Abdullah Muradoğlu

Arap yazar İmadeddin El-Reşid “Bahar ölmesin diye” başlıklı yazısında Suriye halkının özgürlük mücadelesini 1920''lerin başında Fransız mandasına karşı verilen mücadeleye benzetti. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Araplara ihanet eden İngilizler ve Fransızlar Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin''i aralarında paylaşmışlardı. Suriyeliler Fransız manda rejimine karşı direnişe geçmişler ve binlerce şehit vermiştiler.“Büyük Arap İmparatorluğu” hayali kurarken, “Derhal Suriye ve Lübnan''dan çık” diyen Fransızlar

Arap yazar İmadeddin El-Reşid “Bahar ölmesin diye” başlıklı yazısında Suriye halkının özgürlük mücadelesini 1920''lerin başında Fransız mandasına karşı verilen mücadeleye benzetti. Birinci Dünya Savaşı sonrasında Araplara ihanet eden İngilizler ve Fransızlar Irak, Suriye, Lübnan ve Filistin''i aralarında paylaşmışlardı. Suriyeliler Fransız manda rejimine karşı direnişe geçmişler ve binlerce şehit vermiştiler.

“Büyük Arap İmparatorluğu” hayali kurarken, “Derhal Suriye ve Lübnan''dan çık” diyen Fransızlar karşısında Emir Faysal yüzünü daha önce isyan ettiği Osmanlılara çevirmek zorunda kalmıştı.

Birinci Dünya Savaşı''nın en kritik safhasında Osmanlı''ya karşı İngilizlerle birlik olan ve savaşın kaderini değiştiren Şerif Hüseyin ve oğulları Araplara da büyük bedeller ödettiler.

Şerif Hüseyin''in Irak, Suriye ve Lübnan''dan müteşekkil bir Arap Devleti''nin kralı olmak isteyen oğlu Emir Faysal, Fransızların verdiği ültimatom şartlarını kabul etmişti.

Ama Emir Faysal''ın kurmay başkanı yarbay Yusuf el-Azme Fransızlara boyun eğmeyi içine sindiremedi.

Şam civarındaki “Maysalun”da manda yönetiminin başındaki Fransız General Henri Gouraud ve askerlerine karşı birkaç bin neferiyle birlikte direnişe geçti El Azme.

Bu savaşta başta Yusuf el-Azme Paşa başta olmak üzere 2000 kadar asker şehit düştü.

Fransızlar El-Azme direnişini bastırdıktan sonra Suriye''yi işgal ettiler, Sünni, Alevi ve Dürzi diye parçalara ayırdılar.

Emir Faysal ise 1920 Temmuzundaki Maysalun savaşının arkasından Suriye''den çıktı.

Utanç verici bir çekiliş olmuştu bu.

Emir Faysal daha sonra İngilizlerin himayesinde kendisine tahsis edilen Irak''a fit oldu.

Ama Iraklılar İngilizlerin dayattığı Faysal hanedanına 1958''de son verdiler.

EL AZMA OSMANLI SUBAYIYDI

Yeri gelmişken belirteyim, Arap kardeşlerimiz Osmanlı''dan bağımsızlığını kazanmadılar, Osmanlı yenilgiye uğrayınca parçalanmış ülkeler olarak doğrudan İngiliz ve Fransız mandalarına tabi kılındılar.

Müslüman Osmanlı''dan kurtulurken İngiliz ve Fransız mandalarını girmeyi içlerine sindireyemeyen onurlu Arap kardeşlerimiz için asıl bağımsızlık mücadelesi yeni başlıyordu.

1920''lerin başında hem Irak''ta ve hem de Suriye''de İngiliz ve Fransız manda rejimlerine karşı Ankara hükümetinin de desteklediği milli direnişler başgösterdi.

Eski bir Osmanlı subayı olan ve Birinci Cihan Harbinde Kafkas cephesinde görev yapan Yusuf el-Azme, 1918''deki mütarekeden sonra Suriye''^ye dönerek Emir Faysal''ın kurmay başkanlığını üstlenmişti.

Fransız ihaneti üzerine Yusuf El Azme de Anadolu milli hareketine bağlı Osmanlı subaylarıyla yeniden ilişki içerisine girmişti.

Emir Faysal''ın tavizkar tutumlarına itibar etmeyen Yusuf El Azme Suriye''ye giren Fransız askerlerine karşı kahramanca savaşırken şehit düşmüştü.

Emir Faysal''ın yerlerde süründürdüğü Arap-İslam onurunu göğe kaldırmıştı.

Şam''daki bir meydan “Yusuf El Azme Meydanı” ismini taşıyor bu yüzden.

ANADOLU İLE BİRLEŞMEYE HAZIRDILAR

Ankara''daki Büyük Millet Meclisi''yle temas halindeki Osmanlı subaylarından Özdemir Bey ve arkadaşları Arap mücahitlerle birlikte işgalci Fransızlara ve İngilizlere karşı Suriye ve Irak''ta yeni cepheler açmakla meşguldüler.

Eski dost düşman olmaz misali, Arap, Türk, Kürt, Dürzi ve Çerkes mücahitler bu kez gerçekten emperyalist, gerçekten işgalci kuvvetlere karşı gerekirse Anadolu, Irak ve Suriye''yle büyük bir federasyon halinde birleşmeyi de içeren bir anlaşmayla omuz omuza vermişlerdi.

Fransız işgalcilere karşı Lazkiye civarındaki “Alevi Dağları”nda Şeyh Salih el-Alevi de başkaldıranlar arasında yer alıyordu.

Özdemir Bey''in Arap mücahitlerle birlikte organize ettiği büyük direniş hareketinin bir parçasıydı Salih el-Alevi ve Fransızlara büyük kayıplar verdirmişti.

Fransızların Suriye''yi etnik ve mezhebi kökenlerine göre üçe, dörde bölerek Arapların birliğini bozma girişimlerine başkaldıran Şeyh Salih kendisi de bir alevi olmasına karşın diğer parçalarından ayrılmış bir “Alevi devleti”ne razı gelmemişti.

Şeyh Salih el-Ali 1920''de Fransızlara karşı ayaklandığında Anadolu''daki “Milli Hareket” ve “Mustafa Kemal Paşa”yla temas halindeydi.

ŞEYH SALİH ALİ CUMASI

1925''de Dürzi lider Sultan Atraş da Fransızlara karşı ayaklanmıştı.

“Yusuf el-Azme”, “Şeyh Salih” ve “Sultan Atraş” Fransız manda rejimine başkaldırının simge isimleriydi.

İşte geçen hafta Suriyeli muhalifler Esad rejimin kulaklara fısıldadığı “Biz gidersek mezhep savaşı çıkar, ülke bölünür” sözlerine bir cevap olarak düzenledikleri Cuma gösterilerine bu yüzden “Salih Ali Cuması” adını verdiler.

Suriyeliler” Baas-Esad rejimi”ne ve mezhepçi zihniyete karşı “Hepimiz birer Şeyh Salihiz” demişlerdi.

Arap yazar İmadeddin El-Reşid “Timetürk”te yayımlanan “Bahar ölmesin diye” başlıklı bir yazısında Suriye halkının bugünki özgürlük mücadelesini Fransız mandasından kurtulmak için verdiği mücadeleye benzetmiş.

Doğruydu bu benzetme..

1920''lerden Suriyeliler başta Şam olmak üzere pek çok şehirde Fransız işgalcilere karşı Cuma gösterileri yapmışlardı..

Fransızlar da tam bağımsızlık ve özgürlük talebiyle ayağa kalkan Suriyelilerin sesini kısmak için her türlü şiddeti kullanmaktan geri kalmamışlardı..

Göstericiler üzerine ateş aşan Fransız askerleri çok sayıda Suriyeliyi şehit etmişler ve protestoları organize eden halk önderlerini tutuklamışlardı.

Anadolu halkı dün Fransız işgalcilere karşı Suriye halkının yanındaydı.

Bugün de Suriye halkının Baas Esad rejimine karşı verdiği özgürlük mücadelesini can u gönülden destekliyor.

BU KADAR BENZERLİK OLUR MU!

Suriyeliler sözde bağımsızlıklarını kazandıktan sonra da bir türlü rahata kavuşamadılar.

Bir Baas virüsü, bir iktidar hırsı girdi aralarına..

O darbe yaptı, bu darbe yaptı ve 1963''ten bu yana Baasçı bir hizip, 1970''den sonra da bu hizbin “Hafız Esad kanadı” ülkeye egemen oldu ve bugünlere kadar geldik.

Baasçı, Nasırcı(ve Kaddafici) tek parti rejimleri Arap halklarına layık oldukları adalet özgürlük ve refahı getiremediler ve tarih sahnesindeki rolleri bitti.

Arap-İslam dünyasında totaliter rejimler artık uzatmaları oynuyorlar.

Elbette bu geçiş sürecinin en yumuşak şekilde atlatılmasını istiyor gönlümüz.

Eğer yüreklerinde bir nebze hakiki yurtseverlik bulunuyorsa, “Milli Şefler” bir tek kimsenin burnu bile kanamadan ülkelerini selamete kavuşturmalılar.

Halkına karşı ordusunu, uçaklarını, tanklarını harekete geçirenler tarihe hangi sıfatlarla geçeceklerini de iyi düşünmeliler.

Hiç kuşkusuz “yurtsever liderler” olarak anılmayacaklar, tam tersine “halk düşmanı diktatörler” olarak anılacaklar.

Su yatağından çıkmıştır, geri döndürülmesi mümkün değildir.

Bugün Suriye''deki Baas-Esad rejimine karşı ayağa kalkan kitleler arasında Yusuf el-Azme''lerin, Şeyh Salih''lerin, Sultan Atraş''ların gölgesi dolaşmaktadır.

1920''de Maysalun''da Fransız işgalciler 2000 kadar yurtseveri şehit etmişlerdi..

Bugün Baas rejiminin silahlı çetelerinin katlettiği sivillerin sayısı da neredeyse bu kadardır.

Fransız generaller ile Baas generalleri arasındaki fark her geçen gün biraz daha azalmaktadır.

Bu, uçurumdan bir önceki duraktır, dönüş için vakit daralmaktadır.

Fransız mandasına karşı Suriye ve Anadolu el ele vermişti!

Suriyeliler İngilizlerin ve Fransızların kendi aralarında gizlice anlaşarak Suriye, Lübnan, Filistin ve Irak''ı paylaştıklarının ortaya çıkması üzerine büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı.

Suriye ve Lübnan''ın Fransız mandasına girmemesi için direniş teşkilatları kurmuşlar ve Osmanlı ile ilişkiye geçmişlerdi.

Şam''daki İngiliz istihbaratçıları Londra''ya gönderdikleri raporlarda Suriye Araplarının bir yabancı gücün yönetimi altına girmektense Türklerle birleşmeyi tercih edeceklerine dikkat çekiyorlardı. Hakikaten Suriye''de hava İngilizlerin ve Fransızların aleyhine dönmüştü. Osmanlı ile onurlu şartlar içerisinde yeniden birleşme dahil her türlü seçenek tartışılıyordu.

Suriyeli yurtseverler Ankara Hükümeti ile de gizli temaslar yaparak daha kapsamlı bir cemiyet kurulmasına ön ayak olmuşlardı.

Bu minvalde Ankara hükümeti''yle haberli olarak Ali Şefik Bey, 1920''de “Türk-Arap Dostluk Cemiyeti” veya diğer adıyla “Suriye-Filistin Müdafai Kuva-yı Osmaniye Heyeti”ni kurmuştu.

Örgütte Suriye ve Lübnan''ın Şam, Hama, Humus, Halep, Lazkiye, Baalbek, Beyrut, Sur başta olmak üzere hemen hemen bütün şehirlerinden nüfuzlu şahsiyetler bu teşkilatla ilişki kurmuşlardı. Bu şahsiyetler arasında çeşitli etnik ve mezhebi kökenlerden subaylar, doktorlar, gazeteciler, tüccarlar, aşiret reisleri ve din adamları vardı.

Teşkilatın başkanı Ali Şefik Bey idi, nam-ı diğer “Özdemir Bey”.

Teşkilat''ta yer alan şahsiyetlerden bazıları şöyleydi:

Şam''lı alimlerden Şeyh Kamil Efendi el-Kassab..

Şam''daki Kürt mahallesini temsilen Binbaşı kazmanizade Ahmet Bey..

Baalbek eşrafından Said Bey Haydar..

Çerkes eşrafından Musa Kazım Bey..

Şam''lı Türklerin reisi İmam Hacı Vakkas Efendi..

Lübnan''ın Sur şehrinden Şii önderlerden Kamil el-Esad..

Lazkiye civarındaki alevilerin liderlerinden Şeyh Salih el-Ali..

Kuneytra çerkeslerinin reislerinden Müftü Bedreddin Efendi..

Trablusşam''dan Müftü Hasip Efendi..

Teşkilatın kurucularından Mülazim Mustaba Sabri, Alevi Şeyhi Salih el-Ali''nin yanında Nusayri ve Alevi çetelerini tanzim ve idare ediyordu. Cemiyetin üç numaları fedailerindendi ve kod adı “Kuş Kadeh” idi.

Alevi dağlarında Fransızlara kök söktüren Seyh Salih Arap bayrağının ortasına Osmanlı bayrağının remzini de yerleştirmişti. Şeyh Salih''in temsilcisi Yüzbaşı Enis Bey, teşkilatın bir toplantısında heyete hitaben yaptığı bir konuşmada “Ecdadımız bu bayrak altında yaşamış ve bu bayrak altında ölmüş, biz de onu müdafaa etmeye ve ebediyyen altında yaşamaya mecburuz” demişti.

Teşkilatın mensupları Suriye ve Lübnan havalisinde Fransız mandasına karşı kurulmuş başka başka cemiyet ve örgütlerin de temsilcileriydiler.

Bunlar arasında “el Ahd”, “el-Hizbu''l Vatani”, “el-Hizbu''l Suri”, “el-İstiklalis Suri”, “ed-Defa-ul-Vatani”, “el-Hizbu''l defa-ul Askeri” gibi cemiyetler de bulunuyordu. Not: Konuyla ilgili olarak tafsilatlı bilgi isteyen okurlar Ömer Osman Umar''ın “ Osmanlı Yönetimi ve Fransız Manda İdaresi Altında Suriye (1908 – 1938)” başlıklı kitabına ve Mehmet Davulcu''nun “Faysal döneminde “Türkiye-Suriye İlişkileri, 1918-1920” başlıklı yüksek lisans tezine bakabilirler.