Yazarlar Katil, öfke ve siyaset

Katil, öfke ve siyaset...

Ali Bayramoğlu
Ali Bayramoğlu Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

IŞİD'in Paris saldırıları çok yönlü bir öfkenin ne denli derin, vahim ve tehlikeli bir yol aldığını gösteriyor.
Çatışmanın merkezinde en basit ifadeyle “radikalizm” var.
Radikalizmin zemini sapkın da olsa inanç olunca, kimi değer sistemlerine açılan savaş, “kutsal-kimlik-öfke ilişkisi”ni birlikte getiriyor.
Ve tehlike daha çok büyüyor.
Sivil insanlara rastgele ateş etmek, 100 kişiyi 15 dakika boyunca tarayarak görgü tanıklarına göre “çoşku” içinde öldürmek, kutsal bir ödev yerine getirir gibi davranmak bunu göstermiyor mu?
“Çok yönlü öfke”nin altını tekrar çizelim...
Paris'teki saldırganlar sadece Hristiyan değer sistemine, kötülük ve zülumla özdeş kıldıkları Batı'ya meydan okumuyorlar.
Meydan okudukları aynı zamanda kendi dünyaları, kendi çevreleri, verili konum ve kimlikleri. Meydan okuma İslami alanın içine yöneliyor. Hedef dönüştürmek, tebliğ etmek değil, imha etmek, yok etmek oluyor. Üstelik tarihteki bildik tekfir (bir Müslüman'ı küfre nispet etmek) hareketlerinden farklı bu yaşanan… Faşist evrenin fütürizm akımı gibi, IŞİD öldürdükçe, başarı elde ettikçe, meydan okudukça cazibesini arttırıyor, kimlik oluşturma alanı haline dönüyor, şiddet-inanç ilişkisini kendi başına bir değer sistemi kılan, meşrulaştıran modern tekniklere dayalı sapkın bir öfke dalgası olmaya başlıyor...
“1968'de, Baader-Meinhof çetesi gibi gruplar, öldüren, ölümcül, öfkeli eylemler neden Avrupa'da başka ülkelerde değil de Almanya'da ortaya çıkmıştır” sorusuna Alman sosyal bilimciler, bunun “öfke duyulan Nazi dönemine tepki olduğunu” söylerler, soru ailelere yönelik “neden yaptınız sorusudur, eylem ise ölümcül imhadır...”
Doğru sorular her zaman doğru yöntemler üretmeyebiliyor.
Kimi zaman IŞİD'den etkilenen gençler örneğinde olduğu gibi, “bize her şeyi yanlış öğrettiniz...” gibi yanlış sorular, katil gibi sapkın sonuçlar üretebiliyor...
Ne yapmalı?
Radikalizm tepkiyle, ideale itirazla, arada kalmakla, kimlik, kişilik arayışıyla yakından ilgilidir.
İslami alan içindeki bu tehlikeyi anlamak istemeyen, sorgulamayan, “İslam'da şiddet olmaz” diyerek bu eylemleri kendi açısından geçiştiren ya da sadece Batı'daki İslamofobi dalgasına bağlayan bakış açıları bu açıdan sorun ve sorumluluk taşıyor.
Bu sorumluluk başkalarınınkini elbet ortadan kaldırmıyor.
Örneğin İslami olanı dışlayan, öfke üreten, kapısının önüne süpüren oryantalist bakışın sorumluluğunu...
Ya da IŞİD'i kendi çıkarları etrafında kullanmış olan ve kullanan uluslararası güçlerin sorumluluğunu...
Bu bela, her kesimin, her ülkenin, her kültürün önce kendisini sorgulamasını gerektirir.
Jean François Bayard, dün Liberation'da çıkan yazısında tam olarak bunu yapıyordu.
Fransa'ya ve Avrupa'ya dönüyor, onların sorumluluğunu tartışıyordu.
İlk vurgusu Avrupa'nın Filistin sorununa sırtını dönmesinin sonuçlarıydı. İsrail çıkarlarını savunan Avrupa politikalarının Batı karşıtı, anti-semit ve Hıristiyan karşıtı radikalleşmenin ana nedeni, ana taşıyıcısı olduğunu hatırlatıyordu.
İkinci vurgusu Fransa'nın Körfez ülkeleriyle, diktatörlüklerle kurduğu ilişkiler, buna karşın Hamas gibi partilere daha seçimi kazandığı gün terörist damgasının vurulması ve bunun yarattığı öfke ve dışlama dalgasıydı.
Bir başka vurgusu Avrupa üyeliği açısından Türkiye'ye arkasını dönmesi, Ortadoğu'da onu yalnız bırakmasıydı.
Bu sorgulama önemlidir.
Ancak bunun arkasına saklanmamak gerekir.
İslami tarafta, bizim tarafımızda, neyin, neden, nasıl olduğunu, bunun önüne geçmenin yollarını tartışmanın önü artık açılmalıdır.
Terör saldırılarını iç siyasete araçlaştırma ve faturayı siyasi iktidara çıkarma aptallığından tutun, her tür terör eylemini aynı sepete koyarak bunların sosyolojik arka planlarını boğma eğilimine kadar tüm faydacı tutumlar artık askıya alınmalıdır.
Sorun büyük...

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.