Yarasalar ve karanlıklar

23:009/08/1997, Cumartesi
G: 13/09/2019, Cuma
Ahmet Davutoğlu

YİNE
, hem de o makama geldikten sonra bir kesimin değil, bütün bir Türkiye'nin Başbakanı olduğu bilinciyle hareket etmesi gereken Başbakanımız tarafından anonim bir suçlamaya muhatap olduk: "Kesintisiz sekiz yıllık eğitime karşı çıkanlar karanlıktan beslenen yarasalardır." Burada açık bir adres verilmediğine göre, sayılarının onbeş milyona ulaştığı söylenen İHL ile doğrudan ilgili geniş kitleler de, bu uygulamanın doğuracağı sakıncaları dile getirmeye çalışan eğitimciler de, ülke tarihinin en büyük reformu olduğu iddia edilen bir politikanın iki aylık bir sürede yıldırım hızıyla çıkartılmasının aslında gizli bir dayatmanın ürünü olduğunu söyleyen özgürlükçü aydınlar da, bu yarasa kategorisine girmiş bulundu. Türkiye'nin ufkunun, Batı medeniyetinin ürünlerim mutlak değerler olarak benimseyen tek tip dogmatik bir robot yetiştirilmesi ile değil, hem Batı hem de kendi geleneğimizin ürünlerine vakıf yeni ve özgün bir aydın tipinin öncülüğü ile aydınlanabileceğini iddia eden bizler de bu kategoriye girdiğimize göre karanlıklar ve yarasalar üzerine biraz tefekkür etmemiz gerekiyor.


Önce bizim bakışımızla yarasalar ve karanlıklar. Hiç yarasa gördünüz mü bilmiyorum? Ben bir keresinde Malezya'nın tropikal bölgelerindeki mağaralardan birinde Herlerken önce ters bir şekilde asık duran, daha sonra da ürpertici çırpınışlarla mağaranın derinliklerine doğru uçuşan bu yaratıkları, bulundukları ortamda, görme imkanı bulmuştum, ilkellik yüklü bir iğrenme hissinden çok, bir ibret ve hikmet arayışı ile onların varlık dünyasını anlamaya çalıştım. Mağara içindeki bir taşın üzerine oturdum; karanlıklar içinde sunulan aydınlanma derslerine nüfuz etmeye çalıştım. Her şeyden önce, hiçbir şeyi boşa yaratmamış olan Allah'ın yarattığı yarasaları da, bizi yarasalıkla suçlayan insanları sevdiğimiz gibi sevmekle yükümlü olduğumuzu anladım. Sonra da, onlara, kendini varlık aleminin yegane güzel unsuru olarak gören müstağni beşer kibri ile değil, yükselişi ve derinliği mahfiyette bulan ve her varlık unsurunda kendinden bir parça gören erdemli Ademoğlu muhabbeti ile bakmamız gerektiğini. Estetik olarak hoşlanıp hoşlanmamak bir yana, yarasaya bir kanarya muhabbeti ile yaklaşamayan bir insanın gerçek varlık bilincine ulaşabilmesi de mümkün değildir.


Sonra karanlıklar. Ah, o derinleştirici ve öğretici gece karanlığı. Gözleme dayak ampirik düşünce aydınlıkların, felsefi derinliği haiz üstün düşünceler ve ufuklar gece karanlıklarının eseridir. Hz. Musa'yı bir gece karanlığında Tur-u Sina'da, Hz. İsa'yı bir gece yoğunluğunda Zeytin Dağı'nda, Hz. Muhammed (SAV)'i bir gece kıyamında Hira'da düşününüz. Bu mekanlarda karanlıkta derinleşen gerçek aydınlık geceler geçirme lütfana ermiş bir insan olarak ben, böylesi karanlıklarda geçecek bir saniyeyi, kumarhanelerin aydınlatıcı ışıklarında geçirilecek bin yıla değişmem. Bunu da ancak teheccüt zevkini tadan uyanık ve aydınlık insanlar bilebilir. Daha da ileri gidebiliriz. Konfüçyüs'ün, Buda'nın, hatta Hegel, Tolsytoy ve Nietsche'nin gecelerini ellerinden aldığınızda geriye fazla da bir şey kalmaz. Görebilen ve hissedebilenler için karanlıklar, bir nimet ve feyz kaynağıdır.


Şimdi biraz seviye düşürelim ve yarasaları ve karanlıkları mutlak olumsuzluk sembolleri olarak görenlerin perspektifinden olaya bakalım. Varsayalım ki. onların dediği gibi insanların görüş kapasitelerini yok eden ve ilerlemelerini engelleyen bir karanlık var. Yine bir misalle tezadı ortaya koymaya çalışalım. İstanbul'a bir gece bir de gündüz uçağı ile hiç indiniz mi bilmiyorum. Gündüz aydınlığında inerken, hele hele rotanız tarihi yanmada üzerinden geçiyorsa, bütün detayları açık bir şekilde görürsünüz. Gördüğünüz her detay aslında diğerlerinden farklılaştıkça varlık öznesi ve gözlem nesnesi olarak bir değer kazanır. Yani, Sultanahmet ve Ayasofya, Galata Kulesi ve Kız Kulesi farklı oldukları için, aydınlıkta onları gözlemenin bir faydası ve anlamı vardır. Bütün binalar ve bütün insanlar tek tip olsaydı, aydınlıkta olmanın da bir anlamı olmayacaktı. Ayni mekanın üzerinde yoğun bir gece karanlığında geçtiğinizi düşününüz. O karanlık içinde bütün varlık alemi hiçbir farklılığı barındırmıyor intibaı verecek şekilde tek tiptir. Dolayısıyla her şeyin tek tip olduğu bir aleme, uzaydaki bütün ışık kaynaklarının aydınlıklarım yükleseniz de bir şey değişmeyecek ve aslında fiilen karanlıkta olacaksınız demektir. Tek tip bir insanın ve tek tip bir dünyanın aydınlığı aslında içselleştirilmiş karanlıktan başka bir şey değildir.


Tek tip insan ve tek tip toplum oluşturmak isteyenler aslında içinde bulundukları karanlığı farkedecek yetenekte insanların çıkmasının doğuracağı aydınlıktan korkmaktadırlar. Bunu daha iyi anlayabilmeleri için, onlara, Eflatun'un Devlet adlı eserinin Yedinci Kitabı'ndaki Mağara misalini okumalarım tavsiye ederim. Yine de, Kur'an'ın aydınlığından kaçanlara Eflatun ne söyleyebilir bilemiyorum.

#Yarasalar
#karanlıklar
#Kur'an
#Hira
#Hz. Muhammed (SAV)