Irving Fisher diyor ki; ‘üretimin amacı tüketimdir. Bütün sermaye malları, tüketime giden yolda sadece yol istasyonlarıdır. Dolayısıyla tek gerçek gelir tüketim harcamasıdır. Bu nedenle, “gelir” denen şeyin değil, yalnızca tüketimin vergiye tabi olması gerekir.’Açıkçası insanlardan vergiyi gelir elde ederken değil, tüketirken alalım anlamına geliyor bu ifade.Gelir elde ederken vergilendirme, ‘niye gelir elde ediyorsun, sana ceza veriyorum’ gibi olumsuz bir düşünceyi akla getirebilir.Bir tüketim
Irving Fisher diyor ki; ‘üretimin amacı tüketimdir. Bütün sermaye malları, tüketime giden yolda sadece yol istasyonlarıdır. Dolayısıyla tek gerçek gelir tüketim harcamasıdır. Bu nedenle, “gelir” denen şeyin değil, yalnızca tüketimin vergiye tabi olması gerekir.’
Açıkçası insanlardan vergiyi gelir elde ederken değil, tüketirken alalım anlamına geliyor bu ifade.
Gelir elde ederken vergilendirme, ‘niye gelir elde ediyorsun, sana ceza veriyorum’ gibi olumsuz bir düşünceyi akla getirebilir.
Bir tüketim vergisi ise insanları para harcadıklarında vergilendirir, kazandıklarında değil.
Tüketim vergisi, bir mal veya hizmetin satın alınmasına uygulanan bir vergidir. Tüketim vergileri; satış vergileri, tarifeler, özel tüketim vergileri, katma değer vergileri ve tüketilen mal ve hizmetler üzerindeki diğer vergiler şeklinde olabilir.
Bildiğimiz gibi geliri ya tüketimde ya da ve tasarruf ederek kullanırız.
Dolayısıyla gelir üzerinden vergi aldığımızda hem tüketimden hem de tasarruftan vergi almış oluruz.
Bu nedenle eğer tasarrufu bir erdem olarak kabul ediyorsak (yatırım ve üretimin finansmanı yönüyle), o zaman gelir üzerinden değil tüketim üzerinden vergi alınmasını gündeme getirmeliyiz.
Bu konu
maliye/iktisat literatüründe
çok tartışılan,
tüketim vergilerinin tersine artan oranlı
olduğunu (ödenen verginin kişilerin gelirine oranı gelir azaldıkça artar, bu bakış fakirlerin mutlak olarak değil, gelirine kıyasla daha çok vergi ödediği anlamında ifade edilmektedir),
düşük gelirliler üzerinde daha ağır vergi yükü
getirdiği ağırlıklı kabul gören bir konudur.
Birtakım
zorunlu tüketim maddeleri
(temel gıda ürünleri)
ve gerekirse
artan oranlı tüketim vergisi
getirilerek daha çok tüketenlerin (lüks tüketim) daha fazla oranda vergilendirilmesini sağlayacak bir sistem bu
eleştiriyi boşa çıkarabilir
deniliyor.
daha basit, daha sade, verimli, daha az işlemi gerektiren, mali müşavirlere ve vergi denetmenlerine daha az iş getiren,
vergilendirme bürokrasinin asgariye inmesine ciddi katkı sağlayacak vergiler
olarak önerilmektedir.
Ekonomi yönetiminin temel amacı olan
kıt kaynakların etkin kullanımı
bağlamında
israfa yönelik tüketiminin azaltılması
ve bu kaynakların
tasarrufa-yatırma yönlendirilmesi
önem taşımaktadır.
Tabii ki tüketim vergilerini esas alan bir sistemde yatırım-tüketim harcamaları ayırımında titiz davranılması gerekir. Örneğin; kişilerin yaptığı eğitim ve sağlık harcaması bir tüketim harcaması içerisinde mi yer almalıdır? Eğitim ve sağlık harcamaları beşeri sermaye yatırımı kabul edilerek tüketim harcaması sayılmamalı ve vergi dışı tutulmalı. Bunun gibi bir takım muğlak konularla karşılaşılması kaçınılmaz.
Gelir elde eden bireyler ve kurumlar bu
yeni yatırımlara, ürün geliştirmeye, yeni teknoloji uygulamaya, ar-ge’ye, istihdama, üretime katkı yapmaya kullanacaktır.
Tüketim vergisi savunucuları işletme sahipleri elde ettiği geliri harcıyorsa bunun vergisini ödesin diyor.
Özellikle
Türkiye gibi dönemsel istikrarsızlıkların
(kur, faiz, enflasyon oynaklığı)
yüksek olduğu bir ekonomide,
enflasyon muhasebesinin işlerlik kazanmadığı bir ekonomide, reel gelirin değil
sermayenin vergilendirilmesi
anlamına gelecek
nominal karların vergilendirmesi şirketleri büyük sıkıntıya sokmaktadır.
Devletin temel altyapı ve bir takım kamu hizmetleri için kaynağa ihtiyacı var. Bu kaynak (vergi) asgari ölçüde piyasanın işleyişini aksatmadan,
tasarrufları-yatırımı teşvik eden vergi sistemi
-yapısı ile alınmalıdır.
Bugün Doğu Asya ülkelerinin gerçekleştirdiği
yüksek büyüme hızlarını arkasında yüksek marjinal tasarruf oranları,
bunların yatırıma dönüşmesi vardır.
Bugün Türkiye’nin
cari açık vermesi, bunun dış borçlanmayla finansmanı iç tasarrufların yetersizliği
anlamına gelmektedir.
Bütçenin açık vermesi
kamu tasarruflarının yetersizliği
(aşırı harcama) anlamına gelmektedir Dolayısıyla,
yatırım tasarruf arasındaki dengesizliğin giderilmesi, borçlanma ihtiyacının azaltılması için yeni bir vergilendirme sistemine,
vergilendirme anlayışına ihtiyaç vardır.
Akla geldiğinde (ihtiyaç duyulduğunda) çeşitli vergilerin bazı maddelerine yeni bir ekleme- çıkarma yaparak kısa vadeli ek vergi geliri elde etmenin yollarını arama ‘Modern’ bir ekonomiye yakışmıyor.
Sürekli
torba yasalarla sisteme müdahale etme sağlıksız-izlenemeyen bir vergi yapısı
karşımıza çıkarmaktadır.
Türkiye’nin; tasarrufları arttırıcı, yatırımları finanse edecek sermaye birikimini ve üretimi-istihdamı teşvik eden, lüks tüketimi pahalı hale getiren, kaynak israfını önleyen
yeni bir vergi sistemine olan ihtiyacı belirgin bir şekilde kendini göstermektedir.